31 Ekim 2016 Pazartesi

Tarihimiz ve Kahramanlarımız -1 : BARBAROS-ZADE BÜYÜK HASAN PAŞA VE ŞARLKEN'E KARŞI KAZANDIĞI BÜYÜK ZAFER

BARBAROS-ZADE GAZİ HASAN(BÜYÜK HASAN) PAŞA VE ALMAN İMPARATORU  ŞARLKEN'E KARŞI KAZANDIĞI BÜYÜK ZAFER (GAZİ BÜYÜK-KARA HASAN REİS)
16.YÜZYIL  OSMANLI-ALMANYA SAVAŞLARI 
Osmanlı Devletinin 10.Padişahı ; I.Süleyman (KANUNİ) , 1520 yılında , Babası  I.Selim’in vefatı üzerine tahta geçmiş ve Büyük Dedesi Fatih Sultan Mehmet döneminde yarım kalan Batı seferlerine hızla başlamıştır. Belgrat( 1521) ,Rodos(1522) fetihleri  ve Mohaç zaferinin(1526) ardından Macaristan  fethedildi.Avrupa’da ise 1516 ‘da Alman ve Avusturya  İmparatoru olarak tahta çıkan 5.Karl yada Şarlken ; Papa’nın elinden  Kutsal-Roma Germen İmparatorluğu tacını giyerek(Achen-1520)  : İspanya ve sömürgeleri , Felemenk(Hollanda-Belçika) ülkelerinin de yönetimini üstlendi.Karada Osmanlı çok güçlü olduğundan,Şarlken ve kardeşi  Ferdinant(Avusturya İmparatoru ) meydan savaşlarından kaçınarak yerine denizlerde Osmanlıyla savaşmayı tercih etti. (Kanuni döneminde , Almanlar ve Avusturyalılar asla Osmanlılar’a karşı meydan savaşına çıkamadılar)
                                             Barbaros’un Huzura kabulü (Minyatür-1534)
                                                      Preveze zaferi(1538) tablosu
Bu durum  üzerine Kanuni Akdeniz’deki Osmanlı egemenliğini güçlendirmek üzere Uzun süredir İspanyollarla çarpışan ve Yavuz’un Mısır seferi sırasında yaptığı yardımlarla (Para ,Top ve diğer ateşli silahlar ile 2000 kadar da Yeniçeri emrine vermişti-1517)Cezayir hakimi  ve küçük birde donanması olan Barbaros’u İstanbul’a çağırdı. Barbaros Kaptan-ı Derya ‘lığa getirildi ve adı Hızır Hayrettin Paşa olarak kayıtlara geçti(Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Denizcilik Bakanı-1534).Barbaros’un İstanbul’a gelmesiyle Cezayir doğrudan Osmanlı devletine katıldı.Kapudan Paşa  aynı yıl Tunus’u da fethetti ise de Şarlken geri aldı.Osmanlı ile Kutsal-Roma Germen savaşları Karada ve denizlerde sürerken ; Avrupa’nın birleşik  haçlı donanması (Fransa hariç) Preveze’de Andrea Doria komutasında, (Barbaros) Hızır  Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması karşısında büyük bir yenilgiye uğradı.(27.Eylül.1538) Bu yenilgiden sonra Akdeniz’de Osmanlı hâkimiyeti tam olarak sağlandı ,Osmanlı Seferleri’ de Batıya doğru  artarak devam etti.
16.Yüzyılda Osmanlı Devleti 
                                            Cezayir’de ,Hasbah’ta ”i Reis Sarayı”
ŞARKLEN’İN CEZAYİR BASKINI
Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman 1541’de Macaristan seferinde bulunuyorken, (Barbaros) Hızır  Hayrettin Paşa ‘da İstanbul’ a dönmüştü.Osmanlı için hele denizciler için sefer yılı tamamlanmak üzereydi.(Osmanlı orduları ve donanması  baharda sefer çıkar ,kış gelmeden de merkezlerine dönmüş olurlardı) .Preveze yenilgisi üzerinden 3 yıl geçmiş ve hala Şarlken yenilgiden ders almamış olacak ki yeni planlamalar yaptı.Daha önce Tunus’u alan Şarlken , Cezayir’ i de almak için tam bir  fırsat yakaladığı düşüncesindeydi.Mevsim itibariyle Osmanlı Donanmasının sefere çıkması uzak ihtimaldi.Üstelik Kaptan-ı Derya ve Cezayir Beylerbeyi Barbaros’da Cezayirden ayrılmış ,yerine evlatlığı Hasan Reis’i naip olarak bırakmıştı.Artık Macaristan ve Preveze’nin de rövanşını alabileceği düşüncesindeydi Şarlken.(!). Osmanlı’nın Cezayir’i savunacak kuvvetleri  üç binden bile azdı. Şarlken, Tunus’u almış (1534), Cezayir’i de alırsa  Akdeniz’de üstünlüğü kendi lehine çevirebilecekti. Cezayir’i Osmanlı devletinden ayırmak/almak  için hemen bir  baskın - sefer  hazırlıklarını başlattı. Nihai hedefi ;  Kuzey Afrika’dan Osmanlıları atarak  buraları Hristiyanlaştırmak’tı.  Şarlken , yine mağlup Amiral Andrea Doria kumandasında 70 Parça’sı  Kalyon olmak üzere  500 den fazla  gemiden müteşekkil büyük  bir donanma hazırlattı. Birleşik Haçlı armadasında  40.000’ i  denizci asker, 400’ ü  Malta şövalyesi olmak üzere 70.000’e yakın savaşçı toplandı.Birleşik Haçlı Armadasının  Komutanlığın da Andrea Doria’nın yanı sıra Aztek ve İnka Medeniyetinin yıkıcısı ,Güney Amerika istilacısı  Amiral Fernando Cortez de bulunuyordu. Kutsal Roma-Germen İmparatorunun bizzat katılacağı sefere en ünlü İspanyol, İtalyan ve Alman soyluları’ na ilaveten ilk defa yine Avrupa’nın  düşes, markiz ve kontesleri de zafer’ i(!) seyretmek için  katılmışlardı.Avrupa yüksek sosyetesinin en kibar hanımları ve genç kızları bu zafer(!) alayın da İmparatorun yanında bulunmaktan büyük bir gurur duyuyorlardı. Şarlken  Büyük Armadasıyla ve büyük bir festival havası içinde- tantanalı bir biçimde-  20 Ekim 1541’de   ansızın (Osmanlıların beklemediği bir zamanda) Cezayir’e (Cezayir Eyaletine)saldırdı ve başkenti ( Başkentin adı da Cezayir’dir)  müstahkem kaleyi kuşattı.Haçlı ordusu kuşatma için karaya 25.000 den fazla tepeden tırnağa zırhlı asker ile 200 civarında top çıkararak  kuşatmayı tamamladılar.(20 Ekim 1541)
Barbaros'un Cezayir'de olmaması İspanyolları sevindirirken, Cezayir halkını da üzüyordu. Gerçekten bu kadar büyük bir donanmayı karşılarında gören Cezayirliler şaşırmışlardı.Azıcık Leventleriyle Hasan reis Barbaros olmadan İspanyollara karşı koyabilecek  miydi? Yoksa Cezayir halkını yüzüstü bırakıp “yüzgeri” mi edeceklerdi. ?
                                                 Cezayir-1575(Braun Hogenberg)                                                      
 Reisler
Kaptan-ı Derya   Barbaros’un Cezayirde yerine bıraktığı Hasan Reis(Barbaros’un evlatlığı-Büyük Kara Hasan Ağa  olarak anılmaktadır) , Preveze Savaşında Barbaros’un yanında Merkez filo da çarpışmış ,Barbaros’un güvendiği “Kara” Lakaplı yaman bir reis’ti.Zaten Cezayir Beylerbeyliğine vekalet ederken de ; Sicilya’dan Cebelitarık boğazına kadar Doğu Akdeniz’i kontrol ediyor, İspanyolları baskı altında tutmaya çalışıyordu.Fakat şu anda Hasan Reis ‘in vaziyeti  çok kötüydü.Emrinde Profesyonel anlamda 1000 civarında Levendi ve 2.000’ e yakın da kara askeri  olmak üzere toplamda 2600 kişilik kuvveti vardı.Ancak Böyle durumlarda Cezayir halkından da bir miktar gönüllü alıyorlardı. Buna karşılık Haçlılarda her yönden büyük bir üstünlük vardı. Fakat Güz mevsiminden dolayı  Osmanlı donanmasının sefere çıkması/ yardıma gelmesi zamanı geçmişti.Mevsimin elverişsizliği  aynı zamanda   büyük haçlı  donanması  gemilerinin harp manevralarını güçleştirecek kadar olumsuz olmasından dolayı da aslında  her iki taraf için de bir nevi elverişsiz şartlar  oluşturmaktaydı                                                                  
Barbaros-zade  Gazi  (Büyük Kara) Hasan Reis , hemen askeri anlamda danışmak  için derhal harp divanını topladı.Divana ,Levendler , reislerin yanı sıra Cezayir ahalisinin ileri gelenleri ve tanınmış alimlerde çağrılmıştı.Ancak toplantıya katılanlar dahice  savunma fikirleri yerine daha çok korkunun hakim olduğu konuşmalar yaptılar.Konuşmaları dinleyen Hasan Reis :
- Ağalar, Karındaşlar (!) , karşımızdaki  düşmanlar kalamızı kuşattı. Düşmanın çokluğuna bakmayın ve  Korkmayın.Bize yakışan düşmana karşı canla-başla savaşmaktır. Gayret bizim zafer Allahındır.
Harp Divan’ının ,esasında Barbaros-zade Gazi Hasan reis’in bu kararı tabii ki geleceklerinden endişe eden ve yine İspanyolların insafına mı kalacağız diye düşünen Cezayirlileri sevindirmişti.Hatta Cezayirlilerden bir miktar gönüllü( 2-3 bin kadar)  daha surlara/kaleye  gelerek Gazi Hasan Reis’in kuvvetlerine katılmışlardı.
Kuşatma planını büyük bir heves ve kararlıkla uygulayan haçlı armadasında da Şarlken toplantı halindeydi.Toplantıda Avrupa’nın büyük amiralleri ve komutanlarıyla birlikte soylu asilzadeleri de bulunuyordu.Aslında Harp planını konuşacaklardı ama konuşmaya da gerek duymuyorlar , çünkü  başarılarından  artık çok emindiler .Sadece Türklerin  elçi gönderip anlaşmayla (Vire) Cezayiri  teslim etmelerini bekliyorlardı.Fakat bekledikleri Türk elçisi bir türlü gelmiyordu.Haçlı komutanlar kendi aralarında :Biz kaleye bayrağımızı dikmeden , Türkler akıllı iseler gelir af dilerler ve Cezayir karşılığında belki canlarını bağışlarız, filan diyorlardı ama kuşatma faaliyetleri  devam ederken iyice kıyıya yanaşmak zorunda kalan   yardımcı gemilerden (10) kadarını Gazi Hasan Reis batırmıştı bile… (İspanyol gemileri süratle  atış menzili dışına çıkmak zorunda kaldılar )
Şarlken elçi kabul etmeyi ,elçi göndermeye tercih ediyordu. Fakat beklediği Osmanlı elçisi bir türlü gelmediği için  komutanlarının önerisiyle ve çağın savaş adetlerine göre  Türklere  isteksiz bir halde elçi gönderdi.Cezayir’ e Taarruz /Hücum  başlatan  Şarlken'in elçisi, Gazi Hasan Reis'in huzuruna çok havalı bir şekilde çıktı. Kibir ve çalımla , küçümseyici  tavırlarla huzurdakilere göz attıktan sonra  Hasan Reis'e yaklaştı ve Şarlken'in mektubunu uzattı.. Gazi Hasan Reis yine Harp  divanı’nı  topladı. Divan huzurunda Şarlken'in isteklerini okuttu:"..Mektubum  sana ulaştığında derhal Cezayir kalesinin anahtarlarını getir. Belki bu suretle suçunu bağışlarım. Duydum ki, ‘Cezayir’de esir çok, bana esir lâzım değil.’ diye Hiristiyan esirlerin başlarını vururmuşsun. Cezayir’i zorla alırsam, elimden kurtulamazsın..."  diyordu. Şarlken'in ne istediği/arzusu  anlaşılmış ,savaşmadan ve derhal  kalenin/Eyaletin  teslim  edilmesini  bekliyordu. Kalede bulunan  bu adı sanı duyulmamış bir denizcinin(Gazi Hasan Reis’in), koskoca İspanya kralının  muazzam donanmasına  karşı koyacak değildi ya!Üstelik  Şarlken sadece İspanya kralı değil, birleşik Avrupa devletlerinin de imparatoruydu(Kutsal Roma-Germen İmparatoru)
Gazi Hasan Reis  daha önce komutanlarıyla konuşmuştu; ama istişare  için tekrar görüşlerine başvurdu;
-Ağalar, Şarlken'in sözlerini işittiniz. Ne dersiniz?
-Gazi babamız, ne dememizi beklersin?!.. Biz bu canı bu günler için saklarız. Siz nasıl cevap verileceğini iyi bilirsiniz.
Beklediği ve umduğu görüşlerin teyidini alan   Gazi Hasan Reis, Şarlken'e aynı elçiyle cevabi mektubunu gönderdi:
" Mektubun bize ulaştı Ey mel’un ve hınzır Şarlken… Kuru lâf ile ben sana  Cezayir’i vermem ve senden de korkum yoktur. ..Mağrurun hasmı Allah'tır..." 
Elçi Şarlken’e cevabı ulaştırdığında ; Şarlken öfkeden çılgına döndü ve kuşatmayı şiddetlendirdi. Karaya yeni toplar ve askerler çıkartıldı. Denizdeki  gemilerden  ve kıyıya çıkarılan toplarl  Surları hep birden   dövmeye başladı. Cezayir deki Türkler  bunalmaya başladı,  erzak ve su da  azalmaya başlamıştı zaten.Çok bunalan Gazi Hasan Reis İstanbul’dan “ Barbaros geliyor” haberini  yaydırsa da bu taktikten Şarlken hiç etkilenmemiş ,üstelik de sürekli Cezayir’ı sıkıştırmaya devam ettiriyordu.
Kuşatma devam ederken İspanyolların festival gününe denk gelen gecede kuşatma yapan  herkes şarap alarak eğlenmişler  ve sarhoş olmuşlardı.Durumu değerlendiren Gazi Hasan Reis gece yarısında aniden kaleden huruç (çıkış/saldırı) yaptı.Hasan Reis festival  gecesi  -yani 23 Ekim’i 24 Ekim 1541 ‘e bağlayan gecede -düşman ordugahına yaptığı ani baskında sarhoş haçlıları perişan etti.Gazi Hasan  Reis Levendlerden, muhafızlardan ve Cezayirli gönüllülerinden oluşan küçük ordusuyla ,İspanyol siperlerine dalmış , önce ateşli silahlarını boşaltmışlar ardından kılıç ve kamalarla sarhoşları haklamışlardı.  Anlatılanlara bakılırsa 10 000 den fazla İspanyol Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirilmiş 500 kadarı da esir edilmişti.Ertesi sabah olanları öğrenen Şarlken büyük bir umutsuzluğa kapıldı.Oysa Osmanlıları en zayıf anlarında yakalamakla ne kadar övünerek baskın yapmıştı.
Öfkeden deliye dönen Şarlken tekrar ordusunu/donamasını toplayarak saldırı ve hücumlarını yeniden başlattı.
Haçlı Taaruzlarının  Cezayir müdafilerini iyice bunalttığı  Ekim’in sonlarında donanma Cezayir önlerinde demirli iken şiddetli yağmur gemilerdeki barutu kullanılamaz hale getirdi ve kuvvetli rüzgârın etkisiyle gemiler birer- birer kıyıya vurmaya başladı.Kaleyi kuşatan İspanyolların siperlerini de sular basmış,Kendilerini savunmaktan aciz hale gelmişlerdi. Yağmurda şiddetini artırmış fırtınaya dönmüş her yerde sular azgın bir nehir olmuş  akıyordu.Artık İspanyollar can havliyle sağa sola özellikle de kıyıya doğru kaçışırken , önlerini bu sefer de taşmış bulunan HARRAS (=Harraş)nehri kesti.İkinci bir fırsat yakaladığını anlayan Gazi Hasan Reis kaleden çıkarak hücuma geçti.İspanyolların Barut ve tüfekleri ıslanmış, silahları ateş almıyordu. Zırhlı İspanyol askerleri yağmurdan bataklık haline gelmiş arazide yürüyemiyor, çamurlara gömülüp boğuluyorlardı.Düşman ağırlıklarını da zaten siperlerinde bırakmış bulunuyorlardı. Nehri geçemeyen İspanyollar “Mayna Sinyör” diyerek aman dileyip Türklere teslim oluyorlardı.Karada  ,Kale kuşatma alanında bunlar olurken denizde de muazzam armada ya ulaşmaya çalışan Avrupa’nın en seçkin Haçlı birlikleri birbirlerine karışmış ve panik halinde  gemilerine  koşarak , birbirlerini adeta ezerek gemilerine çıkarken , armadanın  yarısı  karaya oturmuş (130 tanesi Türklerin eline geçecekti) 100 den fazla gemi de batmıştı. Sonuçta 20.000 Haçlı askeri fırtınadan boğulmuş veya Osmanlı kılıçları altında can vermiş, bir kısmı da esir alınmıştı.(31 Ekim 1541) Şarlken 1 Kasımda çekilme emri vermiş ve modifa burnunda kalanları toplamaya çalıştılar.İmparator Şarlken, Malta şövalyelerinin kahramanlığı –hayatlarını feda etmeleri-sayesinde canını zor kurtarmış., Toparlanan donanma 5 Kasım'da Cezayirden tamamen ayrılmıştır.Kalan birkaç gemisiyle Cezayir’den ayrılıp denize açılmayı başarmıştı.

 Bu olaydan sonra Şarlken bir daha deniz seferine çıkmadı.Şarlken rakibi Kanuniye özenerek donanmasının başında sefere çıkıp acı bir mağlubityeti tatmasına  neden olan Cezayir baskını kararına bin pişman olmuştu.Hayatında ,böyle  felaket bir mağlubiyetin  bu kadarını görmeyen Şarlken ağlamış ve üzüntüsünden  başındaki altın tacı (Papa’nın taktığı ) fırlatıp denize attıktan sonra:” Git zavallı çocuk ! Belki benden daha layık bir Kral bulursun ” Şarlken kendi canını zor kurtarıp İspanya’ya ancak  Aralık başlarında dönebilmişti. Sefer sonunda binlerce asker (30.000 ‘ den fazlası) ,yüzlerce gemi ve savaş ağırlıklarının yanı sıra 300 civarında İspanyol aristokrat kaybedilmişti.armadanın komutanı ; Andrea Doria ,Preveze de(1538) olduğu gibi bir Kaptan Paşa’ya değil ,sıradan bir reis’e mağlup edilmenin  acısını-ezikliğini  taşıyordu. bu olaydan sonra İmparatorluğu kardeşi Ferdinant’a ( Osmanlı Divanı-ı Hümayuna göre Avusturya Kralı “Fernandoş Kral”)bırakarak bir inzivaya çekilecektir.
                                                         5.ŞARL (ŞARLKEN)
Tarihin kaydettiği en büyük müdafaa  zaferlerinden biri olan Cezayir  zaferinin(1541)  müjdesi olarak ; Deli Mehmed Reis kumandasındaki 30 gemi(Çoğunluğu İspanyollardan ele geçirilen gemilerden oluşuyordu)’lik bir filo    21 gün sonra İstanbul`a gönderildi.Cezayirdeki Zafer müjdesini  alan (Barbaros) Hızır Hayreddin Paşa büyük bir mutlulukla  sevinç gözyaşları döktü. Cezayir zaferi Haberini  ,Barbaros heyetle birlikte  Kanuni Sultan Süleyman ‘a  ulaştırdı. Cezayir zaferi haberini alan Padişah Kanuni   ise huzurunda okunan “Zafername”  ile duyduğu ferahlıktan gözleri yaşarıp "Berhudâr ol mücahid Lalam! Hakikaten methettiğinden fazla imiş. Cezayir`de yerini boş komamışsın." diyerek , memnuniyetini Kaptan Paşa Barbaros’a belirtmiş, Vekaleten Cezayir’i yöneten Hasan Reis’i  Cezayir Beylerleyliği`ne asaleten atadığını belirten Hatt-ı Hümâyûn`u  da bizzat elleriyle yazmıştı.Bu tarihten sonra Gazi hasan reis artık “Paşa” rütbesini-  ki hakkıyla almış ve ömrünün sonuna kadar da denizcilikle uğraşmıştır.
Açıklamalar :
1-Barbaros-zade Hasan Paşalar iki ayrı kişi olmakla birlikte  birbirine karıştırılır.Bunlardan Büyük Hasan Barbaros’un evlatlığı olup Aynı zamanda Kara Hasan olarak da anıldığından Barbaros un manevi oğlu ve Cezayir beylerbeyliğininde halefi, İmp. Charles-Quint e karşı Cezayir galibi(31 Ekim 1941)…Preveze Deniz Savaşında (28 Eylül 1538) merkez filosunda görev yaptı.   1541 yılında Cezayir Beylerbeyliğine tayin olduktan sonraki adı : Barbaros-zade Büyük Kara Hasan Paşa olarak kayda geçmiştir.(Yazımıza konu olan Gazi hasan reis/Paşa) Kânûnî Sultan Süleymân, Hasan Paşayı vekâleten baktığı Cezâyir Beylerbeyliğine asâleten tâyin etmişti. Büyük Hasan Paşa, bundan sonra Akdeniz’de İspanya’yı daha sıkı bir şekilde baskı altına aldı. Cezâyir’de bayındırlık işlerine önem verdi ve pekçok hayır eseri vücûda getirdi. Sağlığının bozulması sebebiyle, 1544’te görevinden ayrılan Hasan Paşa, 1549’da Cezâyir’de vefât etti. Bâbü’l-vâd’deki türbesine defnedildi. İspanyol târihçi Hedo, Hasan Paşa için; “Hiç bir paşa, Cezâyir’de onun kadar adâlet ve hakkâniyet göstermemiştir.” 
2-Barbaros-zade Küçük Hasan paşa: Barbaros un tek oğlu olup ,evlatlık Büyük  Hasan Paşa’dan yaşça küçük olduğundan Küçük Hasan Paşa olarak anılmaktadır.Küçük Hasan Paşa,  Turgut paşa nın damadıdır. 3 defa Cezayir Beylerbeyliğine tayin olmuş , 1558 de, İspanyol ve Faslılara karşı Mostaganem savaşı galibidir.İstanbul’da vefat etti(1570).Beşiktaş’ta bulunan Barbaros türbesinde Babası’nın yanına defnedilmiştir.
 3-Şarlken’in Gazi Hasan Reis’e  gönderdiği Mektup :” Ey Reisi sen Barbaros'un bir hizmetkarısın, ben ise İspanya'ya ve en az onun kadar geniş İmparatorluğa hükmetmekteyim. Hangi yüzle bana kafa tutmak cüretini gösterebiliyorsun? Bilmiyor musun ki senin eski koruyucunu kovduktan sonra Tunus'u ele geçirdim. Tunus senin Cezayir şehrinden çok daha iyi tahkim edilmiştir, gene de kılıç elde oraya girip Barbaros'un askerlerini kovmam sadece bir kaç günümü aldı. Cezayir, hiç kuşku yok, gücüm karşısında çok daha kolay yenik düşecektir. Ama gene de şehir bana karşı direnebilecek olsa bile, kışın geri kalanını onu kuşatma altında tutarak geçiririm. Gelirken yanımda bir yıl yetecek kadar hazine ve kumanya getirdim. Yardıma gereksinme duysam bile ülkelerim uzakta değil. Ne var ki insanlık duygularım beni sana aman vermeye ve olumlu bir sözleşme vaadinde bulunmaya yöneltmektedir. Düşünüp taşınarak en uygun yolu seçmekte sana düşüyor. Eğer gururun ve kendini beğenmişliğin sana benim önermekte olduğum iyilikleri geri çevirtirse genel bir saldırı emri vereceğim ve zafer kazanan birliklerim, şehre girerek tüm halkı, benim haklı öcümü almak için kurban edecekler; uyarılmadım deme. Günah deme, günah benden gitmiş olacaktır. Namem sana ulaştığında derhal Cezayir kalesinin anahtarlarını getir. Belki bu suretle suçunu bağışlarım. Duydum ki "Cezayir de esir çok, bana esir lazım değil " diye Hristiyan esirlerin başlarını vurmuşsun. Cezayir'i zorla alırsam elimden kurtulamazsın…"
4-Şarlken in akibeti : Hayallerinin başarısızlığını ve artık kendine iyice ağır gelen imparatorluk yükünü çekemeyen şarlken, ispanya tahtını oğlu Felipe'ye, kutsal roma germen tahtını ise kardeşi Ferdinand'a bırakarak tahttan feragat etti. italya'nın denetimini güvence altına alıp, amerika kıtasındaki ispanyol sömürgeciliğine hız kazandırsa da ne Fransa'nın artan gücünü kırmak ne türk yayılmasını durdurmak ne de Almanya'nın iç sorunlarını çözmek başarısını gösterebilmişti. ispanya'da inzivaya çekilen ve bir manastıra yerleşen imparator 21 eylül 1558'de de orada öldü,
5- Huruç : Kaleler kuşatılırken(İhata) , Kalenin ana kapısından değil de ,kuşatanların beklemediği (genellikle gizli) küçük bir kapıdan ; kuşatılanların aniden kuşatanları yararak çıkma  hareketine verilen bir isim ve kavramdır.
6- Vire : Kaleyi kuşatanların kaledekilerle anlaşmalarına denir.Kuşatılanlar savaşmadan Kaleyi teslim ederlerse canlarının  bağışlanacağı anlamına gelen bir kavramdır.
Rifat GÜNDAY

Eğitimci,Araştırmacı ve Tarih Öğretmeni
Kaynaklar :
1-Barbaros Hayreddin  Paşa-Ebubekir Subaşı
2- Osmanlı Tarihinden İlginç Hikaye ve Anekdotlar-Avni Arslan-Ziya Demirel
3- Barbaros Kardeşler-Fırtınanın Oğulları-Jean,Louis Belachemi-Çev.Nihat önol


29 Eylül 2016 Perşembe

Tarihimiz ve Kültürümüz- 1 İSTANBUL BOĞAZININ MANEVİ KORUYUCULARI

İSTANBUL BOĞAZININ MANEVİ KORUYUCULARI
Osmanlı donanması  her yıl bahar mevsiminde (İstanbul’dan) sefere çıkar, 6-7 ay sonra da yani Sonbaharda  dönerdi.Donanma sefere çıkarken ;  Başta Sultan olmak üzere İstanbul’da bulunan  Devlet  adamlarının (Ricalin) katılımıyla , Denize açılma merasimi yapılıp top-tüfek şenliğinin bitiminde ,  Beşiktaş sahilinde  demir atardı. Beşiktaş’ ta  Donanma 3 güne kadar kalıp eksiklerini tamamlardı.Bütün Denizciler ,  Beşiktaş kıyısında dergahı bulunan ,  denizcilerin piri olarak bilinen  Yahya Efendi'nin(Kanuni Sultan Süleyman’ın süt kardeşi) duasını alıp öyle sefere çıkardı. Yahya Efendi'nin, Boğaz'ı ve denizcileri koruduğu bir halk inanışıydı. Yahya Efendi’nin  vefatından Sonraki yıllarda ise  türbesi ziyaret edilir dua edilirdi.(Donanma hangi yöne gidecekse gitsin -Akdeniz veya Karadeniz -  Yahya Efendi’den sonra  ,Anadolu kıyısında ,Üsküdar’da bulunan  Aziz  Mahmut Hüdayi  dergahına  geçilerek duası alınırdı.(Vefatından sonra türbesi ziyaret edilirdi.)Halk inanışına göre Aziz Mahmut Hüdayi ‘nin duasını alanlar ; yanmaz ve suda boğulmazdı. Donanma teşkilatına sonradan eklenen geleneğine göre de ; Barbaros Hayrettin Paşa’nın türbesi’ni de  Osmanlı Donanmasının her sefere çıkışından önce ziyaret ederek , Denizciler bu manevi atmosferin tamamlayıcısı  kutsal bir mekana dönüştürmüşlerdi.  Donanmayı Hümayun, her sefere çıkışında, bütün toplarını kuru sıkı ateşleyerek Beşiktaş’ta onun türbesi önünden gemi gemi, filo filo geçerek Marmara veya Akdeniz’e açılmıştır.Donanma geçidinden önce  levendler, bölük bölük gelip türbeyi ziyaret eder ve Fatiha okurlardı.
 Donanma Akdeniz’e doğru açılıyorsa ;güzergahı üzerinde Türklerin manevi kandillerinin (hizmet etmişlerin Türbelerinin bulunduğu mekanlar) top atışıyla selamlanarak geçilirdi.( Bolayırda Süleyman Paşa ,Geliboluda ; Gazi Derviş Yazıcızade Mehmet Efendi , Yazıcızâde Ahmed-i Bîcân Efendi  ,Nara Burnunda ;  Osmanlı akıncılarından Akbaş Baba, Gazi Fazıl Bey ve Ece Bey , Çanakkale’ye doğru da Saka Baba türbeleri top atışıyla selamlanarak, Fatiha okunarak  geçilirdi)     Donanmayı Hümayun Karadeniz’ e açılıyosa ; Kuzeye doğu sıralanan    manevi büyüklerin( Telli Baba, Sarı Saltuk Dede ve Hz.Yuşa ) türbeleri ziyaret edilir, dua edilir ancak zaman kısıtlıysa tek atış yapılarak selamlanırdı.  Boğaz'ın girişinde ve çıkışında karşılıklı olarak Karadeniz’e  doğu  4    manev i koruyucu ve diğer koruyucuların olduğuna inanıldığı kaynaklarda belirtilse de ; Yazılı ve Sözlü kaynaklardan yaptığım araştırmaya göre manevi olarak saygı duyulan  bu koruyucular’ın  esasında 6    manevi önder (Rahmetli) olduğunu tesbit ettim.  Ben de sözlü /yerel kaynaklardan teyit almak amacıyla Boğaz’ın manevi koruyucularının izini sürdüm. Araştırmalarım sonucunda  bunlar : Denizcilerin piri ; Beşiktaş’ta (1)Yahya Efendi , Çapraz karşısında  Üsküdar'da Aziz (2)Mahmut Hüdayi'nin türbesi.(3)  Boğaz'ın girişinde Beykoz'da, Karadeniz ile Boğaz'ı aynı anda gören İstanbul'un en yüksek tepesi olan Yuşa tepesinde Hz. Yuşa peygamberin türbesi. (4) Yuşa tepesinin  karşısında Sarıyer'de, Telli Baba'nın türbesi  ve  Telli Baba’dan sonra Karadeniz’le Boğaz’ın birleştiği noktada yani Rumeli Fenerinde  (5) Sarı Saltık Dede ‘dir. 6. Manevi Önder  ve Türbesi hakkında farklı rivayetler anlatılmaktadır.Halkımızın ,Boğazın manevi  koruyuculuğuna inandığı 6.  Ulu’nun   Kavak Hasan Dede ya da Leblebici Uzun Evliya olabileceği şeklindedir.Boğaz’ın her iki yakasının  taranmasından sonra :  bu türbenin(6.)  Anadolu yakasında Anadolu kavağı ile Üsküdar arasında bir mevkide olması gerektiğinden hareketle  Hasan Dede türbesinin Anadolu Hisarında , Leblebici Uzun Evliyanın türbesi  Beykozda  bulunuyordu.Bunlardan Hasan Dede hakkında yeterli bilgi olmadığından ,Uzun Evliya öteden beri daha çok ziyaretçi alması ,türbesinin sahabelerin türbesi kadar gerçekten uzun olması , sahile nispeten yakın olması ve de daha  da önemlisi şeceresinin çıkarılmış bulunması , 6 .Ulu koruyucunun  Uzun Evliya(Leblebici Baba ) olduğu  kanaatimi  kuvvetlendirmiştir.
(1)Yahya Efendi
Yahya Efendi (1494-1569) , Kanuni Sultan Süleyman  ile  süt kardeştiler. Kanuni, Yahya Efendi'ye hürmet eder: "Ağabeyim, hocam!" diye hitap eder, dergah sohbetlerine katılır. Beşiktaş’ta Boğazdaki Çırağan Sarayı'nın arkasında  dergahı bulunan Yahya Efendi , Sarayla bağı hiç kesilmeyen halkın da sevgisini kazanan bir manevi önderdi. Şeyh Yahya Efendi,her sabah deniz kıyısındaki  tekkesinden çıkıp kıyıda kendini bekleyen balıkçılara 'Gününüz bereketli, kazancınız bol olsun,' diye dua edermiş.Sonra 'Ey ya molla!' (Uğurlar olsun) dermiş. İşte o “ey ya molla “sözü, günümüzde 'heyamola'ya dönüşür,"Osmanlı donanması da sefere çıkmadan önce, Yahya Efendi'nin dergahı karşısında deniz kıyısına yanaşır, Yahya Efendi de davete karşılık verir, onları dualarla uğurlarmış. Denizciler de hep bir ağızdan "Amin," deyip, Akdeniz'e  yelken açarlarmış. Şeyh Yahya Efendi'nin, Boğaz'ı ve denizcileri koruduğu yaygın bir kanaat haline gelmişti. Yahya Efendi’nin  vefatından sonraki yıllarda ise  türbesi ziyaret edilir Fatiha’lar okunurdu.


(2)Telli Baba
Sarıyer’den sonra ; Rumeli kavağı'nda türbesi bulunan Telli Baba'nın kim olduğu ve nereden geldiği hakkında fazla bir bilgi yok. Ancak son yıllarda  Telli Baba’nın  Yıldırım Beyazıt ve II. Murat zamanında İstanbul'u kuşatmalarına katılmış  olabileceği ortaya atılmıştır. Bazı kaynaklar da  Osmanlı öncesi bir manevi zat., Anadolu'nun fethi için gelen Süleyman Şah'ın ordusundan bir Selçuklu kumandanı ya da bir Alperen olabileceğinden bahsedilmektedir. Bir diğer  ihtimal ise İslam  ordularıyla, İstanbul'u kuşatmaya gemilerle gelen Müslümanlardan   bir sahabe  olabileceğidir.Telli Baba hakkında en güçlü rivayet ise ;  Asıl adı İmam Abdullah Efendi olan bu zat, Fatih devrinde Alay  imamı iken şehit düşmüştür. Her halükarda   Telli Baba  denizciler için önemli bir manevi önder olarak anlamlandırmıştır.














 (3) Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri
Üsküdar ‘da  ,Boğaz'ın bir diğer manevi önderi(Rahmetli)  Aziz Mahmud Hüdayi’dir.(1541-1628) Türbesi Üsküdar Doğancılar mevkindedir. O dönem motor ve aydınlatma olmadığından , teknelerin alabora olması nedeniyle Boğaz'da, daha çok da  Haliç'te çok boğulan olurmuş. Halk’da  Aziz Mahmud Hüdayi'den dua isterlermiş. Osmanlı'da Aziz Mahmud Hüdayi'nin duasına hürmeten, Üsküdar'dan Sarayburnu'na giden bir yola “Hüdayi yolu”  adı verilmiş  diye anlatılır, Hüdayi ; ilk öğrenimini Sivrihisar’da  aldıktan sonra  İstanbul’da devam etmiş , Bursa’da kadılık görevlerinde bulunmuştur.Evliya Çelebi bu manevi koruyucudan "Yedi padişah, onun elini öptü," diye bahseder.Duasını alanların yangından ve boğulmaktan korunacağı (C:C.Allah’ın İzniyle) yaygın bir halk inanışı  olduğundan Denizcilerin sefer başlangıcında Yahya Efendiden sonra burası ziyaret edilirdi.
Aziz Mahmut Hüdayi’nin meşhur duası : “Sağlığımızda bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizimdir. Bizi sevenler, denizde boğulmasın ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin." Şeklindedir.













BOĞAZ’IN SON SELAMLAMA  YERLERİ
(4)  Hz. Yuşa
Hz. Yuşa’nın  ; Kur'an'ı Kerim'de, Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile denizde buluştuğunda yanlarında  bulunduğu anlatılan  gencin Hz. Yuşa Peygamber olduğu yorumlanmaktadır.. Rivayetlerde  de Hz. Yuşa'nın Hz. Musa ile Boğaziçi'ne geldiği, ölümünün ardından Beykoz'da, Boğaz'ı ve Karadeniz'i aynı anda gören en yüksek tepeye gömüldüğü anlatılır. Osmanlı padişahları da hürmet gösterip kabrin etrafını duvarla çevirmişlerdir. 1755'te Sadrazam Yirmisekiz Mehmet Çelebi Hz. Yuşa Camii'ni yaptırır. Denizciler de Hz. Yuşa ile hemen Boğaz'ın karşısında türbesi bulunan Telli Baba'nın karşılıklı olarak Boğaz'a bir halat gerdiklerine ve böylece düşmanların denizden geçmesini engellediklerine inandıklarından saygı ve hürmet göstererek ziyaret ederler , bazen de Boğazdan  Karadenize çıkarken sadece “selamlama” ile yetinilirdi.(Ahmed Bin Hanbel’in  bildirdiği hadis-i şerifte; “Güneş hiçbir kimse için batmaktan alıkonulmaz. Ancak beyt-i mukaddesi-Kudüs- fethetmek için gittiği gecelerden birinde Yûşâ Aleyhisselâm için batmaktan alıkonuldu” buyruldu.)


(5) SARI SALTIK DEDE
Sarı Saltuk Dede  Türbesi ; Avrupa yakasında İstanbul Boğazı'nın
Karadeniz'e açıldığı en kuzey noktasında, Rumelifeneri Köyü'ndedir. Rivâyetlere göre ; Sarı Saltuk, Peygamber ve Hacı Bektaş neslinden gelen bir Türkmen Alperen olarak anlatılır. Sarı Saltuk Alp’in  şeceresi bizzat Nakibü'l Eşraflık kayıtlarında geçer.Sarı Saltuk’un  13.Yüzyılda , Efsanevî manevi  kimliğini  hayattayken elde ettiği söylenmektedir. Hayatını anlatan Saltukname destanı, Alpereninin savaşlarını ve çeşitli kerametlerini anlatmaktadır.Boğazın  Rumeli tarafındaki son “selamlama “ türbesidir.

(6) UZUN EVLİYA –LEBLEBİCİ BABA :
Asıl adı Şeyh Ömer Halveti hazretleri olup  Lâkabı Ebû Abdullah’dır. Geylânî nahiyelerinden Lahica'da dünyaya gelmiştir. Tasavvuf silsile-i şeceresinde 23. Kuşağı temsil etmektedir.Harzem'de Şeyh Muhammed Harzem Hazretlerinden eğitim almış,Tebriz ve Mısır’da bulunmuş bu  yüce makamına yükselmiş, bilenen bir kaç Türk Evliyadan biridir. Evliyâlık yoluna girişi şöyle anlatılır: Gençliğinde ata binme hevesi vardı. Âlim ve velî bir zât olan babalarının yolunda değil de asker olmak istedi. Bu yüzden  bir müddet askerle birlikte seferlere katıldı. Bir harpte birliği dağıldı ve herkes bir tarafa kaçtı. Kendisi de atını bilmediği bir yönde sürünce eşkiyalar tarafından yolu kesildi ve anlatılan rivayete göre ataları eşkıya elinden kurtararak tekrar ilim yoluna döndürmüştür.
Mısırdayken( 7) kez hacca gidip , memleketi Harzem’e döndüğü ,oradan da Anadolu’ya gelip Tasavvufta çok önemli bir unvan sayılan “Pir Ali Kapı” eşiğinde defnedilmiştir.(14.Yüzyıl sonlarında) .Beykozda Ortaçeşme köyünde ,4 metrelik türbesi ,Camii ve yanında anıtlaşmış ağaç , Mezar taşında Atatürk'ün kendisiyle ilgili övgülü bir sözü  bulunmaktadır.

Denizcilerin ve halk inanışına göre; Boğazdaki Ulular’ın her biri  Boğaz'ı aydınlatan bir kandildir. A.H.Tanpınar'ın, "Türk İstanbul'un kaybolmaması ancak Boğaz'a ve Üsküdar'a verilecek şekille kabildir." sözü bu manevi hazza ne kadar önem verdiğinin ölçüsüdür.Boğaz’ın  Serin sularında tarih, kültür , edebiyat ve manevi kandiller birbirine karışmış “ derya -ı deniz” olmuş. Atalarımızın geçmişteki manevi önderlere saygısından da Geçmişte Boğaz'da sefer yapan bahriyeliler , Boğaz'ın bu ulu manevi koruyucularını ziyaretle sefere başlayarak asırlarca devam edecek bir gelenek haline getirmişler,  böylece hem mevcut seferde hem de gelecek seferlerde  denizcilerin manevi bir kuvvetle sefere  muhtemel savaşa motive etmişlerdir. Bu gün bile bazı balıkçılar ; balığa çıkmadan  önce  yukarıda anlatmaya çalıştığım/ rivayetlerini derlediğim  koruyucuların  türbelerine ziyaret gerçekleştirirler, dualar ederler.
 
Açıklamalar :
1-Osmanlı Donanmasının sefer merasimi :  Osmanlı donanması  her yıl ilkbaharda(mevsim-i evvel-i sefer-i derya)  sefere çıkar , sonbaharda(ahir-i sefer-i derya) dönerdi. 6 -7 ay süren bu seferin amacı Osmanlı sularındaki ada ve kıyılarda yaşayan halkı ve bu sularda gerçekleşen ticareti deniz korsanlarının  ve düşman gemilerinin saldırılarından korumaktı Osmanlı donanması  savaş durumu olmasa bile  yıl baharda yapılan törenle Akdeniz’e açılırdı(=ihraç ) II. Bayezid'den  beri bu merasim  gelenek haline gelmişti. 17. yüzyıldan itibaren Rus  Kazaklarının  saldırıları nedeniyle Karadeniz'e de donanma gönderilmeye başlanmıştı. İlkbaharda donanmanın Akdeniz'e eksiksiz olarak açılabilmesi için gereken hazırlıklar kış aylarında yapılmaya başlanırdı. (Ancak savaş durumu gibi gerekli hallerde donanma denizde de kalırdı). Kışın tersaneye gelen gemilerin yelkenleri çıkarılarak, anbarla’ra kaldırılır ve gemiler ilkbahardaki sefer mevsimine Haliç, Sinop, İzmit ve Gelibolu gibi tersanelerde  tamir edilerek hazırlanırlardı. Donanmanın denize açılma törenine ;İleri gelen devlet görevlilerinin yanında padişah da  bizzat katılırdı.Merasim için  önce müneccimbaşının uğurlu bir tören saatini gerekiyordu. Donanmanın denize açılacağı gün de vezirler, şeyhülislam, nişancı, kazaskerler, defterdarlar ve yeniçeri ağası sabah namazından sonra Tersane-i Amire'ye gelerek kaptan-ı deryanın odasında otururlar, bunlara daha sonra sadrazam da katılırdı. Sadrazam, tersane görevlilerine hilat verirdi. Bundan sonra hareket izninin Sultan’dan  gelmesi ile birlikte tüm erkan baştardaya(Kaptan- Derya’nın kadırga ya da Kalyonu) gitmek üzere vezirler, ulema ve diğer erkan odadan çıkarak, rütbe sırasıyla baştardaya otururlar, kaptan-ı derya sancak dibinde ayakta durarak iskeledeki halkı selamlardı.Gemiler  Kireçhane'ye  geldiğinde sadrazam kendi kayığı ile padişahın yanına giderdi. Daha sonra Yalıköşkü'nde padişah, kaptan-ı derya’ ya kürklü seraser, diğer beylere ve donanma ağalarına, çorbacılara ve gemi reislerine de hilatler giydirdikten sonra sadrazam ve kaptan-ı derya baştardaya dönerlerdi. Kaptan-ı derya Baştardanın sancak yanında ayakta selam durarak Yalıköşkü karşısına gelindiğinde padişahı selamlar ve o sırada top ve tüfek şenliği başlardı. Gemiler Beşiktaş önüne gelindiğinde demir atılırdı. ( Donanma  kanunen Beşiktaş ta (3) gün kalabilir bu arada bazı eksiklerini tamamlardı.) Donanma son hazırlıklarını tamamladıktan sonra Kapudan Paşa’nın(Kaptan-ı Derya)  ilk komutu ;
-“Bismillah Vira “ ardından ikinci komutu
-“Yelkenler Alesta “ ile denize açılma başlardı.(Sefer de savaş yok ise ;  Kapudan Paşa    Donanmanın Akdeniz’e ihracından sonra İstanbul’a dönerdi)
2-Gemilerin Denize İndirilme Merasimi :  Osmanlı Donanma-ı Hümayun’ ait gemilerin denize indirilme hazırlıkları tamamlandıktan sonra , Geminin indirimle töreni için  uğurlu bir vaktin ( saatin) tespitini yine müneccimbaşı belirlerdi. Tersane-i Amire’de (Haliç) Belirlenmiş olan saat gelince padişahın müsaadesinin ardından dua ile kalyonun baş ve kıç taraflarında kurbanlar kesilir ve dua eden şeyhe çuka ferace giydirilerek geminin denize indirilmesi başlardı. Gemilerin denize indirilmesinin ardından çeşitli devlet görevlileri ile tersane çalışanlarına hilat verilirdi.Merasimden önce Eyüp Sultan Camii’nde donanmanın muzafferiyeti için Buhârî-i Şerif’in bir kısmı veya tamamı okunur, dualar edilirdi. Daha sonra, Piri Reis zamanından beri devam etmekte olan geleneğe uygun olarak, her türlü belânın def’i için ,denize indirilecek gemi sayısınca Mushaf-ı Şerifler bir sargı içine konularak kenarları dikildikten sonra sonra kılıflar, balmumuna batırılır, iki rekât namaz kılınarak Fâtiha Sûresi eşliğinde gemilerin en yüksek yeri olan grandi direğinin tepesine çekilirdi.( Gemi direğine Kuran konulması  geleneği  halen Deniz Kuvvetlerinde devem etmektedir.)
3- Kaptan-ı Derya'nın Göreve Başlaması : Göreve yeni tayin olunan Osmanlı Devleti’nin Kapudan paşaları (Kaptan- Derya) da, hilatlerini Barbaros'un Beşiktaş'taki türbesinde giyerlerdi, bu törende dua edilir ve fakir-fukaraya  yemek verilirdi.

Rifat Günday
Araştırmacı,Eğitimci ve Tarih Öğretmeni.
KAYNAKLAR :
1-Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kaynakları
2-Tarih ve Medeniyet ,Nisan 1999,s 61
3-Osmanlı Donanma Teşkilatı, Oğulcan Kuşlar
4-Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı ,İ.H.Uzunçarşılı
5-Yerel Kaynaklar.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Gezi yazısı - 1 BİRGİ

 
Gezi yazısı -1
AYDINOĞULLARININ ŞİRİN  BAŞKENTİ ; BİRGİ
Ödemiş’ten ayrılıp ,ovayı katedip Bozdağ’lara yaklaşınca otantik görünümlü,kırmızı kiremitli evleriyle yeşillikler arasından BİRGİ  hemen önümüze çıkıyor. Adeta zamanın durduğu yer. Hani asırlık evlerden yeni ve aslına uygun onarım görenler olmasa , Birgi’nin zamana direndiği daha iyi anlaşılacak. Ödemişten ayrıldıktan yaklaşık 20 dakikada Birgi’ye ulaşıyoruz. Birgi ; İzmir’e 120 km mesafede olup, sırtını Bozdağ eteklerine yaslamış sanki bu muhteşem coğrafyadan güç alırcasına asırlık avlulu ve ahşap katkılı  Birgi evleri ve onlara kanat geren ulu çamları ,meşeleri,çınar ve ceviz ağaçları  bizleri karşılıyor. Beldenin girişindeki depo/fabrika ve Jandarma binası  olmasa adeta tarihten gelmiş gibi tamamen doğal ve tarihi dokusuyla ayakta duruyor. Birgi’nin ortasından akan Sarıyer dersinin etrafında yer alan Birgi bir zamanlar (1308 de Aydınoğulları (veya Aydınoğlu) başkenti olmuş) Türkiye Coğrafyasının çok önemli bir medeniyet beşiği olmasının ihtişamıyla ne güzel, şirin bir yer olarak günümüze gelebilmiş. Birgi’yi koruyan eller ve yaşatan eller ne güzel eller.Maalesef günümüzde böyle örnekler yok denecek kadar az kalmış.

AYDINOĞLU Mehmet Bey Camii(Ulu Camii) : Otobüs’ten inilince ilk önce Ulu Camii’ye giriyoruz. Beyliğin kurucusu Gazi Mehmet Bey (1308-1334) tarafından 1312-1313 yıllarında; hamam, medrese  ,çeşme ve türbe’den oluşan bir külliye tarzında yaptırılmıştır.




Camiye girince (Birkaç basamakla aslında iniliyor) ilk dikkatimi çekenler ; Sütunlar,süslemeli ahşap kapılar ve tabiî ki tavan.Tam karşımızda mihrap. Turkuaz renkli çiniden yapılmış, üst kısmında geometrik bezemeler ile süslenmiş. Mihrap önünde sütunlu küçük bir kubbe.Tavanın kalan kısmı ahşap ve çift eğimli.Çok farklı bu tarzın sebebi Aydınoğulları(Aydınoğlu) denizcilikten çok hoşlandıkları için bir nevi gemi teknesine benzetilmiş sanki.




Minber kündekari (Çivi kullanılmadan yapılmış demek) cevizden oyma yapılmış. Mihrabın yanlarında oyularak çok köşeli yıldızlar ve kürelerle (Gezegenler) süslenerek , burada gökyüzü ve samanyolu sistemi anlatılmak istenmiştir. Minber’in ve Pencerelerin iç kapıları daha önceleri çalınmış; İmam efendi’nin anlattıklarına göre  “Bir İngiliz bayan profesör müzayedede satışa çıkan eserlerin Birgi Ulu camiine ait olduğunu tespit ederek İnterpol’a suç duyurusunda bulunmuş. Böylelikle kapılar Türkiye’ye gönderilmiş.”(Maalesef Burada Yurt Dışı teşkilatlarımızın  sayın görevlilerinin çalınan eserlerle ilgili bir tespiti ve başvurusu olamadığını da üzülerek öğreniyoruz)Yapının  duvarları devşirme taştan yapılmış, sütunları da öyle.Arka cephede(güney duvarı) bulunan antik döneme ait arslan kabartması da bambaşka bir sanatsal görünüm sağlamış. Özetle Beylikler döneminin ilk Ulu Camii si olarak Türk-İslam sanatının da önemli yapıtları arasında sayılan  Aydınoğlu Mehmet Bey Camii ; Selçuklu Mimarisinin çok ayaklı kesme taştan yapılmış camii mimarisini andırsa da kesinlikle Mehmet Bey camii kendine özgü eserler içerisinde seçkin yerini almıştır kanaatindeyim.



Aydınoğlu Mehmet Bey Camiinden sonra yöresel Pazar’dan geçerek tabii bu arada tarihi evleri de gözlemleyerek Çakırağa konağına ulaşıyoruz.

  
Çakırağa konağı, Türkiye’deki ahşap yapıların içerisinde bence en görkemlisi ve dimdik ayakta kalanı.18.yüzyılda(1761 yılında) tüccar Şerif Ali (=Çakır Ağa)tarafından yaptırılmış konak,1993 yılında esaslı bir onarım restorasyon geçirmiş olup şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir müze. Konak üç katlı olup,üç tarafı(Kuzey,batı ve güneyi) duvarla çevrili ,doğu cephesi açık olup Bozdağ manzarasına hakimdir.Alt kat “taşlık” tarzında yapılmış üst katlara çıkan çift merdiven bulunmaktadır.Konakta eyvanlı odalar ve cumbalı balkonlar barok üslubundan etkilenmiş görünmektedir.Konağın ahır,samanlık ve mutfak evi gibi eklentilerinin bir kısmı hala durmaktadır.Konakta Çakır ağa kahvelerini farklı cumbalı-eyvanlı odalarda içermiş.Konağın en güzel odaları ; İzmir ve İstanbul odalarıdır.anlatılanlara göre Çakır ağa’nın , biri İzmirli, diğeri İstanbullu iki hanımı olduğundan. , odaların duvarlarına İzmir ve İstanbul’un birer görüntüsünü/resmini yaptırmış. Resimler, bize şehirlerin o günkü halini göstermekle birlikte sanat açısından hayli önemi var. Konağın İçi olduğu kadar dışı da çiçek ve motiflerle süslenmiş olması herkesin dikkatini çekmeye yetmektedir. Birgi deki bir diğer konak görkemli olmasa da Sandıkoğlu Konağı’dır.(Hasarlı durumdadır).

Birgi’nin diğer tanınmış yapıları ; Birgivi Mehmet efendi Medresesi(16.Yüzyıl örneği) ve türbesi, Karaoğlu camii(18.yüzyıl), Derviş Ağa camii, medresesi(Dar-ül hadisi)  külliyesi(18.yüzyıl) ,Çukur Hamamı, Osmanlı Hamamı , Sasalı hamamı , konak benzeri geleneksel Türk evleri ,Çeşmeleri ve su kemerleriyle adeta  Milli  bir açık hava müzesi.  Birgi, Türkmen beyi olan Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından ,başkent yapıldıkdıktan sonra bu coğrafyanın önemli bilim , eğitim , kültür  ve ticaret merkezi vasfına kavuşmuştur.  Yüz yıldan fazla Sakız ve Mora’ya kadar olan  Ege coğrafyasında (Başkent Birgi ,İzmir, Aydın  ,Alaşehir , Selçuk  dahil olmak üzere) hüküm süren Aydınoğulları ( Aydınoğlu ) Beyliği’nin çeşitli büyüklükte  altmış şehri ve otuz kadar da muazzam savunma   kalesi bulunuyordu. Aydınoğulları ( Aydınoğlu ) nın Ege  coğrafyasına  yaptıkları hizmetler bu günkü haliyle bile anlaşılabilmektedir.
Gazi Umur Bey Anıtı(1334-1348)
Birgi’nin sokaklarını, açık hava müzesini geride bırakarak, Bozdağ’ların eşsiz güzelliğini’ne  kıvrıla kıvrıla tırmanmaya başladık  ve Salihli üzerinden dönüşümüz başladı. Gönlüm bir kez daha Birgi’ye gelip bir gece kalmak ve bu havayı tekrar teneffüs etmekten yana.
Açıklamalar :
1-Aydınoğulları(Aydınoğlu) Beyliği’nin özetle tarihçesi : 14.yüzyıl başlarında ,Anadolu Selçuklu’nun dağılmasıyla, Germiyanoğlu beyliğinin subaşısı olan Türkmen beyi  Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından Menderes yöresinde kuruldu (1308). Başkenti Birgi’dir.İzmir’ i fethetmiştir.Oğlu Umur Bey zamanında beylik  en canlı dönemini yaşadı. Yunanistan, Mora ve Ege adalarına seferler yapıldı, ganimetler elde edildi. Fakat Papa tarafından gönderilen Haçlı ordusunun İzmir'i alması (1344) ve Umur Beyin şehadetiyle  gerileme dönemi başladı. Kardeşi Selçuk Emiri Hızır Bey Haçlılarla anlaşmak zorunda kaldı, 1390'da da beylik  Osmanlı egemenliğine girmiş,1425’de tamamen ortadan kalkmıştır.
2-Aydınoğulları8Aydınoğlu)  beylerinin önemli hizmetleri: Aydınoğulları sahip oldukları şehirlerde imar yaprak, Anadolu’daki Türk otoritesinin  boşluğunu doldurmuşlar , buraları Bilim ve eğitim merkezleri haline getirmişlerdir.Beyliğin resmi dili Türkçe olduğundan Türkçe’nin gelişimine katkıda bulundular.Özellikle Birgi her bakımdan bir bilim,kültür ve eğitim merkezi halini alarak altın çağını yaşamıştır.Aydınoğlu Mehmet Bey Birgideki Ulu Camii külliyesini yaptırmıştır.Birgi Ulu Camii Beylikler döneminin ilk Ulu Camiisidir.
Mehmet Bey’in  oğlu İsa Bey ,sonradan başkent olan Selçuk’da İsa bey(tamamen mermerden ) camiini ve imaretini yaptırmıştır.Bu camide yine Beylikler döneminin ilk avlulu camii olma payesini almıştır.

Aydınoğulları soyundan gelen Özdemiroğlu Molla Yakup tarafından İzmir Konak’taki Kemeraltı çarşısında Hisar camii (1597-1598)yaptırılmıştır.Hisar camii Aydınoğulları Beyliğinin ortadan kalkmasından 150 yıl sonra yapılmış,özelliği  üç mihraplı ilk camiidir.

3-Aydınoğuları (Aydınoğlu)  Beyliğinin “Çaka” Bey’in mirasını devralması: İlk Türk Denizcisi Çaka Bey(1081-1092) ‘in yine bu bölgedeki rolünü Mehmet bey’in oğlu Umur Bey üstlenmiştir.Mehmet Bey zamanında Selçuk’ta kurulan tersaneyi geliştirerek oluşturduğu donanmayla (1310-1348)1318 de sahil İzmir(Gavur İzmir) i ele geçirerek İzmir Emiri oldu.Büyük bir donanmayla  1329 da Mora seferini yaptı.1338-1340 da Mora, Eğriboz ve Kile’ye seferler yaptı.Lakin papa ,birleşik haçlı ordusu (Venedik,Ceneviz,Rodos ve Kıbrıs)tertipleyerek İzmir’i tekrar geri aldırttı.Gazi Umur Bey İzmir’i yeniden fetih için çarpışırken şehit oldu.(1348).Babasının türbesine (Birgi)’ye defnedildi.

Rifat Günday
Araştırmacı,Eğitimci ve Tarih Öğretmeni.



4 Ağustos 2016 Perşembe

Tarihimiz ve Olaylar -1 : GAZİ MECLİSİMİZ 2. KEZ GAZİ

Gazi Meclisimiz  2.kez Gazi

15 Temmuz 2016
Türkiye Demokrasi geçmişinde ; sırasıyla 31 Mart (13 Nisan 1909), 27 Mayıs(1960), 12 Mart(1971), 12 Eylül (1980) ,28 Şubat (1997) ve 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasını yaşadık, çok şükür yaralı da olsa Milletçe atlatmayı başardık. 15 Temmuz 2016 Türkiye tarihinde birçok ilkler yaşandı. Darbeciler önce içten Türk Ordu’sunu ele geçirme kalkışması, sonra da TBMM ,Emniyet ,MİT, Köprüler gibi önemli yerler bombalandı.Yine darbecilere karşı cevabın Milletçe verilmesini gözlerimizle gördük.Oysa Şanlı Türk Ordu’su  son yıllarda terör örgütleriyle etkili bir mücadeleye girmiş, Irak-Suriye’deki haçlı ittifakı gibi oluşumlara  karşı da gerekli cevabı vermekte iken içeriden çökertme saldırısına hedef olmuştur.

Türkiye, tarihinde görmediği bir hoyratlıkta darbe kalkışmasını yapan terör örgütü İslam’ı örgütlenme referansı olarak kullanarak , ancak İslam’ın cemiyet değerlerinden (İslam kardeşliği, aile  , Vatan, Millet ,Ümmet sevgileri ve Hakkaniyeti terk ederek dış güçlerle işbirliği içinde hedef gözetmeden sivil halka hoyratça ve haince  yapılan saldırıyı canlı olarak izledik.
Milli İrade’nin darbeye direniş simgesi : “15 Temmuz Şehitler Köprüsü “

15 Temmuz 2016 gece yarısından sonra Tüm Türkiye’de camilerden ezan ve sela (sala) okunmaya başlandı. TBMM yaklaşık 100 milletvekili ile toplandı. Akabinde  02.40 sularında Gazi Meclisimiz bombalanmaya başlandı. Bombalanmaya karşın milletvekillerinin meclise koşarak toplanmaları her türlü takdirin üzerindedir. Gazi Meclisimiz tarihinde de böyle bir tehdite maruz kalmakla birlikte sonuna kadar nasıl direndiğini anlatalım.
----------
----------
15 Mayıs 1919 İzmir’in işgali
Ankara’ya ilerleyen Yunan saldırırları İnönü cephelerinde durdurulsa da , Yunan ordusu yeniden harekete geçmişti.Sevr görüşmelerinde güya vardıkları(Ermeni-Yunan) ittifakına göre Kızılırmak’ta atlarını Ermeni çeteci Antranik’le tokuşturacaklardı(!).. ( Doğu cephe harekâtları Ermeni zulmüne son vermiştir)
10 Temmuz.1921 Bu sefer İngilizlerin desteğini de alarak Batı’nın gözüne girmek ve Türk Milletini ortadan kaldırmak için genel bir saldırı başlattılar.

21 Temmuz 1921 Yunan İlerleyişi Türk cephesini yardı, Eskişehir-Kütahya muharebeleri kaybedildi.
23 Temmuz 1921 Batı Cephesi birlikleri Sakarya'nın doğusuna doğru çekilmeye başladı.
TBMM'nin gizli oturumda icra vekiller heyeti reisi Fevzi Paşa'nın hükümet merkezinin Kayseri'ye taşınmasına ilişkin Heyet-i Vekile kararını bildiren demeci. (TBMM'de sert tartışmalar. Hatiplerin Ankara'nın savaşsız teslimini kabul etmemeleri. Ankara'nın savunulmasına ve ayrıca cephedeki durumu öğrenmek üzere bir heyet gönderilmesine ilişkin kararı)
25 Temmuz 1921 Batı Cephesi'nde Türk ordusunun Doğu-Batı yönünde Sakarya hattını oluşturması
3 -5 Ağustos 1921'de TBMM GİZLİ OTURUMLARIYLA Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa'yı azlederek, aynı zamanda Başvekil ve Milli Müdafaa Vekili de olan Fevzi Paşa'yı Genel Kurmay Başkanlığına atadı.
(Eskişehir-Kütahya muharebelerindeki başarısızlık ve kayıplardan –ki Ordunun %20 sini teşkil ediyordu - İsmet Paşa sorumlu tutulmuştur)
Mustafa Kemal Paşa'ya geniş yetkiler ve üç aylık süreyle Başkomutanlık tevcih eden kanunun TBMM'de kabulü. (Tekalif-i Milliye kanunu)
(Ordumuzun 5 Ağustos 1921 tarihli teşkilatı; Başkomutanlık Karargâhı ve bağlı birliklerin merkezi Ankara. Başkomutan: Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı: Fevzi Paşa, Batı cephesi komutanı: İsmet Paşa, Kurmay Başkanı: Yarbay Naci (ve sonradan Albay Asım). Birlikler; 1-5. ve 12. gruplar ve ihtiyat grubu ; Doğanoğlu-Beylikağır(Beylikova)-Kaymaz-Mahmudiye Çifteler hattında, Batı cephesi asıl kuvvetleri Sakarya mevziinde konuşlandırılmıştır. 2. grup, Afyonkarahisar -Sandıklı-Dinar hattındaydı, cephe karargahı ise Polatlı’dır.Doğu Cephesi Komutanlığı ; Kazım Karabekir Paşa , birlikleri Erzurum Erzincan, Van, Trabzon vilayetlerinde bulunuyordu.)
13 Ağustos 1921
Ankara’ya ileri harekata devam eden Yunan ordusu 23 Ağustos’tan itibaren ağırlık merkezi Sakarya mevziinin güney kanadına yönelmiş olarak ve kuşatıcı bir tarzda taarruza geçti. Yaklaşık olarak 100 km lik bir cephede başlayan taarruz safhası 23 Ağustos – 6 Eylül 1921 tarihleri arasında devam etti.
22 Ağustos 1921 günü Sakarya Meydan Savaşı’nın başlamasına bir gün kala:
Türk Milletinin canını dişine takarak bir ölüm kalını savaşı verdiği bu kritik durumda TBMM’nin Ankara’dan Kayseri’ye taşınma sorunu gündeme geldi.
-Fevzi Paşa, “Biraz önce verilen karar gereğince, Meclis Kayseri ye taşınacak, Düşman şimdilik yürüyüşünü durdurmuştur. Ama düşman yakında yine harekete başlayabilir ve hareket on beş günde Ankara’yı yine tehdit edebilir”
(TBMM'de sert tartışmalar. Mebusların Ankara’nın savaşsız teslimini kabul etmemeleri. Ankara'nın savunulması...)


İşte tam bu sert tartışmaların ortasında 70 yaşında ve ilk defa olmak üzere Dersim Mebusu DİYAP AĞA söz alır ve kürsüye çıkar. :
“Beyler biz buraya savaşmaya mı kaçmaya mı geldik? “ Düşmanla savaşmak için geldik. Bir yere kıpırdamayız. Meclisin ayrılması millete korku yayar, burada kalıyoruz ve kalacağız.” şeklinde çok etkili bir konuşma yapmıştır.
“22 Ağustos 1337 (1921) Pazartesi İkinci Celse İkinci Reis Vekili Adnan Bey’in Başkanlığında toplantı ile Dahiliye Vekaleti Bütçesinin tahsisatı ve meclisin Kayseri’ye naklinin kamuoyu ve yabancı devletler nezdinde bırakacağı olumsuz etkiler dikkate alınarak, naklin bir süre uygun görüldü ve oturuma son verildi.”
Bu tartışmalardan sonra bir kısım vekiller kendi silahlarıyla diğer gönüllüler gibi Sakarya cephesine koşmuş ve Mehmetçikle beraber savaşmışlardır.
26 Ağustos 1921
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın tarihi emri: "Hatt-ı müdafaa yoktur. Sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz. " Duatepe ve Mangaltepe’nin düşmesine rağmen Yunan taarruz gücü Milletçe kırılmıştır.
13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Savaşı'nın (“Melhâme-i Kübrâ”)(Büyük Kan Seli) sonuçlanması ve Yunan kuvvetlerinin Sakarya ‘da püskürtülüp batıya sürülerek zaferin kazanılması. (Türk ordusu bu savaşta; 5713 şehit, 18.000 yaralı , 800 esir ve 14.000 kayıp olmak üzere Toplamda 39.000 askeri anlamda kayıp verilmiştir.)

--------------------------
--------------------------
15 Temmuz 2016 Gazi Meclis’in şahsında Sakarya Melhame-i Kübra ‘sından hareketle Türk Milleti yine bir Özgürlük ve Bağımsızlık “Melhâme-i Kübrâ” sı yaşadı.

15 Temmuz 2016 22:00

İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri  askerler(!) tarafından trafiğe kapatıldı. Aynı dakikalarda Ankara’da askeri uçak ve helikopterler alçaktan uçmaya başladı, Genelkurmay çevresinden silah sesleri geldi.
22:30 TSK: Silahlı Olay
Türk Silahlı Kuvvetleri yetkilileri, yaşananların ‘silahlı olay’ gerekçesiyle yaşandığını belirtirken, konuyla ilgili başka bir bilgi veremeyeceklerini söyledi.

23:00 Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Binali Yıldırım, “Kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz. Bu girişime izin verilmeyecek. Buna darbe demek mümkün değildir. Bu çılgınlığı yapanlar bedelini en ağır şekilde ödeyecek. Demokrasiden asla taviz verilmeyecek. Askerin içindeki bir grubun kalkışması söz konusu. Güvenlik güçlerimiz harekete geçti” diye konuştu. -NTV yayını-

23 :50 Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan’ı arayarak darbelerin kabul edilemez olduğunu, hükümetin yanında olduğunu söyledi.

“Cuntacı ,darbeci (Tuğgeneral) Semih Terzi adlı general içeriden 20/30 Kişilik bir grupla ÖKK karargâhına giderek el koymaya çalışıyor. Komutanın odasına giderek, emir astsubayına, “Bundan sonra ben komutanım diyor. Bu arada yanında adamları var. Zekai Paşa’nın emir astsubayı Ömer Halisdemir tereddütsüz Silahı çekip cuntacı generali (Semih Terzi’yi) alnının ortasından vuruyor. Diğerleri de onu şehit ediyorlar.”


 Kahraman-Şehit Ömer Halisdemir
00.20
Savunma Bakanı Fikri Işık: TSK içerisinde bulunan küçük bir grubun darbe girişimi. Emir komuta zinciri içerisinde yapılmadı.
Atatürk Havalimanı  darbeci asker tarafından araç girişlerine kapatıldı. Havalimanı girişinde 4 tank bekletiliyor, 2 tank ve bir askeri araç ise VIP salonu önünde bekliyor.

00.30
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkemizin birliği beraberliğine yönelik bu harekete karşı milletçe vereceğimiz güzel bir cevapla bunlar güzel bir ceza alacaktır. Bu ülkeye ait uçağı, helikopteri, tankı kullanarak milletin üzerine gelmenin bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Meydanı onlara bırakamayız. Yaptıkları işgali de ortadan kaldıracağımıza inanıyorum. Bu konuda bu kararlılığımızı kimsenin test etmeye gücü yetmeyecektir. Milletime de bir çağrı yapıyorum. Milletimizi illerimizin meydanlarına, havalimanlarına davet ediyorum. Bu azınlık grup ne yapacaksa halka yapsınlar. Emir-komuta zinciri çalışmamaktadır, askıya alınmıştır. “ -Hande Fırat ‘a Facetime üzerinden bağlantı CNN Türk de yayınlandı-
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yönetime el koymasından sonra yaptığı ilk açıklamada "Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu "Bu ülke darbelerden çok çekmiştir. Aynı sıkıntıların yeniden yaşanmasını istemiyoruz" Demokrasimize sahip çıkıyoruz" dedi.
AB Bakanı Ömer Çelik NTV’den askerlere emre itaatsizlik çağrısında bulundu.
SAAT:01.10

Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, İstanbul ve Ankara’daki kalkışmayla ilgili olarak “Bu olaylar meydana geldiği andan itibaren Sayın Valimizle bir araya gelip İstanbul üzerine yoğunlaştık. Buradaki problemi çözmek için çalışıyoruz. Birinci Ordu Komutanlığı içinde küçük bir grubu temsil ediyorlar. Endişe edecek bir durum yok, bunlara katılmayan ve şu anda emir komuta zinciri içinde olan diğer birliklerle birlikte gerekli tedbirleri alıyoruz.” dedi.



İstanbul’da ve Ankara’da camilerden ezan ve sela okunmaya başlandı. Türkiye’nin birçok şehirlerinde camilerden ve bazı belediye binalarından insanlara sokağa çıkma çağrısı yapıldı.
02.05

Ankara’da F-16’lar darbe girişimi yapanların elindeki helikopteri düşürdü. Darbecilerin ateş açtığı 17 polisimiz şehit edildi..

TRT’yi ele geçirmeye kalkışan 1’i rütbeli 4 asker vatandaşlar ve polis tarafından etkisiz hale getirildi.

TBMM yaklaşık 100 milletvekili ile toplandı.
02:40

TBMM’ye bomba atıldı.

Genel Kurul salonunun sıvaları düştü, salon duman altında kaldı

İlk patlaman ardından ikinci bir patlama sesi duyuldu.

Yaklaşık 100 milletvekili TBMM’de nöbette kararlı.

Jetlerin TBMM  üzerindeki bombalama uçuşları devam ediyorken, aynı anda Skorsky'ler Meclis polisine ateş açıyor, yaralananlar oluyor.

Meclis Şeref Holünün sol taraftaki çatıya bomba düşüyor. Milletvekilleri patlamanın şiddeti ile sarsılıyor. Tavandan parçalar düşüyor, salon tuz duman içinde kalıyor. Bazı parlamenterler masaların altına sığınıyor. Başbakan Yıldırım'ın Meclis'teki odası, muhalefet kulisi girişi, Şeref Holü kullanılamaz hale geliyor.

Meclis güvelik amirleri sığınaklara inme önerisini getiriyor. Bakan Bozdağ ve bazı isimler karşı çıkıyor. "Her şeye rağmen devam edelim" görüşü ağır basıyor. Ancak ikinci patlama çok daha büyük ve etkili hissediliyor.

Salondaki milletvekillerinden "Allah'u Ekber" sesleri duyuluyor.

Darbecilerin kullandığı F-16'lar ve askeri helikopterlerin meclisi bombaladığı bir sırada kürsüye yaklaşan Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'a "Sayın başkanım her yeri bombalıyorlar burayı kapatıp aşağıya gidersek bu millet meydana gelmez bu millet meclis korktu der, bizim burada yapacağımız şey burada ölmektir"
Bozdağ’ın bu karşı koyma konuşması tıpkı 95 yıl önce Gazi Meclis binasında (1.TBMM binası) , Yunan ordusu  Ankara’ya yaklaşıp top seslerinin duyulduğu bir ortamda,  Diyap Ağa’nın konuşmasının aynen tekrarı.O gün meclis nasıl direnmişse 15 Temmuz gecesi de aynen bir başka tür işgal girişimine direnmiş.Sadece zaman, bina ve saldırganlar değişmekle birlikte her iki saldırının da hedefinde Türk Milleti vardı.

Meclis Başkanı Kahraman sığınağa inilmesi talimatı veriyor, salon hızla boşaltılıyor.

TBMM Başkanı, bakanlar Bekir Bozdağ, Nihat Zeybekçi Fatma Betül Sayan Kaya, grup başkanvekilleri ve AKP, CHP, MHP milletvekilleri önce kalorifer dairesine götürülüyor. Ardından sığınağa yönlendiriliyorlar.
Saat 03.30 İstanbul
Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk, arkadaşı Kartaltepe Kışlası Komutanı Piyade Albay Davut Ala ve bir astsubayla buluşarak, , iki arkadaşı ve Ertürk, 66. Zırhlı Tugay Komutanlığının darbeye desteğinin engellenmesi gerektiğine karar verdi.Ertürk ve Ala, tamamen kendi inisiyatifleriyle, yanlarına aldıkları üç polis ve üç uzman çavuşla tugaya giderek, o kara gecenin en önemli mücadelelerinden birini başlarken ,tugaydakileri son kes teslim olmaya çağırdı.
“Ben 3. Kolordu Harekât Yar Başkanı Albay Sait Ertürk, teslim olmanızı emrediyorum” dedi. Hainler, “Sen bize teslim ol” karşılığını verdiler.
Sonrasında çıkan çatışmada önce polis memurları, uzman çavuşlar ve iki albay ölümüne bir mücadeleye giriştiler.,,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı taşıyan uçak Atatürk Havalimanına indi , Cumhurla buluştu.
Eskişehir Muharip komutanlığının koordinesinde jetlerimiz darbecilerin üssü Akıncı ‘nın pistleri  bombalandı ve darbecilerin hava saldırılarına son verildi.


Darbe kalkışmasını televizyondan öğrenen Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk, arkadaşı Kartaltepe Kışlası Komutanı Piyade Albay Davut Ala ve bir astsubayla buluşarak(İstanbul'da) Tankların bulunduğu 66.Tugay'ı kontrol altına almaya karar verir.
Saat 04.00
İki komutan  iki tim halinde 66. tugay içindeki hareketlenmeyi durdurdu. Darbeci askerleri yakalamak için karargaha arkadan yaklaşan Sait Albay  onlara önce kendisini tanıtarak, ''Ben 3. Kolordu Harekat Yar Başkanı Albay Sait Ertürk, teslim olmanızı emrediyorum'' dedi. Hainler, ''Sen bize teslim ol'' karşılığını verdi. Bunun üzerine çıkan çatışmada önce polis memurları, ardından Albay Sait Ertürk şehit olmuştur.


Başından itibaren Millet; yine bir Bağımsızlık ve Özgürlüğün “Melhame-i Kübra”’(Büyük Kan Seli) sını yaşamayı göze alarak darbecilere göz açtırmadı ve darbe kalkışması (İstiklal Savaşında yaşadığımızın bir başka türlü işgal girişimi) püskürtüldü. Türk Milleti asırlardır  canınını seve seve vermiş ama hürriyetini vermemişti, yine de vermeyecekti.
 "... Verme , dünyaları alsan da , bu cennet vatanı,
       Sen şehid oğlusun , incitme , yazıktır, atanı . ..." M.Akif ERSOY (İstiklal Marşımız)
Darbe kalkışmasının püskürtülmesinde; 251 (176’ ü  sivil vatandaşımız) şehit, 1490 yaralı verildi.

16 Temmuz 2016  Saat : 17.00 TBMM yine toplandı. Kanlı darbe girişimi lanetlendi.



Büyük Türk Milleti; 1000 yıllık vatanımızda , Şanlı Bayrağımızla , Ezanlarımızla , Gazi Meclisimizle, 2225 yıllık Milli ordumuzla, demokrasimizle Büyük Türkiye yolunda ecdadının ve tüm şehitlerinin manevi kudretiyle  yürümeye devam edecektir.Türk Milleti doğrudan Milleti ve Devleti hedef alan ihanet kalkışmasını çok şükür elbirliğiyle püskürtmüştür.
Açıklamalar :

Diyap AĞA :  (1852-1935) Dersim yöresindeki Ferhatuşağı aşiretinin reisi olarak özel öğrenim gördü. Hamidiye Alaylarında milis komutanlığı yaptı. Birinci Dünya Savaşı'nda Siirt ve Bitlis'in Rus işgalinden kurtarılması savaşlarına katıldı. Ordu komutanı Mustafa Kemal Paşa ile tanıştı. Kurtuluş Savaşı başladığında Erzurum ve Sivas kongrelerini destekledi (1919). Ankara'da toplanan ilk TBMM'ye Dersim milletvekili olarak katıldı 1920-23) Diyap Ağa’nın o günleri anlatımı : “Gavur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında cankurtaran bir paşa çıkmış, meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeye can attım. Fakat o zaman olmadı. Sonra Sivas’a oradan da Ankara’ya gelmiş. Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım. Bana “gitme ölürsün” dediler. “Zaten herkes mahvoluyor, varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek…” dedim. Benimle mebus seçilen Ayasuşağı Aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu, gelmedi. Ben yanımda bir uşağım, atlara atladık, Elaziz’e geldim. Elaziz’de bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas, Kayseri yolu ile 18 günde Ankara’ya vardım…

Sev seni seveni, hâk ile yeksan etse de,
Sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan etse de! ”



Rifat Günday

Araştırmacı,Eğitimci ve Tarih Öğretmeni.