2 Haziran 2025 Pazartesi

Romanya


Gezi yazısı -7 : Rumeli'de Osmanlı İzlerini Aramak-4
                         (Romanya: Bükreş-Tameşvar-Braşov)
*Rifat GÜNDAY
    Erasmus kapsamında  “Manga ile Avrupa Değerleri “projemizin son toplantısı  için 9 Mayıs  2022 de , Eskişehir’den başlayan yolculuğumuz ; Budapeşte üzerinden Romanya- Temeşvar/ Timișoara ‘a ulaştık.Proje ortakları: Eskişehir Anadolu Lisesi, Eskişehir  Mustafa Kemal Atatürk  Türkiye) ,Logos Epralima(Portekiz) ,Liceul Teoretic Grigore Moisil (Romanya) , Fenıko Aykeıo(Yunanistan) idi.Toplantı hazırlıkları  İngilizce öğretmenleri  Pınar Sarı ve  Bilişim öğretmeni  Eren Güvenç   danışmanlığında gerçekleştirilmiş,Açılış sunumunu ev sahibi okul adına MİRCEA LUPSE  ile CHRİSTİNSA BOHM   gerçekleştirmiştir.    Öğleden sonra karma öğrenci gruplarıyla  "ADALET  " teması üzerine atölye çalışmaları gerçekleştirildi Öğrenciler tarafından yazılan senaryolar kısa animasyon filmlerine dönüştürüldü.

    Ertesi gün “Old City”de oryantiring tekniğiyle yer tanıma, Bilim Deney merkezine ziyaretler  kısmında proje amaçlarının yanında bir diğer amacım olan Osmanlı izlerini aramak fırsatını buldum.  Diğer gruplarla birlikte önce Temeşvar(Timișoara)   önce bir kilise kalıntılarına götürdüler. Fakat Katedral Osmanlı dönemi camisinin üzerine inşa edilmişken , katedral da aynı akibete uğramış fakat her ikisinin de duvarları 1989 yılı sonrası yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmış.   Yeri gelmişken Temeşvar doğrudan İstanbul’a bağlı 11 sancaklı eyalet şehri , Bega nehrinin kenarında kurulmuş ve ismini Tuna’nın en büyük kolu Tisa’dan almış.160 yıl Osmanlı yönetiminde kaldıktan sonra 1716’da Habsburg ‘lar( Avusturya) ele geçirmiş ve bütün Osmanlı eserlerini yoketmişler. Yani geçmişte bu bölge daha çok Macar bölgesinde olduğunu anlıyoruz. Zaten o dönemde Romanya diye bir ülke yoktu.

    Osmanlı dönemi  Rumeli'nde (15.y.yıldan itibaren) bu günkü Romanya’nın temelini teşkil eden himaye statüsünde 3 eyalet vardı.İlki Boğdan Prensliği veya Moldova beyliği  ikincisi Eflak Voyvodalığı Wallace veya Ulahya da denilmiştir. Üçüncüsü ise Macaristanın bir parçası sayılan Erdel idi.Fakat bu bölge yoğun bir Çarlık Rusyası ve Avusturya rekabetine sahne olması nedeniyle Osmanlı’ya karşı yoğun saldırılar  oldu.İlk olarak Temeşvar ve Bukovina Avusturya’ya , sonra Boğdan’ın Beserabya bölgesi Rusya’ya geçti.Artık bu beylikler üzerinde Rusya etkisi artmış 1834’de ise Prenslik haline gelecekler ama daha da önemlisi Osmanlılar Prensliklerde ordu bulundurmayacaklar ve Tuna kaleleri de yıkılacaktı.Bir müddet tamamen Rusya hegomanyasında kalan bu ülkeler 1854 Kırım harbi sonunda yapılan Paris anlaşmasıyla Türkiye’ye verildiysede bu prensliklerin milli meclisi olacak ve hiçbir devlet iç işlerine karışmayacaktı.Neticede Avrupa devletlerinin önerisiyle önce Eflak ve Boğdan birleşti Osmanlı yönetimi bu yeni prensliğe “Memleketeyn “ adını verdi.Fakat bu farklı dil ve kültüre sahip zoraki birliktelik oldu.Şöyleki Boğdan Kilise Slavcası ve Moldova’ca konuşuyorken mezhepleri Ortadoks idi.Eflak dili ise Ulahça ve Rumence olup hem Katolik hemde Ortadoksluk vardı.Ancak 1.dünya savaşından sonra ise Macaristan bölgesleride katılacak ve bayağı renkli bir hal alacaktı.Osmanlı yönetimi bu birleşik prensliğin yeni prensini onaylamak zorunda kalmıştır.(1864 de İstanbulda  Kuza’ya(Alexandru Ioan Cuza) Sultan Abdülmecit Kılıç ve Kordon takmştır.) Kuza’dan  sonra yerine Alman kökenli Carol 1 seçilince yine İstanbul'a gelmiş 1866 da Abdülaziz tarafından Osmanlı nişanı verilerek Memleketeyn(Romanya) Voyvadalığı tevcih edilmiştir.İşte bu Carol 1877-78 Osmanlı_Rus harbinde Rusya Çarlığı yanında yer alacak ve sonuçta tamamen bağımsız devlet haline gelecektir.

    Tekrar programımıza dönersek ; sonraki ziyaretimiz Özgürlük meydanı oldu.Buradaki binaların yerinde önceden arasta  ve hamam varmış yani tipik Medeniyetimizde  "Çarşıbaşı" gibi bir yer.Şimdiki bina Askeri gazinoymuş.Meydanın bir köşesinde Osmanlı dönemini kale’sinin bir kabartması yeralıyor.Ardından Avusturyanın yeniden inşa ettiği yıldız tipi kale-tabyasının  kalıntılarını gördük.Günün sürprizi ise buralara gelmiş olan Evliya Çelebi adının verildiği sokağı görmek oldu.

Eskişehir kafilesi Gümrük geçişlerinde (Tameşvar- Budapeşte transferinde ) Gümrük kapısında görevli Türk polisleriyle hatıra fotoğrafı  çekildi. Ekipteki görevli arkadaşlarım Pınar Sarı ve Ayşe U. Boz projenin yaygınlaştırma ve  final raporunu haziran ayında  tamamlamalarıyla da  projenin tüm faaliyetleri başarıyla sonuçlandırıldı.

    Temeşvar gezisi sonunda değerlendirmeme göre  burada gördüklerimiz tam Romanya ‘yı yeterince anlatmıyordu.Çünkü Temeşvar  bölgesi  daha çok Macaristan -Sırbistan ve Romanya’nı uç bölgesiydi.Dahası Temeşvar ve Erdel 1.dünya savaşı sonucunda yapılan Triyanon(Trianon -4.6.1920) anlaşmasıyla Romanya’ya verilmiş bulunuyordu.Bu yüzden Bükreş müzelerini de ziyaret için planlamak zorunda hissettim.İlk  fırsatta da yaklaşık bir yıl sonra   Bükreş’e gittim. Bükreş’ten de ilk iş yakın mesafede Romanya’nın ilk Kralı Carol 1.’in yaptırmış olduğu sarayı görmek için Braşov’u ziyaret ettim.

    Braşov’a daha ilk girişte yüksekçe bir yerde sergilenen Top’u hemen tanıdım.(Bu toplar Alman Krupp yapımı olan ve 1877-78 Osmanlı Rus harbinde kullanılan ordumuza ait idi) Daha sonra Pelişör kale-Sarayının  girişinde de aynı durum vardı.Zaten buraya Carol 1 in oluşturduğu silah koleksiyonunu görecektim.Pelişör  sarayı Romanya’nın en büyük sarayı olup 19.y.y. Alman Neo-Rönesans  tarzında yapılmış , Sarayın inşaatı tamamlanmadan  maalesef kral ölmüş. Sarayın ana holü  Kralın ortaçağ silah koleksiyonun(Zırhlı şövalye giysileri , mızraklar , küçük top v.s) bir kısmı sergileniyordu.Üst katta ise koleksiyonun devamı sergileniyordu,Ancak buradaki küçük silahhane salonu  : Türk-Hint-Japon silahları olmak üzere Doğu silahları sergileniyordu.Fakat silah koleksiyonu’na fazla  yaklaştırmıyorlardı dolaysıyla aralarında Türk silahlarını seçemedim ama açıklayıcı nottan  yeşil boyalı deriden kın ve sedef kakmalı Türk Kılıcı olduğunu anlıyoruz.Sarayda  Kralın oluşturduğu Türk Odasını (Salonul Turcesc) incelememiz mümkün olabildi.Türk Odası yerler ve duvarlar el işi Türk halılarıyla döşenmiş , odanın kenarlarında sedirlere ,sedir- halısı ve halı kaplı sırt yastıkları konmuştu.Tavan yine Ala-Turka gömme tavan tarzı olup geleneksel Türk misafir odası tarzında  dekore edilmiş ayrıca küçük bir bölümde yine silahlar sergileniyordu.

   
    Pelişör sarayından sonraki durağımız Bükreş Milli Müzesi oldu.Ancak burada Romanya ile ortak tarihimizin beklentilerini bulamadım ve doğruca Askeri müze’ye gittik.Gerçekten hem Romanya tarihi ve bu ortak tarihteki Osmanlı Devleti haritalarına kadar bir anlatım materyalleri vardı.(Kendilerince önemli muharebeleri harita üzerinde şekil ve grafiklerle anlatımları vardı.Bu arada Fatih döneminde yapılan eflak ve Boğdan seferlerini 1979 yılında filmini bile yapmışlardı.(Bu filmlerden bir tanesinde Vlad Tepeş ve Osmanlı Ordusunun tüm ihtişamıyla , mehter müziği eşliğinde büyük işgal sahneleri diye 1475 yılında yapılan seferden bahsediyordu)Tabii burada daha çok Plevne ve Şipka savaşlarına.(1877-78)  ait çokça belge ve fotoğraf vardı.Açıkçası  Plevneyi birde karşı kıyıdan yaşıyorduk.Çünkü Romanya bize bağlı Prenslik iken bu savaşta aniden Çarlık Rusya’nın tarafına geçmişler ve savaştan sonra da tam bağımsız olmuşlardı.(Ancak bu bir geçici durum olacaktı , hem 1.dünya savaşında hemde 2.dünya savaşında Rusya’nın yanında yer alarak aslında Rusya’ya bağlanacaklardı..) Buradaki bilgilere göre bu savaşa katılan Romen birlikleri 50.000 cıvarındaymış ve anlatımlarından Plevne’nin işgalinde  kendilerine büyük bir pay  veriyorlardı.Burada en önemli eşya Plevne müdafii Gazi Osman Paşa’nın eşyaları ve üstündeki sancak idi.Açıklamasında kılıç , kuran ve tütün kutusunun Osman Paşa’nın diyordu.Ancak biz biliyoruz ki Osman Paşa Plevne’dek kuşatmayı yarmak isterken yaralanmış ve kılıcını Çar 2.Aleksandr’ya teslim etmişse de Çar Nikola kılıcı almamıştı ve paşa Kılıcıyla Türkiye’ye dönmüştü.Muhtemelen bu kılıçlar Paşa’nın karargahındaki üst rütbeli subaylara ait olabilirdi.
 
    Bükreş’in eski yerleşim alanındayken yine bir Osmanlı vatandaşı Manuk efendi tarafından yaptırılan Manuk han’da yemeğe uğradık.Buraya genelde iki kapılı han yada Manuk Han deniyor.Burası Osmanlı Kervansarayı mimarisinde fakat o dönem moda olan Barok uslubuyla inşa edilmiş.tarihi önemi ise ; 1806 Osmanlı-Rus savaşını sona erdiren 1812 tarihli Bükreş anlaşması bu handa yapılmış olmasıdır.

    Eski yerleşimden yeni yerleşime dönerken ana bulvar üzerinde bulunan Çavuşescu sarayını görüyoruz. 21 Aralık 1989 tarihinde balkonda konuşurken birden ellerinde silahlarla adamlar belirmiş. Siviller birbirlerine ateş açınca bu kargaşada bir çok insan ölmüş.Sonuçta Çavuşesku ve aileside kaçırılarak katledilmiş.Günümüzde bu tarihe tanıklık eden , bir devrin kapanmasına neden olan binanın önünde kuru bir ağacı simgeleyen ağaç var. Ağaç, baskıcı yönetimlerde ekilen tohumu simgelediğinden  bu  ağaçta yaprak ta çiçek de olmaz anlamında ve yanındaki insan ise özgürlüğü simgeliyor.

    Bükreş’in çok güzel bir coğrafyası var.Eski ve yeni şehrin arasında büyükçe bir göl var.Göl etrafı ise binlerce dönüm büyük bir doğa parkı var adı Herestrau park , burada her türlü etkinlik yapılabiliyor.Ama asıl önemi Dimitri Gusto Ulusal Köy müzesinin yer alması.Romanyanın tüm bölgelerini kapsayan 60’dan fazla kırsal mimari örneği konut sergilenmek üzere tam 10 yıl çaba harcamışlar.Tabi arayınca Eskişehir’le bağlantılı Tatar evi örneğini de bulduk.Köstence’den getirilmiş.Biliyoruz ki Kırım işgal edilince Kırım Tatar Türkleri önce Köstence’ye daha sonra da Eskişehir ve diğer illere yerleştirilmiş.Eskişehir’de de çok örneğinde olduğu gibi avlulu ana bina ve karşısında mutfak evi ve tarımsal faaliyetler için bir bölüm bulunuyor.Burada ayrıca bir “yer evi “örneğini de görme fırsatını bulduk.

    Bükreş’te  birde burada iyi bir  mutfak yani yemek çeşidinin  olmamasını ben Kraliyet sarayının  geç yapılmasına bağlıyorum.Çünkü saray bir çok konuda halka öncülük yapabilmekteydi.Son bir ilave de1.dünya savaşında biz yine Romen’lerle savaştık.6.Kolordumuz İttifak güçlerine destek için trenlerle Bulgaristan üzerinden buraya getirildi. 9 Ocak 1917’de, Romanya İdare-i Askeriyesi (Romanya Osmanlı Askeri Valiliği) adında bir kuruluş ateşkes’e kadar burayı idare ettiğini biliyoruz ancak müzelerde böyle bir not göremedim.Ancak döneme ait şehit Mehmetçiklerimiz üç ayrı şehirde şehitliklerde nispeten toplu olarak  ebedi olarak buralarda kalmışlar.Ruhları Şad olsun.

    Bükreş’ten ayrılmadan bizleri bu güne taşıyan Türkiye Cumhuriyeteinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büstünü ziyaret ettik.Kalan yerler için artık yeniden  ayrı bir seyahat planlamayı düşünüyorum.

*Rifat Günday 
Başöğrt.Tarih(E)











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder