Gezi yazısı -7 : Rumeli'de Osmanlı İzlerini Aramak-4
(Romanya: Bükreş-Tameşvar-Braşov)
*Rifat GÜNDAY
Erasmus kapsamında
“Manga ile Avrupa Değerleri “projemizin son toplantısı için 9 Mayıs 2022 de , Eskişehir’den başlayan yolculuğumuz
; Budapeşte üzerinden Romanya- Temeşvar/ Timișoara ‘a ulaştık.Proje ortakları: Eskişehir Anadolu Lisesi, Eskişehir Mustafa
Kemal Atatürk Türkiye) ,Logos Epralima(Portekiz) ,Liceul Teoretic Grigore
Moisil (Romanya) , Fenıko Aykeıo(Yunanistan) idi.Toplantı hazırlıkları İngilizce öğretmenleri Pınar Sarı
ve Bilişim öğretmeni Eren Güvenç danışmanlığında
gerçekleştirilmiş,Açılış sunumunu ev sahibi okul adına MİRCEA LUPSE ile
CHRİSTİNSA BOHM gerçekleştirmiştir. Öğleden sonra karma öğrenci gruplarıyla "ADALET " teması üzerine
atölye çalışmaları gerçekleştirildi Öğrenciler tarafından yazılan senaryolar
kısa animasyon filmlerine dönüştürüldü.

Ertesi gün “Old City”de oryantiring tekniğiyle yer tanıma,
Bilim Deney merkezine ziyaretler
kısmında proje amaçlarının yanında bir diğer amacım olan Osmanlı
izlerini aramak fırsatını buldum. Diğer
gruplarla birlikte önce Temeşvar(Timișoara) önce
bir kilise kalıntılarına götürdüler. Fakat Katedral Osmanlı dönemi camisinin
üzerine inşa edilmişken , katedral da aynı akibete uğramış fakat her ikisinin
de duvarları 1989 yılı sonrası yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmış. Yeri gelmişken Temeşvar doğrudan İstanbul’a
bağlı 11 sancaklı eyalet şehri , Bega nehrinin kenarında kurulmuş ve ismini
Tuna’nın en büyük kolu Tisa’dan almış.160 yıl Osmanlı yönetiminde kaldıktan
sonra 1716’da Habsburg ‘lar( Avusturya) ele geçirmiş ve bütün Osmanlı
eserlerini yoketmişler. Yani geçmişte bu bölge daha çok Macar bölgesinde
olduğunu anlıyoruz. Zaten o dönemde Romanya diye bir ülke yoktu.
Osmanlı dönemi
Rumeli'nde (15.y.yıldan itibaren) bu günkü Romanya’nın temelini teşkil
eden himaye statüsünde 3 eyalet vardı.İlki Boğdan Prensliği veya Moldova
beyliği ikincisi Eflak Voyvodalığı
Wallace veya Ulahya da denilmiştir. Üçüncüsü ise Macaristanın bir parçası
sayılan Erdel idi.Fakat bu bölge yoğun bir Çarlık Rusyası ve Avusturya
rekabetine sahne olması nedeniyle Osmanlı’ya karşı yoğun saldırılar oldu.İlk olarak Temeşvar ve Bukovina Avusturya’ya
, sonra Boğdan’ın Beserabya bölgesi Rusya’ya geçti.Artık bu beylikler üzerinde
Rusya etkisi artmış 1834’de ise Prenslik haline gelecekler ama daha da önemlisi
Osmanlılar Prensliklerde ordu bulundurmayacaklar ve Tuna kaleleri de
yıkılacaktı.Bir müddet tamamen Rusya hegomanyasında kalan bu ülkeler 1854 Kırım
harbi sonunda yapılan Paris anlaşmasıyla Türkiye’ye verildiysede bu
prensliklerin milli meclisi olacak ve hiçbir devlet iç işlerine
karışmayacaktı.Neticede Avrupa devletlerinin önerisiyle önce Eflak ve Boğdan
birleşti Osmanlı yönetimi bu yeni prensliğe “Memleketeyn “ adını verdi.Fakat bu farklı dil ve kültüre
sahip zoraki birliktelik oldu.Şöyleki Boğdan Kilise Slavcası ve Moldova’ca
konuşuyorken mezhepleri Ortadoks idi.Eflak dili ise Ulahça ve Rumence olup hem
Katolik hemde Ortadoksluk vardı.Ancak 1.dünya savaşından sonra ise Macaristan
bölgesleride katılacak ve bayağı renkli bir hal alacaktı.Osmanlı yönetimi bu
birleşik prensliğin yeni prensini onaylamak zorunda kalmıştır.(1864 de
İstanbulda Kuza’ya(Alexandru Ioan Cuza) Sultan Abdülmecit
Kılıç ve Kordon takmştır.) Kuza’dan sonra
yerine Alman kökenli Carol 1 seçilince yine İstanbul'a gelmiş 1866 da Abdülaziz
tarafından Osmanlı nişanı verilerek Memleketeyn(Romanya) Voyvadalığı tevcih
edilmiştir.İşte bu Carol 1877-78 Osmanlı_Rus harbinde Rusya Çarlığı yanında yer
alacak ve sonuçta tamamen bağımsız devlet haline gelecektir.
Tekrar
programımıza dönersek ; sonraki ziyaretimiz Özgürlük meydanı oldu.Buradaki
binaların yerinde önceden arasta ve
hamam varmış yani tipik Medeniyetimizde "Çarşıbaşı" gibi bir yer.Şimdiki bina
Askeri gazinoymuş.Meydanın bir köşesinde Osmanlı dönemini kale’sinin bir
kabartması yeralıyor.Ardından Avusturyanın yeniden inşa ettiği yıldız tipi kale-tabyasının
kalıntılarını gördük.Günün sürprizi ise
buralara gelmiş olan Evliya Çelebi adının verildiği sokağı görmek oldu.
Eskişehir kafilesi Gümrük geçişlerinde (Tameşvar- Budapeşte
transferinde ) Gümrük kapısında görevli Türk polisleriyle hatıra
fotoğrafı çekildi. Ekipteki
görevli arkadaşlarım Pınar Sarı ve Ayşe U. Boz projenin yaygınlaştırma ve final raporunu haziran ayında tamamlamalarıyla da projenin tüm faaliyetleri başarıyla
sonuçlandırıldı.

Temeşvar gezisi sonunda değerlendirmeme göre burada gördüklerimiz tam Romanya ‘yı yeterince anlatmıyordu.Çünkü Temeşvar bölgesi daha çok Macaristan -Sırbistan ve Romanya’nı
uç bölgesiydi.Dahası Temeşvar ve Erdel 1.dünya savaşı sonucunda yapılan
Triyanon(Trianon -4.6.1920) anlaşmasıyla Romanya’ya verilmiş bulunuyordu.Bu
yüzden Bükreş müzelerini de ziyaret için planlamak zorunda hissettim.İlk fırsatta da yaklaşık bir yıl sonra Bükreş’e gittim. Bükreş’ten de ilk iş yakın
mesafede Romanya’nın ilk Kralı Carol 1.’in yaptırmış olduğu sarayı görmek için
Braşov’u ziyaret ettim.


Braşov’a daha ilk girişte yüksekçe bir yerde sergilenen
Top’u hemen tanıdım.(Bu toplar Alman Krupp yapımı olan ve 1877-78 Osmanlı Rus
harbinde kullanılan ordumuza ait idi) Daha sonra Pelişör kale-Sarayının girişinde de aynı durum vardı.Zaten buraya
Carol 1 in oluşturduğu silah koleksiyonunu görecektim.Pelişör sarayı Romanya’nın en büyük sarayı olup 19.y.y.
Alman Neo-Rönesans tarzında yapılmış ,
Sarayın inşaatı tamamlanmadan maalesef
kral ölmüş. Sarayın ana holü Kralın
ortaçağ silah koleksiyonun(Zırhlı şövalye giysileri , mızraklar , küçük top
v.s) bir kısmı sergileniyordu.Üst katta ise koleksiyonun devamı sergileniyordu,Ancak
buradaki küçük silahhane salonu :
Türk-Hint-Japon silahları olmak üzere Doğu silahları sergileniyordu.Fakat silah
koleksiyonu’na fazla yaklaştırmıyorlardı
dolaysıyla aralarında Türk silahlarını seçemedim ama açıklayıcı nottan yeşil boyalı deriden kın ve sedef kakmalı
Türk Kılıcı olduğunu anlıyoruz.Sarayda Kralın oluşturduğu Türk Odasını (Salonul
Turcesc) incelememiz mümkün olabildi.Türk Odası yerler ve duvarlar el işi Türk
halılarıyla döşenmiş , odanın kenarlarında sedirlere ,sedir- halısı ve halı
kaplı sırt yastıkları konmuştu.Tavan yine Ala-Turka gömme tavan tarzı olup
geleneksel Türk misafir odası tarzında
dekore edilmiş ayrıca küçük bir bölümde yine silahlar sergileniyordu.

Pelişör sarayından sonraki durağımız Bükreş Milli Müzesi
oldu.Ancak burada Romanya ile ortak tarihimizin beklentilerini bulamadım ve
doğruca Askeri müze’ye gittik.Gerçekten hem Romanya tarihi ve bu ortak
tarihteki Osmanlı Devleti haritalarına kadar bir anlatım materyalleri vardı.(Kendilerince
önemli muharebeleri harita üzerinde şekil ve grafiklerle anlatımları vardı.Bu
arada Fatih döneminde yapılan eflak ve Boğdan seferlerini 1979 yılında filmini
bile yapmışlardı.(Bu filmlerden bir tanesinde Vlad Tepeş ve Osmanlı Ordusunun
tüm ihtişamıyla , mehter müziği eşliğinde büyük işgal sahneleri diye 1475
yılında yapılan seferden bahsediyordu)Tabii burada daha çok Plevne ve Şipka
savaşlarına.(1877-78) ait çokça belge ve
fotoğraf vardı.Açıkçası Plevneyi birde
karşı kıyıdan yaşıyorduk.Çünkü Romanya bize bağlı Prenslik iken bu savaşta
aniden Çarlık Rusya’nın tarafına geçmişler ve savaştan sonra da tam bağımsız
olmuşlardı.(Ancak bu bir geçici durum olacaktı , hem 1.dünya savaşında hemde
2.dünya savaşında Rusya’nın yanında yer alarak aslında Rusya’ya
bağlanacaklardı..) Buradaki bilgilere göre bu savaşa katılan Romen birlikleri
50.000 cıvarındaymış ve anlatımlarından Plevne’nin işgalinde kendilerine büyük bir pay veriyorlardı.Burada en önemli eşya Plevne
müdafii Gazi Osman Paşa’nın eşyaları ve üstündeki sancak idi.Açıklamasında
kılıç , kuran ve tütün kutusunun Osman Paşa’nın diyordu.Ancak biz biliyoruz ki
Osman Paşa Plevne’dek kuşatmayı yarmak isterken yaralanmış ve kılıcını Çar 2.Aleksandr’ya
teslim etmişse de Çar Nikola kılıcı almamıştı ve paşa Kılıcıyla Türkiye’ye
dönmüştü.Muhtemelen bu kılıçlar Paşa’nın karargahındaki üst rütbeli subaylara
ait olabilirdi.
Bükreş’in eski yerleşim alanındayken yine bir Osmanlı
vatandaşı Manuk efendi tarafından yaptırılan Manuk han’da yemeğe uğradık.Buraya
genelde iki kapılı han yada Manuk Han deniyor.Burası Osmanlı Kervansarayı
mimarisinde fakat o dönem moda olan Barok uslubuyla inşa edilmiş.tarihi önemi
ise ; 1806 Osmanlı-Rus savaşını sona erdiren 1812 tarihli Bükreş anlaşması bu
handa yapılmış olmasıdır.

Eski yerleşimden yeni yerleşime dönerken ana bulvar üzerinde
bulunan Çavuşescu sarayını görüyoruz. 21 Aralık 1989 tarihinde
balkonda konuşurken birden ellerinde silahlarla adamlar belirmiş. Siviller
birbirlerine ateş açınca bu kargaşada bir çok insan ölmüş.Sonuçta Çavuşesku ve
aileside kaçırılarak katledilmiş.Günümüzde bu tarihe tanıklık eden , bir devrin
kapanmasına neden olan binanın önünde kuru bir ağacı simgeleyen ağaç var. Ağaç,
baskıcı yönetimlerde ekilen tohumu simgelediğinden bu ağaçta yaprak ta çiçek de olmaz anlamında ve
yanındaki insan ise özgürlüğü simgeliyor.


Bükreş’in çok güzel bir coğrafyası var.Eski ve yeni şehrin
arasında büyükçe bir göl var.Göl etrafı ise binlerce dönüm büyük bir doğa parkı
var adı Herestrau park , burada her türlü etkinlik yapılabiliyor.Ama asıl önemi
Dimitri Gusto Ulusal Köy müzesinin yer alması.Romanyanın tüm bölgelerini
kapsayan 60’dan fazla kırsal mimari örneği konut sergilenmek üzere tam 10 yıl
çaba harcamışlar.Tabi arayınca Eskişehir’le bağlantılı Tatar evi örneğini de
bulduk.Köstence’den getirilmiş.Biliyoruz ki Kırım işgal edilince Kırım Tatar
Türkleri önce Köstence’ye daha sonra da Eskişehir ve diğer illere
yerleştirilmiş.Eskişehir’de de çok örneğinde olduğu gibi avlulu ana bina ve
karşısında mutfak evi ve tarımsal faaliyetler için bir bölüm bulunuyor.Burada
ayrıca bir “yer evi “örneğini de görme fırsatını bulduk.
Bükreş’te birde
burada iyi bir mutfak yani yemek
çeşidinin olmamasını ben Kraliyet sarayının
geç yapılmasına bağlıyorum.Çünkü saray
bir çok konuda halka öncülük yapabilmekteydi.Son bir ilave de1.dünya savaşında
biz yine Romen’lerle savaştık.6.Kolordumuz İttifak güçlerine destek için
trenlerle Bulgaristan üzerinden buraya getirildi.
9 Ocak 1917’de, Romanya İdare-i Askeriyesi (Romanya
Osmanlı Askeri Valiliği) adında bir kuruluş ateşkes’e kadar burayı idare
ettiğini biliyoruz ancak müzelerde böyle bir not göremedim.Ancak döneme ait
şehit Mehmetçiklerimiz üç ayrı şehirde şehitliklerde nispeten toplu olarak ebedi olarak buralarda kalmışlar.Ruhları Şad
olsun.
Bükreş’ten ayrılmadan bizleri bu güne taşıyan Türkiye
Cumhuriyeteinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büstünü ziyaret
ettik.Kalan yerler için artık yeniden ayrı bir seyahat planlamayı düşünüyorum.
*Rifat Günday
Başöğrt.Tarih(E)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder