OSMANLI DEVLETİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OSMANLI DEVLETİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2024 Cuma

TÜRKİYE'DE BATILILAŞMA

 TÜRKİYE'DE BATILILAŞMANIN NERESİNDEYİZ ? 

                                                                                    *Rifat Günday


TÜRKİYE’DE BATILILAŞMANIN NERESİNDEYİZ ?

Türkiye’de batılılaşma gündeme gelince aklımıza  ilk olarak Tanzimat Fermanıyla ilan edilen  Tanzimat dönemi(1839-1908) yenilikleri  geliyor. Devlet-i Aliyye’nin  böyle radikal bir değişim/yenileşme ihtiyacının gerekçesi o dönem batı dünyasındaki sanayileşme ve teknolojide ilerlemeler oluşturmaktadır. Oysa ki aynı dönemde Şark dünyasının büyük bir bölümü sömürgedir ,Osmanlı’da ise nüfus artışı durmuş ekonomik zorluklar ve yokluklar ön plandadır. Bu yüzden Batıdaki bu ilerlemenin kaynağının. batıda meydana gelen değişim ve yenileşmenin Osmanlıda da bu gelişmelere yenileşme yoluyla ulaşabileceği düşüncesiydi. Bu şartlar altında Tanzimat ilan ediliyor(3 Kasım 1839-Gülhane Parkı) ve Tanzimatla  çok büyük değişiklikler geliyor ; Müsadere (Devletin mala el koyması)sistemine son verilmesi ,örfi Hukuka son verilmesi(yargısız infaz),Eğitimde ve idari sitemde   nizamnamelerin başlatılması sayılabilir.  Devrin edebiyatçı ve aydınları  da bu kapsamda Avrupa’yı ve o dönem dünyada neler  olduğunu halka anlatmaya çalışmışlardır.

Bizim hemen aklımıza gelen batılılaşmadaki  Tanzimat vurgusundan önce elbette ki Türkiye’de  yenileşme ihtiyacı ortaya çıkmıştı.Osmanlı Devleti Girit kuşatmasında(1645-1669) Avrupa’yı hayran bıraktıracak şekilde çok yüksek askeri teknolojiler kullanarak Girit’in meşhur yıldız kalelerini fethedebilmeyi başarmışken ; 2.Viyana bozgunu sonrası devam eden Kutsal Roma – Lehistan -Venedik - Rus savaşlarında  (1683-1699) çok ağır kayıplar vermiş ve ilk defa toprak kaybetmiştir.Öyle ki bu süreçle başlayan gerileme   ancak Lozan antlaşmasıyla (24.7.1923) son verilebilmiştir.Kutsal ittifak savaşlarında bilhassa Avusturya ordusunun  yeni muharebe düzeninde  çakmaklı ve seri atışlı tüfekleri kullanması Osmanlı ordusunun mağlubiyetinde etkili olmuştu.İşte Viyana bozgunu sonrası  yaşanan mağlubiyetlerden  sonra Devletimizin ileri gelenleri batıdaki askeri gelişmelere ayak uydurmak zorunluluğuyla askeri alanda yenilik ve değişimler başlatmıştır.Yani bizde ilk yenileşme askeri amaçlarla ve teknik anlamda  hayata geçirilmiştir.(Subay okulu -Sürat Topçuları  -Yeni piyade sınıfları ..) Ancak askeri alanda ve sadece teknik amaçlı yapılan bu yeniliklere Yeniçeri ve Ulema tarafından karşı çıkıldığından (Bilhassa  3.Selim’in Nizam-ı Cedit ordusu) ayaklanma neticesinde Sultan 3.Selim tahttan indirilmiş  ve Nizam-ı Cedit Ocağı da kapatılmak zorunda kalınmıştır.(1807) 

Yerine gelen Sultan 2.Mahmut(1808-1839) ise çareyi Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmakla buldu.Tekrar tanzimat sonrasına dönersek ; yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi batılılaşmanın/yenileşmenin/islahatların ana amacı batıdaki bilim ve teknolojiyi Türkiye’ye getirmek olarak belirlense de bir müddet sonra  bilimle birlikte batı kültürü içimize girmeye başladı.Özellikle Tanzimat dönemi denince de Fransız ekolü mürebbiyeler bir döneme damga vurmuştur.Şimdi amacımız Medeniyet idi ama bu sefer batı kültürüyle karşılaşmış olduk.Batı kültürüyle birlikte bu sefer de Tanzimat karşıtı akımlar ortaya çıkacaktı:Yeni Osmanlıcılık, Pan İslamizm ve Panturkizm gibi.Bu dönemde bir de halk arasında geleneksel kültür araçlarına ;Ala-Turka , Avrupai kültür araçlarına da Ala-Franga tabir edilen ayrımlar görülmeye başlandı ki halen bu terimler zaman zaman kullanılmaktadır.





Batılılaşmayla birlikte toplumumuza Medeniyet ve Kültür kavramları da girmiş ve tartışmaları da bereberinde getirmiştir. O halde Medeniyet ve kültür ilişkisini açıklamaya çalışalım. Kültür, dilimize iki kaynaktan gelmiştir: Fransızca'dan ve İngilizce’den(Amerikan ). Fransızca kültürün Türkçe karşılığı İrfân, İngilizce  kültürün karşılığı, Medeniyettir .Eğitimci/sosyolog Nurettin Topçu’ya göre, “”kültürle medeniyeti birbirine karıştırdığımız için Batı taklitçiliğine başladık. Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden ibârettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür.””Şu halde batı kültürü ile bizim kültürümüzü de karşılaştırırsak : Avrupa Medeniyeti Roma  . Latin  ve Endülüs medeniyetinin karışımıdır. Bu karma medeniyet  kültürü  ile Hıristiyanlık felsefesi işlenerek, Reform ve Rönesans gibi büyük uyanışlardan geçerek Aydınlanma çağını yaratarak  bu günkü Batı uygarlığı doğmuştur Batı medeniyetinin esas unsurları; Bilim, onun hayata uygulanmasından ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir

Türk milletinin tarihini  derinden etkileyen olaylar :Yıkımlar ve  Büyük Göçler  ile Medeniyet değişiklikleridir. Türkler iki defa medeniyet değiştirmişlerdir. 9./10. Yüzyıllarda  kendi istekleriyle Müslüman olmuşlar ve İslâm medeniyetine damgasını vurarak zamanın en ileri ve yerleşik devletlerini kurmuşlardır. 18. Yüzyıldan  itibaren  de  yine kendi istekleriyle Batı Medeniyetine katılma çabası göstermişlerdir

“”Osman Turan'a göre Türklerin İslam medeniyetine girişleri ile Avrupa medeniyetine giriş teşebbüsleri arasında farklılıklar vardır. İslâm medeniyetine girerken din değiştirmişler fakat Batı medeniyetine girerken din değiştirmemişlerdir. Her ikisinde de ortak nokta millî kültürden kismen de olsa uzaklaşmamızdır. İslâm medeniyetine Arap ve Farslar da girdiği halde, onlar milli kültürlerini korumuşlar, fakat biz terketmişiz. Batı medeniyetine girerken yine Japonlar ve Ruslar milli kültürlerini korurken biz bırakmışız.””Burada hemen belirtelim Türkistan’ın batısı ile Türkiye’nin doğusunu birleştirmeyi başaran Büyük Selçuklunun resmi dilinin Farsça olması sadece dilimizi değil İslamî terimlerin de Arapça yerine Farsça tanımlanmasına yol açmıştır.(Söz gelimi Namaz . Oruç ,Peygamber  kelimeleri Farsçadır).Ancak ilk Müslüman Türk Devleti Karahanlıların resmi dilinin Türkçe olması ,Türkçenin ilerlemesine yani Milli Kültürümüze çok katkısı olmuştur.(Dîvȃnu Lugȃti't-Türk, Kutadgu Bilig ve Atebetü'l-Hakȃyık adlı Türkçe eserler) Türkiye’de Türkçeye dönüş ise Türkiye Selçuklularının yıkılması ile yerine kurulan beylikler döneminde Türk kültürü ve Türkçe daha çok gelişmiştir.(Söz gelimi Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe fermanı) Toparlarsam  İslamiyet’in kabulünden önceki Türk toplumlarının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarının şekillenmesinde de din ve inanışın önemli bir rolü olmakla birlikte  ana etken Türk Töresiydi.  Türkler,İslamiyet’i kabul ettikten sonra İslam uygarlığının etkisi altına girmiş ve zaman içerisinde onun gelişmesinde önemli roller üstlenmişlerdir.Fakat İslamiyetle birlikte İslam’a ait addedilen  bazı Bedevi adetleri de Türkiyede yerleşmiştir.Hemen belirtelim o sıralar Türk halkının çoğunluğu obalar halinde yaşadığından islâm’la birlikte Töre ve İslamiyet birlikte yürümüş , boylar vasıtasıyla günümüze kadar gelmiştir ,ancak yerleşik düzen şehirlerde böyle olmamış , töre kısmen terkedilmiştir.

Sosyolojinin babası diye hitap edilen Tunuslu İbni Haldun ünlü eseri Mukaddime’de toplumları; “”Bedevî (göçebe) ve hadarî (yerleşik) olmak üzere ikiye ayırmakta ve bedevî toplumların zamanla çeşitli ekonomik faaliyetler sonucu hadarîliğe(yerleşikliğe) geçiş yaptığını ve medenileşmeye başladığını söylemektedir.””Ancak tersi durumlarda tarih boyunca gerçekleşmiş : söz gelimi Sümer medeniyetini göçebe Akad’lar  bitirmiş ,Avrupadaki Roma medeniyetini de Barbar kavimlerin göçle yaptığı baskı sona erdirerek Avrupayı  karanlık Orta çağa itmiştir.Bizim kültürümüzde kullanılan Hürriyet kavramı da batıdan farklı anlamdadır.İslam Medeniyet tarihinde Türk  filozofu Fârâbî’ye göre”” kişinin, iyi olanı seçip yapabilmek için hem sağlıklı düşünme yeteneğine hem de irade gücüne sahip olması gerekir. Fârâbî’ye göre buna sahip insanlar “hür”dür. Aksi takdirde insan, köle tabiatlılardan olur.””Farabi'nin tanımda belirttiği üzere “hür” olmayan kimseler bazı ibadetlerinden muaf sayılmaları bundandır.

18.yüzyılda Türkiye’de kendi isteğimizle başlatılan batılılaşma çabaları çeşitli evreler halinde günümüze kadar uzanan ve her evresinde farklılık göstermekle birlikte Modernleşme; Batılı toplumsal yapılar doğrultusunda, birbirine bağlı olan pek çok alanda, çeşitli ve çok yönlü değişim ve yenilik hareketlerinden oluşmuştur.

Türkiye'de gündemde olan bir çok kavrama  yaklaşım gösteren Alev Alatlı, fikirleriyle, kavrayışıyla bu toprakların  ve Türk toplumunun  hassasiyetlerini kalemiyle  anlatmaya çalışan  entelektüellerinden biriydi. Alatlı tarih ve toplumlarda  hukukun yalnızca kağıt üzerindeki kurallar bütünü olmadığını, insanın ruhunu ve toplumu şekillendiren daha derin bir ahlak anlayışının gerekli olduğunu savunurdu. 
Alatlı :  Tarihi iyi bilmeden bugünü anlayamayacağımızı, taklit eden değil üreten bir millet olmamız gerektiğini, fikri hür bireyler yetiştirmenin bu ülkenin en büyük ihtiyacı olduğunu sık sık hatırlatıyordu.Son olarak Medeniyet tanımında artık Batı medeniyetinin   yönünü kaybetmiş gibi durduğu bir zamanda Türkiye'nin dünyanın iyiliği için yaşaması ve yaşatılması gerektiğini savunması Millî bir kültür algısı olarak kabul görmüştür.

Modernleşme kavramı tarihsel süreçte : medenileşme, asrileşme,muasırlaşma, Batılılaşma, Batıcılaşma, çağdaşlaşma gibi farklı isimler almış olmasına karşın tüm kavramların  hedefi aynı yönü, yani batıyı işaret etmiştir. Bu değişiklikler hem devlet hem de toplum yapımızı derinden etkilemiştir.Fakat Türk Tarihindeki bu ikinci medeniyet değişikliğinde , birincisinden farklı olarak din değişikliği olmamakla birlikte hakim batı kültürünün mayasında var olan hristyanlık öğretileri dolaylı yoldan bilhassa yabancı okullarda okuyan Türk çocuklarını olumsuz etkilemiş , adeta topluma yabancı bir kuşak ortaya çıkmıştır.Söz gelimi 1876 yılı baz alındığında Türkiye’deki orta/lise/Yüksek  düzey  yabancı ve azınlık okul sayısı 600 yakın iken , aynı dönemde ; Harbiye ,Mülkiye  gibi kurum idadileri  hariç sivil lise sayısı sadece 5 'tir.Bu yüzden batılılaşmanın 2.evresi sayılan 2.Abdülhamid döneminde idadi sayısı 109’ a çıkarılacaktır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Yasası ile yabancı ve azınlık okulların sayısı 23’e düşmüştür.Cumhuriyetle birlikte Batılılaşma hedefinde değişikliğe gidilmekle birlikte ana amaç Batı Medeniyeti olarak belirlenmiştir. Cumhuriyetimizn kurucusu Gazi Mustafa Kemal  Atatürk  “”Türkiye’yi  muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma hedefi “” belirlerken şu şarta bağlamıştır ki : “Türkiye Cumhuriyetinin Temeli Kültürdür”” Burada kastedilen Millî Kültürdür. Millî Kültürümüz : Türk toplumunun eski kültürünü yeni değerlerle kuvvetlendirmiş ve yeni bir hamle ile Türk tarihinden gelen  milli özellikler, İslamiyet‟in getirdiği dünya görüşü ve töre düzeniyle  birleşerek Karahanlı(Devlet-i Türkistan)  ,  Büyük Selçuklu , Türkiye  Selçuklu , Osmanlı  ve Türkiye Cumhuriyeti Devletlerini kurarak milli kültür ve medeniyetimizi   oluşturmuştur. Bir devletin sosyal yapısının temelinde o milletin ruhu vardır. Altı yüz yıllık Osmanlı  üç kıtada hükmeden en büyük Türk Devletinin  , topraklarının ve vergi gelirlerinin  yaklaşık  %90 ‘nı  .nüfusunun 3/2 sini . kaybetmesine rağmen yeniden diriliş göstererek hem bağımsızlığını kazanmış hem de Cumhuriyet atılımlarını gerçekleştirmiştir.

Türkiye Cumhuriyetinin  çağdaşlaşma olarak ifade edilen Modernleşme çabaları   Türkiye’de de sosyal, siyasal ve ekonomik yapının aynı amaçlar çerçevesinde biçimlendirilmesinin adı olmuştur. Modernleşme ile birlikte ortak bir dil(Türkçe) , tarih, kültür(Milli), değerler(Manevi)  oluşturulmaya çalışılmıştır. Tüm vatandaşların  millet ve vatandaşlık bağları ile bir araya getirilmesi planlanmıştır. Bu bağlamda halk, toplumsal sorunlarda ulusal bilinç çerçevesinde haberdar olacak, sorumluluk yüklenecek batı toplumlarında olduğu gibi Devlete vatandaşlık bağıyla bağlanacaktır.Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kurucu cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk bunu “”Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlikten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir..”” Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir..."


Geldiğimiz bu noktada Medeniyet evrensellik olarak kabul edilirken Kültür millî olarak kabul görmektedir.Din sosyolijisi bağlamında çalışan ve eserler veren Alev Alatlı’da dünyada yeni bir aydınlanma çağının(2.Aydınlanma) gelmekte olduğunu görmüş toplumsal ve bölgesel sorunların ancak Türkiye merkezli çözülebileceğinden hareketle , Türkiye’nin Modernleşmesini ancak kendi kültürümüzle gerçekleşebileceğini “ savunmuştur.

                                                                                                        *Rifat Günday
                                                                                                         Baş öğrt.Tarih(E) 


Kaynaklar : 
1- Mehmet Beşirli- Osmanlı'da Modernleşme ve Aydınlar
2-Hasan Önder-Türkiye'de Batılılaşma ve Değerlerin araçlaşması
3-Aydın Sayılı -Atatürk ve Millî Kültürürmüz








31 Mart 2016 Perşembe

ESKİŞEHİR KARACAHİSAR KALESİNİN TARİHİ ÖNEMİ

Tarihimiz ve Olaylar - 1 :ESKİŞEHİR KARACAHİSAR KALESİNİN TARİHİ ÖNEMİ
Karacahisar kalesi yerleşimi Eskişehir’in geçmişten günümüze üç ana yerleşiminden ikincisidir. (İlk yerleşim; ovanın kuzeyinde bugünkü Şarhöyük tepesinin etrafındaki Dorilaion, Üçüncü yerleşim ovanın güneyindeki bugünkü Odunpazarı bölgesidir. Karacahisar kalesi Eskişehir’in artan stratejik önemine binaen sürekli bir Bizans- Türk mücadelesi alanı olmuştur. Sultanönü – Eskişehir ‘in önemi ; özellikle Selçuklu ve Osmanlı Kuruluş döneminde önemi daha da artmış ancak Rumeli fetihleriyle giderek önemini kaybetmiş ve Fatih döneminde de Karacahisar tamamen terk edilmiştir.
Karacahisar Kalesi mevkii
Karacahisar kalesi Osmanlı’nın kuruluş dönemini anlatan metinlerde sıkça adı geçmektedir. Bu bakımdan 12. yüzyıldan itibaren de “Sultanönü “adıyla bütünleştiğini söyleyebiliriz. Eskişehir ovasında yer alan bu üç ana yerleşim yerinin (Dorilaion ,Karacahisar ve Odunpazarı) varlığı, bu coğrafyanın son derece önemli olduğunu önemli yolların kavşağında, kuzeyinde (Sundiken dağları) ve güneyinde (Türkmen dağları) ormanlarıyla çevrili,iki sıradağın ortasında Sakarya, Porsuk, Sarı su ve Seydi suyu ile sulanan bu coğrafyanın yerleşime, tarım ve hayvancılığa elverişli olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki Eskişehir yukarıda bahsedilen üç ana yerleşim merkezinin haricinde ,tarih öncesi yerleşimlerde bulunmaktadır. Bunlar antik dönemden itibaren Porsuk,Sakarya ,Sarısu ve Seydi sularının etrafındaki verimli ovalarda kümelenmiş ; Ballıhisar (Pessinus),Yazılıkaya (Frigya- Midas şehri ), Karahöyük(Midaeum ), Demirci Höyük(Bozüyük – Zemzemiye ), Kuş Höyük - Güvercin Höyük(Mahmudiye de Hitit yerleşimi),Kanlıtaş Höyük(İnönü-Kuzfındık Köyü),Keçiçayırı(Bardakçı Köyü), Can Hasan, Aşıklı Höyük ve Musular, Orman fidanlığı yerleşimi, Küllüoba höyüğü (Seyitgazı) gibi sayısız yerleşimler bulunmakta olup bunların çoğu bakır çağı (Kalkolitik ) ve Tunç çağına tekabül etmektedir.

Eskişehir Dorilaion (İlk ana yerleşim) Şehrimizin kuzeyinde ,Şarhöyük etrafında M.Ö. 14.Yüzyılda Friglerin önemli bir yerleşimi olarak kullanılmış ve daha sonra Romalılar da kullanmıştır. Ancak yapılan kazılarda burada bulunan buluntulardan M.Ö. 3.000 yıllarına kadar tarihinin eskiye gittiği anlaşılmaktadır. Son katman Genç Roma dönemini işaret etmektedir.Antik şehir Bizans döneminde terkedilerek Karacahisar’a taşınmıştır. (Bu antik kalıntılardan dolayı şehir “Eskişehir” olarak adlandırılmıştır.

Eskişehir Karacahisar
(İkinci ana yerleşim)
Eskişehir’in 7 Km güney batısında Kütahya yolu, Porsuk vadisine ve Güneye hakim bir tepede kurulmuştur.Kuruluş zamanı ve Bizans ‘taki adı bilinmemektedir. Selçuklulardan itibaren Türkler “Karacahisar” adını kullanmışlardır. (Bölgedeki volkanik kalıntılardan kalan siyah ve koyu kırmızı taşlardan yapıldığından “Karaca” ismi verildiği düşünülüyor). 1071 Malazgirt zaferinden sonra Adalar Denizine yönelen Türk akınları sonucunda , Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik merkezli Anadolu Selçuklu Devletini kurdu.(1075).Eskişehir 1075 den önce fethedilmiştir bulunmaktadır.(1074).Selçuklu Türklerinin Bizans’ı zorlamasıyla Tarihin en acımasız saldırısı olan Haçlı seferleri başlamış, sayısı bir milyona yaklaşan haçlı ordusu İznik’i kuşattı. (Babası Süleyman şah ile Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la arasında meydana gelen savaştan sonra ,Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah Selçuklu Hanedanı arasında cereyan eden olayları kontrolüne almak amacıyla Batı Bölge Komutanı –Melik-Ül Ümera Emir Porsuk’ u Anadolu’ya göndermiş,ancak Porsuk Bey Başarı elde edemeyip Süleyman şahın çocuklarını Büyük Selçuklu merkezine götürmüş,Anadolu bir süre naip’le idare olunmuştur.Emir Porsuk gibi bir büyük Komutanın Anadolu’ya gelişinin şerefine ,Porsuk nehrine ismi verilmiştir.) Esaretten yeni kurtulan Sultan 1.Kılıçarslan da payitahtını teslim almak üzere İznik’e gelmiş bulunuyordu.Böyle bir kalabalık orduyla savaşamıyacağını anlayınca şehri kaderiyle başbaşa bırakıp Eskişehir’e çekildi ve vur-kaç savaşına hazırlık yaptı.Ordusunu Danişment Gazi ve Emir Hasan’ın kuvvetleriyle takviye ederek Kütahya vadisinde yüksek bir tepeye otağını kurarak Haçlıları beklemeye başladı.Anadolu Selçuklu Türklerinin başkenti(İznik) düşmesine rağmen Türkler paniklememişti. Nedeni ise eski bir bozkır geleneğine dayanıyordu.”Kağan(Sultan) nerdeyse başkent ordadır” anlayışıyla Sultan Kılıç Arslan’ın otağının bulunduğu yere başkent olarak görüldüğünden buraya “Sultan Höyüğü” adı ile anılmaya başlandı.Her ne kadar otağ tepe bu güne kadar tespit edilemese de Eskişehir bu tarihten sonra “SULTANÖNÜ-SULTAN EYÜĞÜ-SULTAN HÖYÜĞÜ” adını alarak herkes tarafından kullanılmaya başlanmıştır.Sultan 1.Kılıçarslan’ın bütün çabalarına rağmen Türkler bu savaşı kaybettiler.Sultan dağılan kuvvetlerini toplayarak haçlı ordusunun yolundan çekildi.(Eskişehir savaşı-1097) 1.haçlı seferi sonucunda Bizans topraklarını Türklerden geri aldı,bu arada Karacahisar kalesi de yeniden Bizans’a geçmiş oldu.Bu olaydan bir süre sonra 2.Haçlı seferi de yine Anadolu Türkiye’sinden yapılmış ancak bu defa Sultan Mesut Haçlı ordusunu Eskişehir yakınlarında yenilgiye uğratmıştır.(1147) . Sultan 2.Kılıçarslan döneminde ,ise ; Bizans’la kısa süren bir dostluk yaşanmış ve İmparator Manuel Kommen’le saldırmazlık paktı imzalanmış,Türk Bizans sınırı tanımlanarak ,hudutlardaki Bizans müstahkem mevkilerinin takviyesi durdurulmuş,buna karşılık Selçuklular da Türkmen akınlarının Bizans’a yapılmasını önleyeceklerdi(1162).Ancak paktın aksine hareket eden İmparator Manuel Kommen Karacahisar-Seyitgazi ve oradan Denizli’ye uzanan Hudut boylarına yeniden kaleler ve burçlar yaptırarak yeni bir savaşa neden olmuştur.Bizans Türklere karşı ikinci büyük seferini hazırlayarak Türk topraklarına saldırmıştır. Sultan 2.Kılıçarslan Bizans ordusunu bugünkü Denizli -Honaz Kumdanlı vadisinde karşılamış ve Bizans ağır bir yenilgiye uğramıştır.(Miryakefelon-1176/Eylül) Bu sefer İmparator hudutlarına çekilerek Orta Anadolu’yu terk etmiş ve önceki antlaşmaya sadık kalarak başta Karacihisar olmak üzere huduttaki savunma mevzilerini yıktırmıştır.Bu arada Eskişehir bölgesine yığılan Türkmen boylarını yerleştirmek için Sultan 2.Kılıçarslan yeni iskanlara başvurdu.O günkü Selçuklu iskan politikasına göre obalar şeklinde göçle gelen Türkmen topluluklarını şehirlere yerleştirilmiyor,şehirler çevresinde kırsalda iskan ediliyordu.Bu şekilde şehirlerin ticaret düzeninin alt-üst edilmesine fırsat verilmiyordu.Şehirlere ancak esnaflık yapabilecek toplulukların iskan edilmesine özen gösteriliyordu.

Eskişehir-Odunpazarı (Üçüncü Ana Yerleşim) Eskişehir bölgesine göç eden Türkmenlerin sayısının hızla artması ve Karacahisar’ın da yeniden Bizans bölgesinde (“Kafir hududu”) kalmasından dolayı Sultan 2. Kılıçarslan yeni bir yerleşim yeri aramasına neden oldu.Bu günkü Odunpazarı semtinde ; Kaplıcalara 1 km, Dorilaion’a 5 km ve Karacahisar’a 12 km mesafede Türkmen dağlarının kuzey eteklerinde kuruldu.Şehir sonraki yıllarda etrafında küçük bir sur ile çevrildiği ve kaplıca semtinin de pazar yeri olarak geliştiği anlaşılmaktadır. (Matrakçı Nasuh,Sultanönü sancağı minyatürü-1536) “Eski ahaliden bu konuyla ilgili anlatılan hikayeye göre : şehrin muhtelif semtlerine ciğer atılmış,en son Odunpazarı semtindeki ciğer bozulmuş-kokmuş olduğundan iklimi iyi diye bu günkü mevkiin biraz daha tepeye yakın kısmında yerleşim kurulmuştur.” Buradan şehrin 1097'den sonra ,1176 dan önce kurulmuş olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.Yine tarihi notlardan anlaşıldığı kadarıyla Kaplıca bölgesi Türklerde kaldığından yapılan anlaşmalara binaen Karacahisar ve çevresinde bulunan Bizans ahaliside ortaklaşa yararlanmışlardır.16.yüzyılda burada 7 mahalle(mescit)lik bir yerleşimden söz edilmektedir.Dah sonraki yıllarda Sultanönünde hem hane sayısı hem de ticarethane sayısında çok büyük artış olmuştur.Bunun sebebi Ordu sefer yolunun Sultanönü’ne kaydırılmış olmasından dolayıdır.
Karacahisar; Hem Selçuklu ve takip eden Osmanlı’nın Beylik ve Devlet Kuruluş döneminde adında sıkça söz edilmiş ve önemi Sultanönü tarihi ile iç içe gelişmiştir.Miryakefelon savaşından sonra Batıdan gelen Haçlı akınları da sona erdiğinden Sultanönü hem Selçuklu hem de Bizans için bir uç yönetimi halini almıştır. Bu dönemde Bizans Karacahisar tekfurluğu da artan Türkmen göçleriyle uğraştığından daha önemli hale gelmiştir.Selçuklu Türkiye’si haçlı belasını tam atlatmışken, bu sefer de doğudan Moğol tehlikesi baş göstermiştir.Ancak Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat (1221-1237) yaklaşan Moğol tehlikesine karşı ciddi önlemler almış ; Yassıçemen (1230-Selçuklu ile Harzemşahlar savaşı)savaşından sonra Kütahya’dan Ağrı’ya kadar Türk hakimiyetini sağlamış ve doğudaki sınır kalelerini de yaklaşan Moğol saldırılarına karşı güçlendirilmiştir. Ancak bu değerli Türk sultanının zamansız ölümü (Malatya’da verdiği bir ziyafette zehirlendi-1237),Anadolu’nun karışıklık,isyanlar(Babai isyanı),bürokratların aşırı hırsları(Vezir Sadettin Köpek’in zararlı faaliyetleri) içinde bulunması Moğol saldırılarını kolaylaştırmış,nihayet 1243 de Kösedağ’da Selçuklu ordusunun mağlubiyeti ile Anadolu Moğolların himayesine girmiştir.Anadoluda’ki Moğol-İlhanlı baskısına son vermek isteyen Selçuklu Veziri Munittin Pervane Memluk (Ed- Devlet-i Türkiye-Türkiye Devleti)Hükümdarı Sultan Baybars’ı(Malik -al zahir Baybars) Anadolu’ya davet etti.Anadolu’ya gelen Baybars Elbistan’da bir İlhanlı-Moğol ordusunu yok etti(Elbistan savaşı-1277).Baybars Mısır’ a döndükten sonra Moğollar Anadolu’ya baskıyı daha da artırdılar.Erzurum,Sivas ,Malatya ve Kayseri gibi şehirleri ikinci kez yakıp tahrip ettiler.Selçuklu tahtın da da nüfüzlarını artırarak doğrudan Anadolu’yu kendilerine bağladılar.Bu sıkıntılı durumda Anadolu Beylikleri ile yeni bir siyasi hakimiyet alanı oluşmasına yol açtı.

Beylikler Dönemi ve Kayılar, Moğolların Anadolu’ya sürekli akınlar yaparak vergiye bağlamaları neticesinde ;Moğol baskısından uzaklaşmak isteyen Türkmen obaları Anadolu’nun batısına yığılmışlardı.Anadolu’nun kuzey batısını teşkil eden Sultanönü çevresi,Kütahya çevresine birbuçuk milyonu aşan bir Türkmen nüfusu birikmişti.Anadolu’nun batısı birer uç olup bunlarda uç beylerbeyliğine bağlanmıştı.Sultanönü’nün daha batısında Türkmenler savaşarak daha ileri uçlar da kurmuşlardı.Sahipata,Hamit,Eşrefoğlu,Germiyan daha sonra da Aydın,Saruhan,Menteşe ve Osmanoğulları zafer kazanan Gazi beylikler idi.
Ertuğrul Gazi'nin Kayıları Söğüt'e getirip yerleştirmesi : 
Karacahisar’ı daha doğrusu Sultanönü ve çevresini önemli hale getiren önemli olaylardan biri de şüphesiz Kayı boyu’nun Ertuğrul Gazi liderliğinde Batı Anadolu’ya gelip uç’ a yerleşmeleridir.(Bu yerleşme Sultan 1.Alaattin Keykubat veya 3.Giyasettin Keyhüsrev zamanında gerçekleşmiş olmalıdır.1230-1280/Burada en önemli olaylar kuşkusuz 1261 ve 1277 yıllarında tekrar eden Moğollara karşı geniş çaplı Türkmen hareketleri olmuş ancak sonrasında yine Moğol saldırı ve baskı yıllarıdır.Bu Bağımsızlıkçı Türkmen hareketleri ve ardından gelen Moğol baskıları Osmanlı Beyliğinin kuruluş sürecini başlatmıştır. )Kayılar Orta –Asya geleneklerine bağlı olup özellikle( Yeseviye tarikatından) savaşçı Alplerle (Alp-Alperen : Alpler Kağan ya da beylere bağlı yidealleriyle savaşan bir teşkilattır. İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasından sonra İslam dininin cihat ve gaza anlayışı ile alp tipi birleşerek alp-eren veya alp-gaziler ortaya çıkmıştır. Gazilik kavramı Osmanlıların ilk zamanlarında daha çok kullanılmıştırOsman Gazi’nin savaşlarında özellikle Karachisar’ın fethinde Osman Gazi’nin Alpleri – “Turgud Alp ,Aykut Alp,Saltuk Alp,Konur Alp,Hasan Alp,Gazi Mihal,Abdurrahman Gazi,Akça Koca, Kara Mürsel” ona yoldaş olmuşlardır .Osmanlı Devleti’nin genişlemesindeki en büyük etki bu gazilik ruhu olmuştur. Önceleri Gaziyan ve sonraları Yeniçeri Ocağı da gazilik geleneğinin devamı sayılan bir askerî teşkilattır.) birlikte savaşçı kadınlar (Bacıyan-ı Rum) söğüt(Kışlak) ve Domaniç(yaylak)savunmacı bir anlayışla yaşantı sürüyorken,bu dönemde Kayı bölgesine diğer Türkmen boyları da(Dodurga , Alkaevli ...) gelip yerleşmeye başladılar.Ertuğrulgazi bu dönemde.anlaşma şartlarını yerine getirmeyen Karacahisar tekfuruna karşı harekete geçmiş hatta bu kuşatmaya Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaattin de yardıma gelmiştir.(Burada sözü edilen 1.Alaattin Keybutat’ a atıfta bulunulsa da Sultan 3.Alaattin olmalıdır.)Neticede Ertuğrul Gazi Karacahisar kalesini fethetmiştir.(Muhtemelen 1277 öncesi olmalıdır).Bu yüzden Osmanlı Kaynakları Osmanlı Devletinin çekirdeğinin : Sultanönü,İnönü ,İtburnu(Uludere) ,Söğüt ve Domaniç taraflarında oluştuğu belirtilmektedir.1277 (Sultan Baybars’ın Anadolu ya yardıma gelişi) den sonra Anadolu Selçuklu Devletinin gücünü kaybetmesi sonucunda ,Bizans tekfurları yeniden güçlenmişler ve Karacahisar kalesi de yeniden Bizans’ın eline geçmiştir.Bu zor dönemi Ertuğrul Gazi Bizans tekfurlarıyla yapılan anlaşmalara bağlı olarak oba hayatını devam ettirebilmiş ancak hareketsiz bir dönem geçirmiştir.Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’te vefatından sonra boy’un başına oğlu Osman Bey geçmiştir.(1281).Bu olaydan bir süre öce Eskişehir İt burnu köyünde(Uludere) yerleşik Ahilik teşkilatının Şeyhi olan Şeyh Edebali’nin kızı Malhatun ile evlenmiştir. (Ahilik: Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sistemdir.Ahi Evran'a Ahi Baba da denir) ( Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlatan ve sonradan yazılma eserlerde; Osman Gazi henüz bey olmadan (babası Ertuğrul Gazi hayattayken) ,komşuları sayılan ve bugünkü Eskişehir’in Uludere ilçesinde ( itburnu) bulunan Anadolu Ahilik teşkilatının lideri Şeyh Edebali’nin evine ziyarete gider. Gece o evde konaklayan Osman Bey rüyasında; Şeyh Edbali’nin göğsünden doğarak göğe yükselen ayın, ışıklar saçarak Osman Bey’in göğsüne girdiğini görür. Ayın girdiği yerde bir çınar ağacı meydana gelir ve süratle büyüyerek dalları göğe doğru yükselen bir “Ulu Çınar” olur. Sabahleyin bu mistik rüyayı Şeyh Edebali’ye anlatır. Şeyh de Osman Bey’e büyük bir Devlet kuracağını ve soyundan gelenlerin cihana hükmedeceğini söyler-yorumlar)

Karacahisar’ın 4.kez Türkler tarafından Fethi-Beylikten devlete doğru, Kayı boyunun başına geçen Osman Bey(1281-1299) faaliyetlerini İnönü,Söğüt ,Domaniç,İtburnu (Uludure)ile Eskişehir ve Bilecik çevresi içinde yürütüyordu.Bu arada kendine hareket merkezi olarak İnönü’yü kullanıyordu.Osman Bey bu arada İnegöl tekfurlarıyla mücadele ediyordu(1286,1287).Hatta bu savaşlardan birinde Osman Gazi’nin kardeşi Sarı Batu(=Savcı Bey) şehit oldu(1287-Domaniç savaşı).Osman Gazi’nin hareketliliği diğer tekfurları rahatsız etmişti. Osman Bey’i bölgeden atma planı yapmışlardı.Durumu Osman Gazi’nin dostu Harmankaya tekfuru Köse Mihal(Sonradan Müslüman olmuş ve Gazi Mihal adını almış,Mihaloğlu akıncılarının kurucusudur.) haber verince Osman Bey tekfurları baskına gitti . Sultan 3.Alaattin’in de desteğini alan Osman Bey Karacahisar kalesini kuşattı.Osman Bey’in kuvvetleri hafif süvari niteliğinde olduğundan kale’nin alınması çok zor oldu. Osman Bey Kuşatmayı Seyitgazi istikametinden yani doğudan yaptı Alplerin çok büyük gayretleriyle Karacahisar’ın fethi gerçekleşti.(1288). Buranın alınması Osmanlı tarihi için bir dönüm noktasıdır. Osmanlılar (Kayı boyu)artık daimi ,büyük ve stratejik bir yer kazanmıştır. Fetihden sonra etraftaki akıncı beyleri,Türkmen beyleri de gelip Osman Gazi’nin etrafında yer almışlardır. KaracahisarKalesi stratejik konumu nedeniyle de çok önemli olup. Eskişehir ovasını, porsuk vadisini ve Eskişehir’e gelen yolları gözetim altında tutabilmektedir. Burası aynı zamanda Marmara ve Ege bölgesinden gelen yolların kavşak noktasında bulunuyordu. Karaca hisarın fethi devletleşmeye giden yolda ilk adım gerçekleşmiştir.Daha önce karaca hisar kalesi iki kez Selçuklu Kuvvetlerince, 3.kez babası Ertğrul gazi tarafından ve 4. ve son kez Osman Bey tarafından fethedilmiş oldu.Bu fetih hareketi sonucunda Osman gazi, aşiret beyliğinden uç beyliğine terfi ettirildi. Bu hadiseyi Aşık Paşazade şöyle anlatır: “Osman Gazi, Karacahisar’ı fethettikten sonra esir ettiği tekfurunu kardeşinin oğlu Ak Temür’le Sultan Alaeddin’e gönderdi. Bu arada Sultana ganimet malından da gönderdi. Sultan Alaeddin bundan çok memnun kaldı. Osman Gaziye Sancak ile atlar, silahlar ve Kös(Büyük davul) gönderdi. Ak Temür’ün sancağı getirmesinden itibaren nevbet vurulmaya başlandı. Nevbetin ayakta bekleyen nöbetçilerin eşliğinde vurulması adet oldu.(Bu durum mehter’in geleneğinde devam edecektir)Artık bu tarihten itibaren uç beyi-sancak beyi görevine yükseltilmiştir.Bu fetihle Osman Gazi Tüm Eskişehir’e sahip oldu.Çevre ahaliyi yağma ve baskınlara karşı koruma tedbirleri aldı(Özellikle Çavdarhisar’da bulunan Çavdar akınlarından).Karacahisar pazarını kurdu ve geliştirdi.Kroniklere göre Karacahisar içinde ahşaptan bir cami yaptırdı(Bazı kaynaklar şapel’in camiye çevrilmiş olduğunu yazmaktadır).Buranın sancak beyliğini ; oğlu Orhan Bey’e,askeri yönetimini kardeşi Gündüz Bey’e, kadılığını da Dursun Fakih’e verdi.Buradaki faaliyetler buranın bir sancaktan çok merkez(Başkent) gibi teşkilatlandığını göstermektedir.Osman Bey sırasıyla ,Bilecik,İnegöl,Yarhisar ve Yenişehir’i de fethederek Bursa ve İznik ‘i  hedefine almıştır.
Osman Bey (Sultan 1.Osman-Temsili)
Karacahisar’da Osmanlı Devleti’nin ilanı :  Karacahisar’a yerleşen çok sayıdaki ahalinin Cuma namazı isteğiyle bir Cuma camisiyle beraber hutbe ‘nin kimin adına okunacağı tartışması ortaya çıktı.O zamana kadar Eskişehir de bir tane Cuma camisi vardı .Ancak karacahisar ahalisi kalede de Cuma namazı kılmak istiyorlardı.Konuyu Dursun Fakih’e açınca oda Şeyh Edebali’yi işaret edince, oda konuyu Osman Gazi’ye ulaştırdılar.Osman Gazi “ ne yapmak gerekir ?” diye sordu.?Dursun Fakih Cuma namazı için Selçuklu sultanından izin alınmak gerekir sözlerine Osman Gâzi şöyle cevap vermiştir: “Ben kimsenin taht-ı hükümetinde değilim. Kendi başıma sultanım. Bu diyarı kendi kılıcımla aldım. Kul nöker(Hizmetkar) olmadım, ne efendim var ne sultanım! Benim icazet verdiğim yetmez mi? Benim iznim kifayet etmez mi? Sultan-ı zaman dediğiniz Melik-i Yunan ise benim mülkümde anın(onun) ne tasarrufu var. Nesebde (Soy’ca) ondan eksik değilim, benim aslım geniştir. Gök Alp’i bilmeyen bilmez, bilen Selçuk’a nisbet kılmaz.” Osman Gâzi’nin Karacahisar’da cemaatle Cuma namazı kılmağa izin verip adına hutbe okutmasını, serbest hareket etmeye başlaması devletin bağımsızlığının simgesidir. (27 Ocak 1299) Böylelikle bundan böyle Osman Gazi artık Karacahisar’da saltanat makamına oturmuş ve Bey’ken Sultan olmuştur.(Ancak ünlü tarihçi Prof.Dr.Halil İnalcık ,Osmanlı devletinin bağımsızlık ilanının,Osman Gazi’nin Bizans kuvvetlerine Koyunhisar zaferini kazandıktan sonra yine Karacahisarda 1302 yılında ilan edilmiş olduğunu savunmaktadır.)

Sultanönü Sancağı , uç bölgesinde yer alması, önemli yolların kavşağında bulunmasından dolayı Selçuklu,Beylikler ve Osmanlı’nın Kuruluş dönemindeki stratejik konumu; Fetihlerin Rumeliye dayanmasından sonra biraz önemini kaybederek ,zamanla nüfüsünu kaybetmiştir.Karacahisar kalesi Fatih Dönemine kadar kullanılmış olduğu son yapılan kazılardan anlaşılmıştır.Karacahisarda Yükselme dönemine kadar gayrimüslimlerin yaşadığı anlaşılmaktadır.Fatih döneminde çıkarılan bir kanunname ile Karacahisar ahalisi taşınmıştır.Ahali yine Sultanönü sancağına bağlı ,Karacahisar’ın hemen altında kurulmuş olan Karacaşehir’e, Odunpazarında bulunan mahallelere,İnönü ve Osmaneli(Lefke) kazalarına yerleştirilmişlerdir.Osmanlı Devletinin kurulduğu ve ilan edildiği Sultanönü Sancağının Karacahisar kalesinin etkileri çok büyük olmuştur.Ne yazık ki bu kadar öneme haiz bu Osmanlı Kalesi’ne-Merkezine-Sancağı’na gereken ilgiyi ve vurgulamayı başta Tarihçilerimiz ve Kültür Bakanlığımız esirgemektedirler.

Osmanlı Fetihlerinin batıya yayılmasıyla Sultanönü merkez ve askeri stratejik önemini kaybetmiştir.Sonraki yıllarda özellikle Karacahisar bir eğitim ve kültür merkezi haline gelmiş,alim ve fakihler yetiştirilmiştir. Orhan Bey zamanında İznik fethedilmiş (1331) ve burada ilk Osmanlı Üniversitesi açılmıştır. Eskişehir'de oturan müderris ve fakihlerin bazılarının sonra İznik'e gittikleri anlaşılmaktadır.Daha önce de belirttiğim gibi Sultanönü’nün nispeten savaşlardan uzak sakin bir yaşantısıyla Karacahisar’da Fatih döneminden sonra kaderine terk edilmiştir.Bölgeye gelen seyyahlar da Karacahisar’dan yıkıntı olarak bahsetmişler ve kale ilgili herhangi bir anlatımda bulunmamışlardır.
Karacahisar kazıları ve mevcut durum, Osmanlı Devletinin 700.kuruluş yılı kutlamalarında,Prof.Dr.Halil İnalcık’ın girişimleriyle,1999 yılında A.Ü.Edebiyat Fakültesi öğretim üyeleriyle birlikte yüzey araştırmalarına başlanmıştır. Prof. Dr. Ebru Parman tarafından başlatılan ilk kazı çalışmaları daha sonra Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erol Altınsapan tarafından yapılan kazıların ilk bölümü tamamlanmıştır. Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü başkanı tarafından yapılan araştırmada, Osmanlı’nın yaptığı ilk fetih olan Karacahisar Kalesi’nin fethinde kullandığı okları buldu.Osmanlı Beyliği’nin ilk fethini gerçekleştirdiği ve hutbe okuttuğu Karacahisar Kalesi’ndeki kazıda bulunan ok uçlarının, Kale’nin 1288’de Bizanslılardan fethedilirken kullanıldığı belirlendi. Kazı sonuçlarını değerlendiren Altınsapan :”Kazı Çalışmalarına, bilimsel yayın için ara verdiklerini aktaran “Karacahisar Kalesi’nin ancak 6’da birini kazabildik. Kazının sonuçlarını bilim dünyasına tanıtmak istiyoruz. Bu bağlamda iki bilimsel yayın çıkarttık. Biri genel kazıyla ilgiliydi. Kazı yaptığımız alandan 90 ok ucu çıktı. Şimdiki yayınımızda da kazıdaki ok uçlarını değerlendik. ‘Eskişehir Karacahisar Kalesi Kazısında Bulunan ve Form Veren Ok Uçları Üzerine Tipoloji Denemesi’ adlı çalışmayı gerçekleştirdik. Çalışmada öğrencilerimiz Ali Gerengi, Meydan Palalı ve Ahmet Şakar yer aldı. Uluslararası hakemli bir dergide yayınını yaptık. Ok uçlarını kalenin farklı alanlarına dağılmış şekilde bulduklarını anlatan Altınsapan, bunun önemli bir bulgu olduğuna dikkati çekerek, “Ok uçlarının, Osman Bey’in Kale’yi fethi sırasında kullanıldığını tespit ettik. Uçların bu kadar geniş araziye dağılmış olması bunu kanıtlıyor. Farklı şekillerden oluşuyorlar. Fetih sırasında 5 ayrı tip ok ucu kullanılmış. Bunların, uzun mesafeli, bir kısmı zırh delici gibi farklı tipleri var. Kazı çalışmalarımızda 26 tane işlik ortaya çıktı. Yaklaşık 60 dönümlük arazide 700 metrekare kazdık. Bu yapmış olduğumuz çalışma içerisinde ağırlıklı olarak, kale suruna dayalı işlikler, bir gözetleme kulesi, bir yöneticiye ait olduğunu düşündüğümüz konut. Bunun dışında daha önceki sene kazdığımız iç kalede zaviye kazısı tamamlandı. Bu yıl 138 tane sikke  ve toplam 90 tane ok ucu ortaya çıktı”

Karacahisar kalesinin Kalıntılardan tespit edildiğine göre kale, 200 x 300 metre genişliğinde ve 60 dönümlük bir alanı kaplamaktadır.Defalarca yıkılıp sonra yapılmış olan kalenin (İç Kale-Garnizon kale) etrafını 2 ila 4 m. arasında değişen bir sur ile tahkim edilmiş bulunmaktadır. Sur bedeni belli aralıklarla yerleştirilmiş yarım daire şeklinde kulelerle desteklenmiştir. Kalenin kuzey, batı ve güneyinde bulunan surlar, tırmanılması güç yamaçların bittiği hat üzerinde inşa edilmiştir.Kale’nin ana girişi doğu yönünde olup;43x8x7.5 ebatlarında kalenin en geniş ve yüksek bölümü olup aynı zamanda savunmada en zayıf bölümüdür.(Osman Gazi Kuşatmayı ve fethi bu bölümden gerçekleştirmiştir. Karacahisar kalesinde yapılan yüzey araştırması sırasında, kroniklerde Karacahisar halkının başvurusu üzerine hutbenin okunduğu bildirilen kaledeki yer henüz tespit edilememiştir. Osman Bey ,Alplerinin fedakarlığında Karacahisar Kalesini çok zor bir kuşatma ve hücumdan sonra fethetmiştir.. Karacahisar kalesinin alınması Bizans tekfurunu yenmekle birlikte tekfurların sinsi planını bozmuş, Osman Bey kaleyi alarak uçta Bizans'a karşı gücünü kanıtlamış oluyordu. Karacahisar tekfurunun yenilmesi ve hayatını kaybetmesi onun etrafında toplanmış olan tekfurların da kaybetmesi anlamına gelmiştir.Osman Bey bundan sonra Bursa ve İznik gibi daha büyük hedeflere odaklanmıştır.Karacahisar’ın fethinden sonra statüsü ,Sultanönü sancağına bağlı bir nahiye konumuna gelmekle beraber ,nahiyeye bağlı çok sayıda köy bulunuyordu.(Kireç,Hacılar,Bozluk,Kalburcu,Çavluca,Kavacık,Kayı, Koz İli,Büyük Ilıca ,Yukarı Söğüt Eyüğü,Seki viran,Küplü,Kızıl Dere,Musa Özü,Alpagut ..gibi köylerin adları bu gün hala kullanılmaktadır)(16.yüzyılda Sultanönü Sancağı ; Bilecik(Merkezi ve  Osmaneli-Lefke),Eskişehir,Karacahisar,İnönü(Bozüyük de dahil) , Seyitgazi(Emirdağ dahil) ve Günyüzü nahiyelerinden ibaretti.
Karacahisar kalesi uzun sessiz bir dönemden sonra ,İstanbul –Ankara Demiryolu inşaatı yapılırken dikkati çekmiştir.Demiryolu inşaatı anlaşması gereği bölgede Almanlar izin alarak araştırma yapsalarda ,sonuçlarının yayınlanıp yayınlanmadığı bilinmemektedir.Ancak o tarihte karaca hisar yıkıntı halinde ancak alt kısmında Karacaköy(Bu günkü Karacaşehir) bulunmaktaydı.Osmanlının Kuruluş yerine ayrı bir önem veren Sultan Abdülhamit(1876-1908) Söğüt’te ki imar faaliyetlerinin yanı sıra Osmanlı’nın Kuruluş yıldönümlerini kutlama etkinliklerini başlatmış.Buna paralel olarak da Hutbe okunması ritüeli bu günkü Karacaşehir caminde periyodik olarak yapılmıştır.Bu günde 1999 dan itibaren söz konusu törenler , Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri adıyla Söğüt ve Karacaşehirde yapılmaktadır.(Eylül ayının ikinci haftasında bu sene 735.yıldönümü törenleri 2016 eylülünde yapılacak) Karacahisar kazıları heyecanla devam edecektir. Kazılar Anadolu Üniversitesi önderliğinde yapılırken, bu defa kazılara Kültür Bakanlığı ile Eskişehir Türk Dünyası Vakfı destek vermektedir.
KARACAHİSAR KALESİNİN AYAĞA KALDIRILMASI ;
Karacahisar Kalesi önemli yolların kavşağında ,son derece önemli bir konumu nedeniyle bir çok kere eldeğiştirmiş ve Bizans döneminde yapılmış bir kaledir.Kale’nin geçmişi Selçuklu ,Beylikler ve Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarının merkezinde bulunması nedeniyle ;Türkiye Tarihi açısından son derece önemlidir.Karacahisar Türkler tarafından en son ve 4.kez Osman Gazi tarafından fethedilmiştir.Kale fethedilirken herhangi bir yıkım ve yakma olmamasına rağmen önceden kalan yıkık kısımları Osman Bey tarafından yeniden yaptırılmıştır.(1288).

Osman Bey babası Ertuğrul Gazi Öldüğünde ; Ağabeyleri Gündüz Alp ve Sarı Yatu’dan sonra Ertuğrul gazinin 3. Oğluydu.(Ağabeyleri :  Bey'lik haklarını Osman Bey'e vermişler, Amcası ; Dündar da "Bey" olmak istediyse de Ertuğrul Bey'in silah arkadaşları ve Kayı ileri gelenleri buna müsaade etmediler. ).Osman Bey’in genç yaşta (23 yaşında) Kayı boyuna lider seçilmesi,kuşkusuz onun çok becerikli ve yetenekli olması etkili olmuştur.Burada Tarihi ilgilendiren iki önemli olay vardır.Birincisi Osman Gazi’nin cesur,adaletli ve istişare(Danışma) ye önem veren yapısının yanında Gaza ve fetihlere çok önem vermesiyle büyük bir Lider oluşu ve büyük Devletin kurucusu-Mimarı olan Osman Gazinin Bizans Tekfurlarının ittifakını yerle bir edercesine “Karacahisar” kalesini fethederek kendisine Bursa akınları için merkez yapmasıdır. Osmanlı Beyliğinde Devletleşme ye giden ilk adım kuşkusuz Karacahisar‘ın alınmasıdır. Karacahisarın fethinden önce Bilecik tekfuruyla yapılan savaş; gazilerin birlik altında toplanmasına yol açmış ve Osmangazi meşhur sözünü bu savaşta kullanmıştır.(“Oyun içinde Oyun “ –Bir kutlama için Bileciğe davet edilen Osman Gazi ‘nin kendisine karşı tekfurlarca pusu kurulduğunu öğrenip,Bileciği feth etiikten sonra söylemiştir.) Karacahisar ‘ın alınması Osmanlı tarihi(Türkiye tarihi) için bir dönüm noktası olmuştur. Osmanlılar artık daimi ve son derece stratejik bir yerleşim yeri kazanarak buradan itibaren büyümeye ve cihan Devleti olma yolunda ilerlemeye başlayacaktır.Zaten Karacahisar’ın teşkilatlanmsı buna işaret etmektedir.Kuruluş döneminin ortalarından itibaren Karacahisar savunma stratejisisnin yerini Kültür Merkezliğine bırakmıştır.Karachisar bundan sonra Alim ve Fakihlerin eğitim merkezi haline gelmiştir.Karachisar’ a ilk önemli ilgi Osmanlı Devletinin 700.yıl kutlamaları çerçevesinde yani 1999 yılında başlamıştır.(Yüzey araştırması ve sonra kazılar).Bu gün yapılan kazılardan elde dilen önemli bulgular ışığında kazıların tamamen sonuçlanmasını beklemekteyiz.Eskişehir 2013 Türk Dünyası Başkenti Ajansının etkinliklerinden Hamburg Heyeti’nin Karacahisar gezisinde buranın Osmanlı Devletinin kurulduğu yer olduğunu söyledim.Heyetteki Lise yöneticileri de “ Madem burası sizin için çok önemli ,askeri birliklerce de koruyorsunuz , neden burayı restore edip çocuklarınıza göstermiyorsunuz.(Kaleye çıkarken askeri birliğe bilgi veriyorduk ama askeri birliğin kendi nizamiyeseydi,kaleyi korumak gibi bir görevi yoktu.) Ziyaretçiye uygun bir cevap verememiştim ama çok da haklıydı.Evet niçin görsel bir imkanı gelecek nesillerimizin ilgisine sunmamıştık.Açıkçası çok geç kalınmıştı.Gerçi kazılar sonucuna göre Kalenin Doğu ve Ana giriş cephesinin relöve’sinin çıkarıldığını görmüştüm ama Karacahisar’ın 1299 yılını esas alınarak etnoğrafik bir açık hava görseli şeklinde sunulması çok daha büyük uğraş ve çabayı gerektiriyordu.Gerçi bu noktada bizim Milli Müzecilik anlayışımızın olmayışı da sorgulanmalıdır.Avrupa’nın başkentleri Milli Müzeleri aracığıyla tarihlerini görsel ve gerçek nesnelerle öğretirken biz bu işleri neden yapamamışız.?(Bu Milli Müze kavramı ayrı bir konu olmakla birlikte bizde Milli Müze işlevini kısmen de olsa az-çok yerine getiren : Harbiye askeri Müzesi,Topkapı müzesi ,Anıtkabir müzesi ile Türk-İslam Eserleri müzeleridir). Maalesef Şehirlerimizde bir arkeoloji müzesi tutkusu vardır.Neden Bizim –Kronolojik ve Medeniyet unsurlarıyla Türkiye Tarihi ve Türk Devletleri Tarihi müzelerimiz yoktur) Karacahisar ayağa kaldırılacaksa 1299 yılı başlangıç olarak ele alınmalı ve 1453 yılına kadar ki süreçteki Osmanlı Kültür ve Medeniyeti sergilenmeli.Kale’nin dışında da Büyük bir otağ kurularak Hutbe okunma töreni her yıl canlandırılmalıdır.Şimdi ben böyle dedikçe içimizdeki Roma (Çok tanrılı ve ilk hiristyanlık dönemleri) ve Bizans (Ortadoks Hiristyan) severler devreye girerek engellemeye çabalarlar. Şimdiden Tarihe not düşüyorum Burası ayağa kaldırılacaksa Osmanlı ‘nın kuruluşunun simgesi olmalıdır.Türkiye’de zaten yeterince Roma-Bizans simgesi bulunmakta olup,yeni simgelere ihtiyacımız yoktur. (Roma-Bizans konular ı Üniversitelerin Tarih –Sanat Tarihi kürsülerinde işlenmekte hatta fazladan seçmeli ders konuları bulunmaktadır.)Türkiye Tarihinden önceki eserler hemen her şehrimizde bulunan Arkeoloji müzelerinin baş köşesinde yer almaktadır..Bu konularda aşağılanma duygusunu üstümüzden atalım.Bu zamana kadar Batılılar eski dönem Medeniyetinin çok önemli olduğunu-hatta Şark Medeniyetini de görmezden gelerek ,eğer korunmazsa Barbar olacağımızı telkin ederek . bizleri olumsuz motive ettiler ve kendi medeniyetimizden daha çok Türkiye Tarihi öncesi döneme hayranlık duymamızı ve onları çok üstün görmemizi maalesef sağlamışlardır. Böylelikle 1000 yıllık geçmişi olan Türkiye Tarihinin Medeniyet eserlerini hep birlikte mahvettik ki çocuklarımıza sergileyecek mimari eserler,kültür ve Medeniyet unsurlarını azalmıştır bırakabildik.Hatta diyebiliriz ki Türk Medeniyet Eserlerinin çoğu (Elimizde kalanlardan fazlası) Batı da ki müzeleri süslemektedir.Ancak bizim konumuzda ele aldığımız kavramdaki öznellik ; 1) Karacahisar Kale’sinin stratejik konumu,2) Osmanlı Devletinin kuruluşu ve Devlet’in Karaca Hisar’da ilan edilmiş olmasıdır.Buradaki esas durum,Osmanlı’nın kuruluş döneminin etnoğrafik ,kronolojik ve askeri teknolojisinin Milli bir müze olarak sergilenmesi ve böylelikle gelecek nesillere aktarılmasıdır.
Temsili Karacahisar Kuşatması
Karacahisar kalesinin mimari açıdan Relove ve restorasyon daha doğrusu yeniden ihya projeleri olabildiğince gerçeğe yakın uygulanabilmesidir.

Kalenin Mimari olarak yapılması; Kazı alanında temeller belli ,burada yapılacak işlem Kalenin inşası için yeterince taş bulunmakta,zaten bu taşlar Kızılinler köyünden getirildiğinden takviyesi ile inşası mümkündür.Kalenin ana giriş doğusunda iki yüksek kule,ve surlar boyunca sistematik olarak sıralanmış diğer kuleler kazı alanındaki temellerden açıkça anlaşıldığından,aynen inşa edilmesi gereklidir.Batı bölümdeki büyük yuvarlak kule doğudaki kuleler gibidir.Girişten itibaren kale alanında ,sur duvarlarına paralel kare planlı odalar mevcuttur.Buradan anlaşılması gereken bu odaların kapıları ve pencereleri kale alanına bakıyor olup,üstü teras şeklinde örtülmüş ve kademeleştirilmiş olarak sur mazgallarının boyuna 1.5 metre altına kadar yüksektir.Sur savunması bu yüksek terastan yapılmaktaydı.Kale cıvarında su kaynağı bulunmadığından kale alanı içinde 4 -5 metre derinlikteki büyükçe yer sarnıç olarak kullanılmış olmalıdır.Ancak anlatımlarda söz konusu edilen camii ‘nin yeri henüz bulunamadığından uygun bir yere inşası yapılmalı.O dönemin şartlarına göre düz damlı,taş ve ahşap karışımı bir yapı türü kullanmak mümkündür.Diğer bölümler ise Kalelerde bulunması gereken,Dizdar konutu,Zindan,depolar ve ambarlar ile hayvan ağılları (At için tavlalar) ve bazı küçük zanaatkar (Nalbant,Demirci,marangoz v.s.) işyerleri olarak tasarlanabilir.Dönemin koşullarına uygun inşadan sonra binaların işlevlerine uygun o döneme ait araç,gereç ve aletler bulunup,bulunamıyorsa replika olarak yapılıp sergilenmelidir.

Askeri teknolojiye gelince ; o dönemde henüz ateşli silahlar yoktu.Bu nedenle hem kale savunmasında,hem de kuşatmasında yaygın olarak “mancınık” kullanılmaktaydı.Burada sergilenecek mancınık Türk tipi olmalıdır.Bu konuda örnek alınacak mancınık örneği Azerbaycan Da iç kale de sergilenmektedir.Bu konuda kardeş ülkemizden yardım alarak temin edilecek mancınık kalenin teras kısmına yerleştirmelidir.Burçlara özellikle zırh delici ok atan “Çekre yayı” Kurma düzeneğiyle birlikte tasarlanmalı.Burada bir parantez açarak; Kalenin Fatih Dönemine kadar kullanıldığı göz önüne alarak,gücün simgesi olan ve 1.Kosova savaşından itibaren Osmanlı Ordusunda kullanılan “Top” kalenin batı tarafına sembolik olarak yerleştirilebilir.
A.Ü. Edebiyat Fakültesinin çizimini yaptığı Karacahisar 
                                       Bakü kent duvarı “İçeri Şehir” ‘de ahşap Türk mancınık

Devre göre Alp kiyafetleriyle silahlı mankenler de burç ve surlarda yerini almalıdır.(Mızrak-Kılıç Kalkan,Gürz v.s. donanımlı).Tabii ki giriş bölümünde Kayı sembollü Osmanlı Bayrağı ve Tuğ dalgalandırılmalı.

Kalenin doğu giriş yönünde kıl çadırdan yapılmış büyük otağ, Mehterhan yer almış vaziyette ve haftada bir gün tercihan cuma günleri canlandırma olarak sunulabilecek halde planlanmalıdır.

Devlet ve Millet hayatımızın çok önemli bir noktası olan Karacahisar’ın fethiyle ,Osmanlı devletinin temelleri atılmış ,Osman Gazi buradan batıya ilerleyerek sınırlarını genişletmiş ve ,üç kıtaya yayılacak sağlamlıkta bir örgüt meydana getirmiştir.Bize düşen de Dünyada 8.medeniyet olarak kabul gören bu büyük medeniyeti somut bir şekilde anlatabilmektir.

Kaynaklar :
1- 16.Yüzyılda Eskişehir ve Sultanönü Sancağı ,Prof.Dr.Halime DOĞRU
2- Kuruluş Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak, Prof.Dr.Halil İNALCIK
3- Osmanlı Tarihi,İsmail Hakkı Uzunçarşılı
4- Selçuklular zamanında Türkiye,Osman TURAN
5- Osmangazi İlkler ve Karacahisar ,C.Karasu-T.M.sakarya,O.Berber
6- Türk Dünyası Vakfı Kültür Envanteri,Eskişehir Valiliği
7- Karacahisar Kazıları değerlendirmesi,Prof.Dr.Erol Altınsapan