21 Şubat 2023 Salı

Litvanya Türkleri


Gezi Yazısı-6 : Litvanya Türkleri
                                                                                    *Rifat GÜNDAY                            
        Letonya aktarmalı Litvanya’ya gitmek için havalanan THY uçağı tam kuzey yerine, hafifçe Ukrayna’nın batısına yönelip bir V çizerek (Rusya Ukrayna savaşının ateş hattından uzaklaşmak için) Liviv üstünden Baltık denizine yöneldi. Baltık denizine doğru alçalan uçağımızdan 11 sene önce gördüğüme benzer bir manzara ile karşılaştım. Akarsular, göller ve ormanla kaplı engebeli olmayan düz bir ova... Uçaktan inişe müteakip kısa bir Riga turundan sonra, ertesi gün Erasmus kapsamında TEAM projemiz için karayoluyla Litvanya’nın başkenti Vilnius’a hareket ettik.


Vilnus ‘u ikiye ayıran Neris nehri ve ev sahibi proje ortağı okulumuz
Vilnius, Litvanya’nın 3.başkanti. Bundan önce Trakai ve Kaunas şehirleri başkentlik yapmış. Litvanya halkı kendilerine Litvan diyor, dilleri de Litvanca. Vilnius’un ortasından Neris nehri akıyor. Nehrin yukarı kısmı eski şehir (Old City), aşağı kısmında ise yeni yapılar hızla yükseliyor.11 yıl öncesine göre oldukça kalkınmış, Rusça konuşanlar pek fazla görülmüyor ve en önemlisi tabelalardaki Kril yazıları ortadan kalkmış yerine Latin harfleri gelmiş. Bazı marketlerde Avro‘nun yanı sıra Rus Rublesi ile İngiliz Sterlini de geçiyor. Uzun süre SSCB egemenliğinde yaşayan ülke, 23 Ağustos 1989 tarihinde Baltıklarda Sovyetlere karşı başlatılan 600 km.lik “insan zinciri direnişi”nden sonra, 11 Mart 1990 tarihinde bağımsızlığını ilk ilan etmiştir. Litvanya’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke de Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Bu arada hemen belirteyim ki " old city" de  dolaşırken hem elçiliğimizi hemde para müzesini görüyoruz.

Litvanya'nın en büyük nehri Neris Vilnius'u nerdeyse ikiye bölmüş  nehrin güneyi artık modern yapılarla gelişiyorken , güneyi ise "Eski şehir " oldukça korunmuş tarihi bir bölge halinde."Eski şehir" de Neris nehrinin kolu ve şehre adını veren  "Vilnia nehri"  de bu sefer tarihi bölgeyi kabaca doğu- batı   olarak ikiye ayırmış durumda.Vilnius geneli yeşillikler içinde güzel bir başkent görünümündedir.

                                   Vilnius-"Eski şehir" de şehre adını veren  Vilnia nehri ve şehrin kapısı
Başkent Vilnius’a geldiğimizin ertesi günü şehrin 30 km batısındaki Trakai şehrine gidiyoruz. Bu arada Erasmus projemiz TEAM’in temamız müzecilik üzerine olduğunu belirtelim. Trakai Kalesi ile şatosu(Büyük Dük Sarayı) Galves Gölü’nün üzerindeki küçük bir adada yer alıyor. Kale 14. yüzyılın sonu ile 15.yüzyılda inşa edilmiş. Ancak savaşlarda tahrip olduğundan Sovyetler zamanında yeniden inşa edilmiş iyi bir replika örneği. Trakai kalesinin içi aynı zamanda çeşitli müzelere de ev sahipliği yapmakta. Kale; Dük Şatosu, şapel, silahlar ve etnografik bölümlerden oluşuyor. Rehberimiz Vilnius eğitim departmanında görevli bir eğitimci. Gezimiz esnasında kalede Litvanya Türklerini anlatan bir bölümle karşılaşıyoruz. (Reyonun bir tarafı Kırım Türklerine, diğer tarafı ise Karay Türklerine ayrılmış)

Litvanya’ya Türk Göçleri
14.yüzyıl başında daha önceden Kırım’a yerleşmiş olan Karay Türkleri, burayı savunmak için (öncelikle Töton şövalyelerine karşı) Grandük Prens Vitold zamanında yerleştirilmiş.
 
 Galves Gölü ve Trakai Kalesi(Eski Başkant’te Dük Sarayı) ve 15.yüzyıl Litvanya Düklüğü haritası

Trakai Büyük Dük Şatosunda Litvanya Türklerine ait bölüm

Karay kafilelerinden oluşan Kıpçak Türkleri de buraya “Karailer/ Karaim” inançlı olarak yerleşmişler. Ancak zaman içinde burayı terk etmişler ve sayıları giderek azalmıştır. Mevcut bulunan Karay Türkleri, Türkçemizin Karay lehçesini çoktan unutmuş. Vilnius Eğitim görevlisinin ifadesiyle Trakai de 60 Karay yaşıyor, Litvanya’da toplam 300 aile kalabilmiş. Litvanya Karaylarından Kıpçak-Karay lehçesini sadece 30 yaşlı kişi konuşabiliyormuş. Karayların burada kasaba içinde Cami olarak (ancak İngilizce ifade edildi) fakat kendi dillerinde “Kenesa” ya da “Knessa” adını verdikleri ibadethaneleri tadilattaydı. Karaim müzesi de tadilattaydı. 11 yıl önceki Kenesayı ziyaretimden hatırladığım kadarıyla Ay Takvimi kullanıyorlar. Kıblesi vardı fakat Kudüs’e dönüktü. Abdest alıp namaz kılıyorlar ama kilise gibi sıra-masalarda namazlarını kılıyorlarmış.Minare yoktu, minber benzeri bir alan mevcuttu. Dua kitapları Karay lehçesiyle yazılmıştı. İbrani kökenli Rab yerine, Türkçe Tanrı (Tengri) kullanıyorlardı. Sonuçta Musevi olmadıklarını ifade etmişlerdi. Anlaşıldığı kadarıyla buraya gelirken Polonya’daki Musevilerden etkilenmişler ve buradaki Paganizm’den Hristiyanlığa geçiş dönemine tesadüf ettiklerinden Kenesa’ya sıra –masa aparatlarını eklemişler. Kırım Karaylarının kökeninin Hazar Türklerine dayandığı da söylenmektedir. Bu arada ünlü yazarımız Refik Halit Karay’ında bir Karay Türk’ü olduğunu hatırlatalım.

     Karaylarda  cami anlamında kullanılan “Kenesa” ve Karay Görevli (Trakai)
Kırım Tatar Türkleri, 14 ve 15.yy‘da Büyük Litvanya Dükalığı topraklarına prens Witold ve daha sonraları da Grandük Vytautas zamanında yerleşti. Yerleştikleri yerler arasında eski başkent Trakai’de bulunuyordu. (Ancak artık Trakai’de yaşamıyorlar.) Buraya yerleşen Kırım Tatarların askeri bir teşkilat içinde bulunarak (Tatar süvari alayları) Litvanya adına birçok savaşa da katıldıkları biliniyor. Litvanya tarihindeki geçiş dönemlerinden Karaylarda olduğu gibi Tatar Türkleri de etkilenmiştir. Özellikle 14.yy Paganlıktan Katolikliğe geçiş, sonraki dönemlerde Düklerinin eşlerinden dolayı Ortadoks mezhebine geçiş dönemleri Müslüman Kırım-Tatar Türkleri üzerinde bir baskı oluşturduğu gibi, esas baskı Sovyet döneminde görülmüş ve tamamen bir asimilasyona dönüşmüştür. Camiler kapatılmış, gençlerin yaşlılarla bağları koparılarak güya enternasyonallik adına Slav-Rus milliyetçiliği alabildiğine hâkim olmuş, direnenler öldürülmüş veya Sibirya’ya sürülmüş. Zaten 11 yıl önce geldiğimde bunu daha net görmüştüm; şöyle ki geleneksel ahşap evler boşaltılarak şehirlerde 40 metrekarelik kibrit kutusu görünümlü gri renkli apartmanlara tıkılan insanlar bütün geçmişini unutmaya zorlanacaktı.

Trakai’de Kırım Türklerine ait bölüm,sağdaki Litvanya’nın ilk ahşap camisi(16.y.y.ait bir mescit)

Baltıkları dolaşırken hem Riga’da hem de Vinius’ta Tatar sokağına rastladık. Yukarıda Trakai kalesinde düzenlenmiş Tatar köşesinde anlattığım şehirde artık Tatarlar yaşamıyormuş.
Vilnius'un 40 km batısında “40 Tatarlar köyünde” (Keturiasdesimt Totoriu) 100 civarında Tatar'ın yaşadığından ve küçük bir mescidin varlığından bahsettiler. Bu gün Litvanya Tatarlarının sayısı giderek azalarak 3.000’e düşmüş durumdadır. Genellikle Vilnius, Kaunas, Kozaklaru, Nemezis ve Kırk Tatar köyünde yaşıyorlarmış. Bizim ziyaret ettiğimiz Vilnius ve Trakai’de Cami yoktu. Yukarıda eski fotoğrafı görünen 40 Tatarlar köyünde, Kaunas ( ahşap olan bu cami iki kez yakılmış ve 2. dünya savaşında ibadete kapatılmış.1991’de tekrardan açılmış ve 2018 ‘de TİKA onarmış), Raiziai ve Nemezis’te Müslüman Tatarlar cami /mescitlerinde ibadetlerini sürdürüyor ancak ezan okunmuyor (iç ezan okunuyor) ve Vilnius’ta Cami açılmasına henüz hükümet izin vermemiş. Amerika’ya bu topraklardan göç eden Amerikalı olarak bildiğimiz aktör Charles Bronson’da bir Litvanya Tatarı’ymış. Ben daha önceki gelişimde Letonya’da çokça Azerbaycan Türk’üne rastlamıştım. Ancak Vilnius’ta tesadüfen taksi şoförünün Azerbaycan’dan göç ettiğini öğrendim. Dediğine göre Güney Azerbaycan’la Karabağ arasındaki bir köyden gelmişler. Daha da önemlisi Vilnius’ta 1000 kadar Azerbaycan Türk’ünün yaşadığını öğrenmem oldu.
 
                        




Tatar Sokağı ve Büyük bir park içindeki Kütüphane
 
Kaledeki Tatar köşesinde sergilenen el yazması Kuran-ı Kerim ‘den hareketle bir atölye çalışması için gittiğimiz Vilnius Ulusal Kütüphanesinde Tatar El Yazmalarını sordum. Varlığını kabul ettiler ancak katalogdan kodlarını bulmamızı istediler, o kadar zamanımız olmadığından maalesef inceleyemedik.


     Trakai’de Kırım Türklerine ait bölümde etnoğrafik giysi ve ,silah ve eyer

Litvanya’daki Türk İzlerinin Kökeni
14. yy. da ve Litvanya’nın Hristiyanlığa geçtiği dönemde Volga ve Deşt-i Kıpçak’tan getirilen Müslüman Türker’in (Tatarlar) yanında yine Kıpçak Türk Lehçesi konuşan Kırım Karaimleri de Litvanya savunmasını üstlenmişlerdi. Bu topluluklar kendi yapısal sistemlerini bir ölçüde korusalar da Sovyet asimilasyonu bu topluluğun yapısını en az 10 kat azaltmış. Buna rağmen Bölge dillerinde bir çok Türkçe kelimeye rastlamamız tesadüf değildi. Örnek; Kara(Savaş anlamında), İki (Gel al anlamında); Koru(ağaçlı yer) v.s. Baltıklarda rastladığımız bu Türkçe kökenli kelimeleri Muhtemelen Kıpçak boyları getirmiş. Kadim Türkçemizin Baltıklarda izine rastlamak…

                          Riga 'da "Savaş Müzesi". ve Vilnus'da Puckoru

Buradan bir kez daha anlaşılıyor ki buradaki iki Türk topluluğu geçmişte birbirlerine çok fazla katkı ve birliktelik sağlamamıştır. Sanıyorum bu kadar geniş coğrafyalara dağılmış Türk Toplulukları için sihirli kelime birliktelik olmalı.

*Rifat GÜNDAY, Eğitimci, Araştırmacı ve Tarih Öğretmeni.

Makale Yayın Linki :
https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/guncel-yazilar3/7479-litvanya-turkleri
 

26 Mayıs 2022 Perşembe

SAKARYA VE BÜYÜK TAARRUZDA YUNAK HAVALİSİ

 

     Tarihimiz ve Olaylar -13 :SAKARYA VE BÜYÜK TAARRUZDA YUNAK HAVALİSİ     

                                                                                                                Rifat GÜNDAY*

BATI CEPHESİNİN GÜNEY KANADINDA YUNAK VE HAVALİSİNİN GENEL DURUMU

Milli Mücadele Dönemi’nin Batı Cephesi’nde Türk ordusu İnönü Muharebeleri’ni kazandı, genel taarruza geçen Yunanlılar Kütahya-Eskişehir Muharebelerini (10-24 Temmuz 1921) kazanmaları üzerine , Afyon ve Kütahya’dan sonra Eskişehir’i de boşaltarak Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilme kararı aldı. Yunan ordusu da -kendilerine göre Küçük Asya ordusu- Türk ordusunu takiben Sevr’i Ankara’ya kabul ettirmek amacıyla Ankara‘yı hedef alan harekâta başladı. Türk ordusu, kesin sonuçlu bir meydan savaşı için tüm birliklerini başarılı bir geri çekilme planıyla Sakarya`nın doğusuna çekerek kuzey- güney doğrultulu 90 km uzunluğunda ve yönü batıya dönük bir cephe hattında topladı. (Polatlı’dan Haymanaya doğru kuzeyden güneye uzanan doğu-batı yönünde savunma hattı oluşturuldu.) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), 5 Ağustos 1921`de TBMM Hükümeti tarafından çıkarılan 144 sayılı Kanun’la ve geniş yetkilerle üç ay süre ile Türk ordusunun sorumluluğunu üstüne alarak Başkomutanlık görevine getirildi. Mustafa Kemal Paşa, başkomutanlık yetkisiyle 7-8 Ağustos 1921'de "Tekâlif-i Milliye Emirleri"ni yayınlayarak orduyu personel, silah ve araç - gereç bakımından güçlendirmeye çalıştı.

        Sakarya Cephesi(https://bpakman.files.wordpress.com/2019/08/sakarya-11.jpg)

Türk ordusu Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra, insan gücünün 1/3'ünü, silah gücünün de 1/10'unu kaybetmiş olarak yeniden teşkilatlanmış, askere almalarla birliklerin eksiklerini tamamlamaya çalışmıştır. Komuta kademesinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı cephesi Komutanı İsmet Paşa yer almaktadır. Buna göre biri süvari olmak üzere 6 grup komutanlığı ile mürettep kolordu komutanlığıyla, doğrudan batı cephesine bağlı üç piyade ile bir süvari tümeni bulunmaktadır. Ayrıca Sakarya Cephesi’nde gönüllü alaylar da mevcuttu.

                       Ordular (Genel Kurmay Yayınlarından alınmıştır)
13 Ağustos'ta ileri harekâta geçen Yunan Ordusu esas taarruz merkezi olarak Sakarya mevziinin güney kanadına yönelmiş -iki kolorduyla- Türk ordusunu kuşatıp yok etmek amacıyla taarruza geçmiştir. Kuzey kanadımıza ise bir kolorduyla taarruza geçmiştir. Sakarya mevzilerinin güney kanadının coğrafyası Konya kuzeyiydi. Türk ordusu ikmalini artık demir yolundan sağlayamayacaktı. Bu yüzden Ankara kadar Konya havalisi de stratejik önem kazanmıştı. (Sakarya Savaşı sonrasında elde kalan iki demir yolu hattının birbiri ile bağlantısı yoktu. Aslında, Ankara’dan Konya’ya tren ile gitmek için önce Eskişehir’e gidilir, oradan Konya hattına sapılırdı. Şimdi ise Eskişehir Yunanlıların elinde olduğundan Ankara’dan Konya’ya demir yolu ulaşımı kesilmiş, sadece Konya-Akşehir hattı kullanılabiliyordu.)

Sakarya’nın Salla geçilmesi ( https://bpakman.files.wordpress.com/2019/08/sakarya-11.jpg)
Ancak Yunan Ordusunun saldırı ağırlığı Sakarya cephesinin güneyini(Haymana) hedef almasıyla .Yunan ordusunun da ikmal hattı Emirdağ-(Piribeyli kuzeyinden)-Çeltik -Gökpınar (Honam)hattından karargahları Renkoğlu’na(Kaşören) sonra da Uzunbey(Uzunbeyli) köyüne sonrada Yunan ordusunun Ankara’ya doğru mevzi kazanmasına paralel olarak da İnler(İnler Katrancı) köyüne ulaştırılacak olması bu havalinin stratejik önemini daha da artıracaktı.

Süvari grubumuz , Sakarya’nın güneyinden ilerleyen General Andreas'ın kolordusunu her fırsatta savaşmaya zorlayarak oyalayıp yormakta, bir yandan da, Yunan birlikleri ile 2. grubun arasında teması kesmeden grubun yürüyüşünü korumaktaydı. Yani Sakarya’da mevziye girmek üzere çekilen 2.grubumuz ile onu takip eden 2.Yunan kolordusu arasında bir günlük mesafe vardı.Sakarya’da mevzi girmek üzere hareket eden Türk 2. Grubu ile Yunan 2. Kolordusu Sakarya'nın güneyindeki bölgede, aynı sert koşullar içinde doğuya doğru yürümekteydiler. Türk ordusunun 2.grubu daha deneyimli olduğu için birliklerini küçük gruplar halinde ve daha çok geceleri yürüterek bozkır’ın etkisinden korunuyordu. Yunan 2.Kolordusunun 9. tümeninin artçı birliği Gökpınar'a ulaştı. Sıcaktan bunalmış, yüz derileri soyulmuş, dudakları yarılmış askerler, yarı çılgın ve karmakarışık bir halde, birbirlerini çiğneyerek, kaynak gölüne saldırdılar. Yunan 2.Kolordusu ile 9. Tümen'in karargâhları az önce Gökpınar'a gelmişlerdi. O tarihte Sakarya’nın bir kolu olan Gökpınar çayı etrafı yeşilliklerle dolu bir Pınarbaşı göleti görünümündeydi. Yunan Başkomutanlık karargâhıda da Sivrihisar –Aşağı Kepen köyünden haraketle Gökpınar'ın çok yakınındaki Renkoğlu'na (Kaşören) ‘e yerleşmişti

1-SAKARYA CEPHESİNİN GÜNEYİ , Lojistik hatları ve karşı baskınlar
Yunan ordusunun güneye dolanarak yayılması üzerine Türk Başkomutanlığı bu yüzden mevzinin güney kanadını kontrol için ilave önlem alacaktı. Türk Batı Cephesi Ordusu’nun muharebeye katılacak 6 grup ve müstakil tümen ve alaylarını cepheye yerleştirmiş ancak Mürettep Tümen ve 6. Tümen muharebe meydanı dışında tutulması planlanmıştı.“Yunan Küçük Asya Ordusu” da Sakarya önüne 9 piyade tümeni ve kuvvetli bir süvari tugayı ile gelmişti. Yunanlılarda da Çangaridis Müfrezesi gibi müstakil kıtalarla birlikte ordularının güney kanat emniyetini sağlamakla yükümlü Trikupis Grubu vardı.
Yunan 2.Kolordusu  Sakarya’da Türk Savunma hatlarının Güneyine ilerlerken Süvari birliklerimiz taciz taarruzları gerçekleştirmiştir.20 Ağustos 1921 de Yunak -Hacıömeroğlu  cıvarında alçak tepelerde konuşlu 5.Süvari kolordusu 20.Süvari Alayı’nın taarruz ve muharebeleri Yunan Sahra topçu atışıyla püskürtülmüştür.
İşte bu cephe dışı Yunan kuvvetlerini kontrol etmek hem de Konya-Akşehir –Sinanlı –Haymana lojistik ulaşımının emniyetini sağlama görevi için Mürettep Tümen ‘e cephe dışı tutulmak şekliyle görev verilmişti.
MÜRETTEP TÜMEN
Mürettep tümen; 2 piyade alayı,1 süvari alayı 3 milis alayı ve hafif topçu birliğinden oluşmaktaydı.(Yaklaşık mevcudu 4500 kişiydi.)


*Mürettep Tümen, Sakarya’da savunma cephemiz dışında Konya - Yunak-Ilgın bölgesinde konuşlandırılarak, Yunak- Emirdağ’a kadar bölgeyi kontrol ve gerektiğinde Sakarya mevziindeki birliklere destek sağlamakla görevlendirildi. *6.Tümen ise Afyon Dinar ve Sandıklı arasında konuşlandırıldı.

Sakarya Cephesi dışında tutulan Mürettep Tümen ile 6.Tümen’in vazifesi Yunan Taarruz birlikleri dışında bırakılan Trukupis grubunu kontrol etmek le birlikte Yunan ordusunun cephe gerisini sabote etmekti.(Lojistik sistemini hedef alacaklardı.)

Mürettep Tümen 22 Ağustos günü Yunan 5.Tümen’ine -Sakarya cephesi güneyinden Yunak istikametli Hacıömerli -Ortakışla istikametinde- baskın yapar ancak, Yunanlıların Bolvadin işgalini haber alınca A.Zeki Bey tümenini Yunak -Piribeyli üzerinden Emirdağ’a -İsaklı köyünde toplanmak üzere- harekete geçirir. ( Emirdağ Yunanlılar tarafından 16 Ağustos 1921´de Yunan birlikleri tarafından işgal edilmiş ve 20 Ağustos 1921´de birliklerimiz tarafından tekrar geri alınmıştır.Daha sonra Yunan ordusunun geri çekilişinde yeniden Yunanlılar eline geçerse de , Sakarya sonrası takip harekatıyla işgalden kurtarılacaktır.22 Eylül 1921)

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (Mirliva İnönü) ile Albay Asım Bey Alagöz karargâh binasında harita başındaydılar. İsmet Paşa “Sakarya'nın güneyinden yürüyen düşman kolordusunun Emirdağ üzerinden ikmal edildiği anlaşılıyor”. Afyon'un doğusunda Mürettep Tümenimiz Emirdağ'a baskın versin”..cephe emrini verdi.
Mürettep Tümen sabah Emirdağ'ın batısındaki tepelere yaklaşıp gizlenmişti. Durumu anlaması için şehre keşif yolladı. Keşiften gelen bilgi : "Fırınlara el koymuş, kasabaya pek çok yiyecek yığmışlar. Prens'in kolordusu Emirdağ'dan besleniyormuş(Prens Andreas’nın komuta ettiği Yunan 2.Kolordusu)..” M.Tümen Emirdağ’da çatışmalara girer , Yunanlılar panik içinde silah başı yapsalar da Süvarilerimiz Yunan karargâh ve ordugâhlarını bastılar, yakaladıklarını kılıçtan geçirdiler, dağıttılar. sağ kalan Yunanlılar ise ; geride beşi subay, yüzden fazla ölü, bir o kadar da yaralı bırakarak şehirden kaçtılar.M.Tümen alabildiklerini alıp gerisini yakar , bir yandan da telgrafla karargaha bilgi geçerler.
23 Ağustos 1921
Yunan 2. Kolordusu Türk Batı Cephesi’nin sol kanadına (Yunan ordusunun ise sağ kanadı yani Sakarya Cephesinin güney kanadı ) istikametinde 3 tümen ve 1 süvari tugayı ile taarruz ilerleyişinde iken yan ve gerilerini korumak üzere (Sağ yanı Piribeyli –Yunak-Çeltik çevresi oluyordu.) Göktepe ve Hacıömeroğlu köylerinin doğusuna Yunan Süvari Tugayı ve Çangaridis Müfrezesi’ni emniyet birlikleri olarak bırakmıştı. Edipidu Müfrezesi Gökpınar’ı işgal ederek buraya yerleşse de daha sonra burayı da terk ederek Hırbooğlu’ndaki 2. Yunan Kolordusu emrine girmek üzere hareket etti. Sakarya cephe hattında savunma yapan Türk 5.Grup birliklerimiz -Süvari Grup Komutanlığı- ise düşmanın yan ve gerilerine baskınlar yaparak üzerine fazla kuvvet çekmek için sabah erkenden Kayışoğlu yaylasından Sülüklü - Sinanlı istikametinde harekete geçti. (5. Süvari grubumuz cephe hattında olduğundan Yunan ordusunun sağ yanına veya cephe gerisine sızabilmek için önce güneye sonra da batıya doğru uzun bir yol katederek ulaşabiliyordu) Bu gruba bağlı 14. Süvari Tümenimiz de Sülüklü’den sora 20.Süvari Alayını Sinanlı – Çaldağ istikametinde Hacımusaoğlu’ndaki düşman birliklerine ve 3. Süvari Alayını Şeyhahmetli’ye baskın yapmak, 54.Süvari Alayını da Yunan 3.Alayını takip ile görevlendirilmişti.55. Süvari Alayımız, Çaldağ üzerinden Göktepe’ye baskın yapacak ve bundan sonra 14. Tümen Karargâhıyla Çaldağ’da buluşmak üzere toplanacaklardı.Yunan 4. Süvari Tugayı, 5. grubumuzun 4. Süvari Tümenini takibe başlamıştı. Süvari gruplarımız da Sinanlı’dan itibaren 5. Süvari Alayı ile Türktaciri’ne, 33. Süvari Alayı ile Uzunbey’e baskınla görevlendirildi. Uzunbey’e baskın ve akınlar, düşman mukavemetiyle karşılaşıncaya kadar ilerletildi. Bundan sonra 5. grup birlikleri geri çekilerek Sinanlı’da toplandı.

Mürettep Tümen ise , İshaklı batısında Konya Süvari Alayı ve 25. Süvari Alayı’ndan bir birlik bıraktı. Bolvadin’e taarruz edileceği haberlerini yayıp büyük kısmı ile Çeltik istikâmetinde taarruz etmek üzere trenle Ilgın’dan Akşehir’e getirildi. (Mürettep Tümen Piribeyli-Yunak –Çeltik havalisini gözcüleri vasıtasıyla kontrol ederken ani bir taarruza uğramamak için asıl birliklerini Ilgın-Akşehir hattında bekletmekte, baskına gidip tekrarYunak-Ilgın hattına geri çekilmekteydi.)
25 Ağustos 1921
5. grubun- süvarilerimizin- devamlı tacizleri karşısında düşman, Hacıoğlu (Göktepe civarı) ve Hacımusaoğlu civarında kuvvetli müfrezeler bırakmaya mecbur olmuştur. 5. grup büyük kısmı ile bu gece Ortakışla cıvarında konuşlandı. 5.grup dünkü (24 Ağustos) muharebeler sırasında Sinanlı ve civarında toplanmıştı. (14. Süvari Tümeni ve 4. Süvari Tugayı) birliklerine karşı, 2. Yunan Kolordusu, yan ve gerilerini korumak için Süvari Tugayını Hacımusaoğlu güney sırtlarında bırakmıştı. Güneş doğarken Türk Süvari kuvvetlerine karşı Yunan Süvari Tugayı, Edipidu Müfrezesi’nin gelmesine kadar bir bölüğünü Şeyhahmetli’ye gönderdi. Bu arada 5.grubun 14. Süvari Tümeni’nden 20. Alay, Ortakışla – Çaldağ’ın doğusu ve 55. Alay, Çaldağ istikametinde ilerlediler. Yapılan gözetlemede Hacıömeroğlu doğusu ve Göktepe’de Yunan kuvvetlerinin bulunduğu, Hacıömeroğlu batı sırtlarını sahra topları ile takviyeli süvari birlikleri tarafından tutulduğu gözlemlendi. Bunun üzerine süvari grubumuzdan 55.Alaydan bir bölük emniyet için Çaldağ’da bırakıldı ve alaylar Sinanlı’ya döndü. Şeyhahmetli’ye baskına giden 3. Süvari Alayımız, Uzunbey - Şeyhahmetli yolu üzerinde rastladığı bir Yunan deve ikmal koluna yaptığı baskında 159 deve, 67 merkep ele geçirdi. Develerin başında bulunan sahipleri -30 kişi- Bergama ve civan ahalisinden olup sekiz aydan beri zorla çalıştırıldıklarını belirttiler. Kürttaciri ve Uzunbey istikametlerine baskın göreviyle ilerleyen 4.Süvari Tugayı’nın 5.ve 33.Süvari Alayları, Yüzükbaşı’nda rastladıkları Yunan otomobil koluna yaptıkları baskında otomobilleri işlemez hâle getirdiler. (Baskın yapan süvari birliklerimiz içinde maalesef otomobil kullanmayı bilen personel yoktu) Alınan esirlerin ifadelerinden, “9.Tümen muharebeye girmemek için isyan ettiğinden General Papulas’ın bunu bastırmak için uğraşmak zorunda kaldığı Yunanlıların, 2 saatlik bir muharebeden sonra perişan bir halde olan Türk Ordusunun kâmilen esir edileceğini söyleyerek askeri zorla muharebeye sürükledikleri” öğrenildi. 5.Grup, geceyi Sinanlı ve civarında geçirdi.
Mürettep Tümen (Kroki 5) : Tümen, kuzeye doğru Apsari (Yazla) üzerinden, saat 19.30’da Yörük( Koraşı) köyüne hareket etti. Akşehir bölgesinde herhangi bir faaliyet yoktu.

Sakarya’da Yunak havalisi (TÜRK İSTİKLÂL HARBİ II NCİ C İL T S NCİ KISIM 2 NCİ KİTAP-Genel Kurmay Başkanlığı)
26 Ağustos 1921
Yunan Süvari Tugayı, akşamüstü Kerpiç bölgesine geçmek imkânını buldu. Saat 24.00’te Yüzükbaşı’na hareket etmek üzere 5.grubumuz(Süvari), bütün birlikleriyle Sinanlı’da toplandı Mürettep Tümen, yürüyüşüne devam ederek Yörük(Koraşı) köyü üzerinden Yunak’a ulaştı
27 Ağustos 1921
Mürettep Tümen kesiminde Tümen, kolbaşı ile saat 10.00’da Yunak’a vardı. Akşama doğru bütün birlikleri ile burada toplandı. Piribeyli (Aşağı Piribeyli)’de düşman kuvvetinin bulunduğu ve bir taburun kuzeybatıya gittiği haberi üzerine, 5. grubumuzla irtibat kurarak, bu günü Yunak’ta geçirdi. Mürettep Tümen, gece Yunak’tan, Çeltik güneyinde ki Küçükhasan köyüne hareket etti.
28 Ağustos 1921
28 Ağustos akşamı Mürettep Tümen gözcüleri büyük bir Yunan nakliye kolunun -150 araçlık -erzak ve cephane kolu- Gökpınar’ da bulunduğunu ve Haymana istikametine hareket etmekte olduğunu bildirince ,Mürettep Tümen Gökpınar yaylasına -Çeltik doğusunda- baskına gitti. Ani baskın sonucunda 2.000 askerden oluşan 2 taburla korunan nakliye kolu dağıtıldı. 20-30 araç Yunan Cephesine doğru, kalanlar da geriye Fettahoğlu Köprüsü’ne kaçtılar. Mürettep Tümen bu baskında topçu mühimmatı ve erzak ele geçirdi. Bunun üzerine Yunanlılar Mürettep Tümeni yakalamak için Sakarya Cephesi’ndeki kuvvetlerinden bir alayı ayırarak -4500 kişi- takip ettirdiler.
29 Ağustos 1921
Mürettep Tümen, Fettahoğlu Köprüsü istikametinden gelen 2 topla takviyeli 2 Yunan taburu ve Uzunbey yönünden gelen 2 topla takviyeli bir Yunan taburu ile saat 07.00’den 13.00’e kadar Çeltik’in kuzeybatısındaki Erenköy güneydoğusu - hattında –altı saat- muharebe etti. Mürettep Tümen verdiği kayıplar üzerine daha muharebeden çıkarak büyük kısmı ile Çeltik’te çekildi. M.Tümen , Batı Cephe Komutanlığından, Ihcaköy ile Beşköprü arasından bütün kuvveti ile 4.grup karşısındaki düşman gerilerine taarruz emri aldı ve hazırlanmaya başladı. Mürettep Tümen’e ayrıca, üstün düşman taarruzuyla karşılaşılması hâlinde Hacıömeroğlu-Çimenköy-Yahnayak üzerinden ordunun sol kanadına katılması görevi de verildi

Sakarya Cephesi Güneyi Yunan Lojistik hatları
30 Ağustos 1921
Mürettep Tümen kesiminde dünkü (29 Ağustos) muharebelerden sonra Çeltik - Küçükhasan bölgesinde toplanmış bulunan tümen, Yunanlıların Uzunbey, Gökpınar cıvanndaki kuvvetlerine ve Sivrihisar - Beşköprü yolundaki lojistik kollarına baskın yapmak üzere, büyük kısmı ile Adakasım üzerinden Uzunbey’e, Adana Müfrezesi ile de Gökpınar istikametinde ilerledi. (30 Ağustos’ta karargâhtan alınan emir gereği Kemalettin Sami Bey’in grubunu (4. grup) sıkıştıran Yunan 2.Kolordusu’na baskına gidilir.) Saat 18.30’da 35. Süvari Alayı, Uzunbey’in güneybatı sırtlarında 4 top ve 1 süvari bölüğü ile takviyeli bir Yunan taburu ile yaya muharebeye başladı ancak Mürettep Tümen’in 2. Kol’u yani Adana Müfrezesi, 35. Süvari Alayı’nın solunda, düşman kuvvetinin sağ kanadına zamanında yetişip muharebeye katılamadığından taarruz bırakıldı ve Mürettep Tümen’in 1.Kolu geri çekilerek Yüzükbaşı köyünde -Polatlı’ya bağlı, Yunak’ın doğusunda, Haymana‘nın Güneybatısında- toplanırlar. Daha sonra Uzunbey’de – Çeltik - Gökpınar’ın doğusunda- beklemeye geçerler.
31 Ağustos 1921
Mürettep Tümen kesiminde Yüzükbaşı batısında bulunan tümen, Yunanlıların Uzunbey’de 500 yataklı 1 ve 3 No.lu seyyar hastanelerinin bulunduğunu tespit etti. Saat 01.30’da Batı Cephe Komutanlığının “Yunanlılann İnlerkatrancı’dan Cambaklı istikâmetinde bazı kuvvetler sevk ettiği ve Tümenin, fırsat buldukça kuzeye doğru baskınlar yaparak, devamlı ordunun sol kanadına geçmesi” emri üzerine Mürettep Tümen bu bölgede kalmakta fayda görmedi. 52. Piyade Alayı’ndan bir taburla 35. Süvari Alayını Sarayköy’de ve Tümenin kalan kısmıyla Hacıfakılı’da toplandı.
1 Eylül 2021
Mürettep Tümen gözcülerinin raporlarından ; Gökpınar, Çeltik, Göktepe köyü, Kaldırım, Aşağı Aliçomak kesimlerinde düşman bulunmadığı, düşmanın ulaştırma yolunu Sivrihisar’dan doğuya doğru kullandığı tespit edildi.(Yunan ordusunun Sakarya cephesinin orta ve kuzeyinde bulunan tümenleri Sivrihisar üzerinden lojistiğini temin ediyordu)
2 Eylül 2021
Mürettep Tümen kesiminde, tümen bugün saat 16.00’dan sonra bütün birlikleriyle Yunak’a giderek geceyi burada geçirdi.
3-4 Eylül 1921
4 Eylül gününü Yunak’ta dinlenme ile geçiren Mürettep Tümen, İshaklı’ya gönderilmiş bulunan Konya Süvari Alayı ile 24. Alayın 2. taburunu değiştirmek -rutin nöbet değişimi- üzere Adana Müfrezesini Aşağıağzıaçık üzerinden İshaklı’ya hareket ettirdi. Oradaki birliklere de tümene dönmeleri emredildi. Yunanlıların Uzunbey - Erenköy - Fettahoğlu köprüsünden geçen yolu lojistik ikmal nakliyatında kullanıp, kullanmadıklarını tespit etmek ve Kaldırım - Fettahoğlu Köprüsü istikametinde Yunan kuvvetleri bulunup bulunmadığını anlamak üzere 1 top ve 35. Süvari Alayı’ndan iki bölükle takviye edilen 52. Piyade Alayı müfrezesini saat 18.00’de Piribeyli’ye hareket ettirdi

6 Eylül’e kadar Mürettep Tümen gözlem ve rutin baskınlarla uğraştı ve her seferinde cephe gerisi Yunak’a çekilerek beklemeye geçti. Türk birliklerince baskından sonra Sakarya mevzilerinin ikmal yolu üzerinde olan Emirdağ-Piribeyli hattı kuvvetli Yunan kollarınca korunmaya alınmıştı. Artık lojistik sıkıntısının Yunan ordusunu geri manevraya zorlayacak olmasının anlaşılması üzerine Başkomutan karargâhta Yunak-Piribeyli için çok meşhur sözünü (emrini) söyleyecektir.(*)
Masa başından -harita üzerinden parmağını kaldırarak- içerideki kısımda bekleyen Başyaver Salih (Bozok) Bey’e seslenir;

“Çocuk, İsmet Paşa’ya söyle, Mürettep Tümen’i Piribeyli’ye yanaştırsın. Zamanı geliyor”

Sakarya’da Yunak havalisi (TÜRK İSTİKLÂL HARBİ II NCİ CİLT 5. KISIM 2 NCİ KİTAP-Genel Kurmay Başkanlığı)
Mürettep Tümen 8 Eylül’de yine baskın için Yunak’tan hareket ederek çekilmekte olan Yunan nakliye kollarının önüne Kavuncu Köprüsü’nde çıkmayı hedeflemişti. Başkomutan’ın cephe dışında tuttuğu Mürettep Tümen bütün unsurlarıyla 10 Eylül’de Piribeyli’de -Yunak’ın kuzeybatısında, Emirdağ’ın doğusunda- toplandı. Ertesi gün Fettahoğlu Köprüsü’ne iki koldan taarruz etti. Köprü garnizonundaki Yunanlılar cephaneyi havaya uçurarak kaçtılar. Köprüye de patlayıcılar yerleştirirler ama 35. Süvari Alay Komutanı Bnb.A. Haydar ile teğmeni Bekir Efendi yetişerek patlayıcıları etkisiz hale getirip köprüyü kurtardılar. (Bu baskında sağlam ele geçirilen Fettahoğlu Köprüsü, Türk birliklerinin Yunanlıları takip için Sakarya Nehri’nden geçebilecekleri tek sağlam köprü olacaktır. Diğer Sakarya köprülerini Yunanlılar geçtikten sonra imha etmişlerdir.) Buradaki Yunan 12. Tümeninin bir kısım birlikleri köprüyü havaya uçuramadan Uzunbey’e kaçmak zorunda kalırlar. Baskında Mürettep Tümen Yunanlılardan 15 araba, 1 ambulans ve bol sıhhî malzeme ile 3 uçak ele geçirir. Bir arabadan Papoulas’ın kişisel eşyaları çıkar.

Sakarya Köprüsü ( https://bpakman.files.wordpress.com/2019/08/sakarya-11.jpg)

Diğer yöne kaçan Yunan askerlerini de Konya Süvari Alayı Uzunbey’e kadar kovalar. Köprü garnizonundan elde edilen bilgilerle ve gelen diğer bilgiler ışığında:
13 Eylül günü Sakarya’nın doğusunda bir tek düşman askeri kalmamıştı. İsmet Paşa çekilen Yunan birliklerinin dağıtılması, mümkünse tek tek imhası için cephe emrini verdiğinde, Mürettep Tümen çoktan Yunanlıların çekilme yolundaki lojistik üssüne, yani Sivrihisar’a varmıştır.(Fettahoğlu Köprüsü -Ertuğrul Ballıhisar istikametinden) Akşama kadar süren muharebeyle Sivrihisar elimize geçer. Sivrihisar’daki yaklaşık 400 Türk esirler kurtarılır ve erzak deposu elimize geçer.Sivrihisar’ın lojistik merkez olması nedeniyle Yunan Ordusu 1 nci Yunan Tümeni ile Süvari Tugayı ile Sivrihisar’daki Mürettep Türk Tümenine taarruzu eder ,Mürettep Tümen ise muharebeyi şehir zarar görmesin diyerek açık alanda kabul eder , fakat üstün kuvvetler karşısında geri çekilmek zorunda kalır. Sivrihisar yeniden işgale uğrar. Mürettep Tümen ise Fettahoğlu köprüsü istikametinde çekilerek Fettahoğlu köprüsü güney sırtlarında mevziye girer.(Sivrihisar ancak Türk birliklerinin Sakarya nehrinin batısına geçmesiyle 4.Kolordunun Süvari Alayı tarafından 20 Eylül’de kurtarılmıştır.)

Mürettep Tümen’in Sivrihisar’dan kurtardığı Türk esirleri(Dr.Selim Erdoğan)
Sakarya Zaferi kazanıldıktan sonra tümenlerimiz çok kayıp verdiğinden Batı cephesi yeniden teşkilatlandırılarak Grup düzeninden kolordu komutanlıklarına dönüştürülür.Bu düzenleme sonucunda 14-18 Eylül’de Mürettep Tümen batı cephesi emrinden alınarak 5.Süvari Kolordusu emrine verilir ve Aralık ayına kadar sürecek Sakarya sonrası takip muharebelerine devam eder.
Sakarya Cephesinin güneyinde geçen muharebelerde şehit düşen askerlerimiz yine çatışma alanlarına yakın mevkilere defnedilmişlerdir. “Konya, Yunak, Hatırlı ve Ortakışla köylerinde , yatan Sakarya Meydan Muharebesi süvari şehitlerimiz.

(Yunak-Hatırlı köyü) 21/22 Ağustos 1921 de Yunan süvari tugayı ve 5. Yunan tümeni ile yapılan çarpışmada şehit düşen süvarilerimizin kabirleri(Kuvayimilliyenin İzleri @MSuleymanDuman)
Sakarya muharebeleri sonrasında Yunan birlikleri plansız olarak Afyon’a doğru çekilerek, Emirdağ’a yeniden girmişlerdir. Yunan ricatında, yerleşim birimlerini tahrip edip, Emirdağ, Haymana ve Mihalıççık’ta 66 köyün tamamını, 57 köyün de bir kısmını yakmışlardır. 22 Eylül 1921 tarihinde Yunan birlikleri Afyon’a doğru çekilmiş, çetelerin Yunan silahlı kuvvetlerine karşı verdikleri mücadele ile düşmanın askeri kaybı giderek artmıştır. Sakarya Meydan Harbi’nin galibiyetle sonuçlanması neticesinde:
Batı Cephesi Karargâhı Akşehir’e alınarak Sivrihisar-Emirdağ-Bolvadin-Çay-Akşehir hattı hem müdafaa ,hem de taarruz hattı -en batı uçları Çobanbey ve Şuhut olmak üzere Kuzeyden güneye Doğu-Batı yönünde- kurulmuştur. Akviran (Akören) köyünde 2. ordu emrinde, 2. ordu keşif kademesi kurularak, buna Akviran Müfrezesi adı verilmiştir. Bununla birlikte ilçeye 2. Kolordu ve 5. Süvari birlikleri yerleştirilmiştir. Diğer birlikler Bolvadin’den itibaren Afyon’un güneybatısına doğru mevzilere alınarak herhangi bir Yunan taarruzuna karşı önlem alınmıştır. Milis güçler, Karakeçili alayı içinde milli savunmayı destekleyenler bir süre sonra düzenli ordu sistemi içinde görevlendirilmişlerdir.
2-SAKARYA ZAFERİ’NDEN SONRA YUNAK BÖLGESİNDE BÜYÜK TAARRUZ HAZIRLIKLARI
Kurtuluş savaşı sırasında Piribeyli, Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmiş olmasına rağmen Mürettep Tümen bu bölgeyi sürekli kolaçan etmiş ve Sakarya Muharebelerinden sonra da bu bölge geri alınmıştır.Sakarya Zaferi’nde Ankara’dan Eskişehir yönüne giden hattı ikmal amaçlı kullanan ordumuz, Büyük Taarruz’un Yunan Cephesi’ne güney istikametinden yapılacağı için yığınağını Akşehir tarafında yapmak zorundaydı. Yani Büyük Taarruz’un lojistik ekseni Konya – Akşehir – Afyon demir yolu(Afyonun doğusu) olacaktı. Bu durumda Ankara’nın Akşehir’e demir yolu ile bağlanması önem kazanıyordu. Yeni ulaşım planı şöyle olacaktı. İnebolu’dan Ankara’ya kadar geleneksel yöntemle, Ankara-Polatlı-Sivrihisar Biçer köyü hattı trenle, sonra Biçer-Piribeyli menzili yine geleneksel yöntemle Piribeyli’den Akşehir demir yoluna ise sahra şimendiferiyle lojistiği taşımak için dekovil hattı planlandı. (Bazen de menzil hatları doğrudan Polatlı’dan Akşehir’e yönlendiriliyor fakat kışın çok zorluk çekiliyordu.) Dar imkânlar ve zamansızlık yüzünden tam bir bağlantı yapılamasa da, hiç olmazsa Akşehir’den kuzey istikametine, Emirdağ ile Yunak arasındaki Piribeyli köyüne kadar bir dekovil hattı döşenmesine karar verildi. Behiç Erkin gözetiminde Azarıköy (Göz Pınarı) Piribeyli dekovil hattı inşa edilerek, orduyu Büyük Taarruza hazırlamak için köyün çevresine geçici –dar hatlı-demir yolu döşenmişti. Bu hattın yapımında kullanılan malzemenin tedarik edilmesi için akla gelen her yönteme başvuruldu. Yarım kalmış olan Toros tünellerinin inşaatlarındaki malzeme yetmez. İskenderun’da kalan raylar Fransızlardan satın alınır. Anamur’a beş saat mesafedeki Fransızların o anda işletmedikleri Meraç Demir Madenlerinde 3,800 adet ray ve Ortakonç Kurşun Madenlerinde de somun ve birleştirme malzemesi bulunduğu haber alınır. 4,000 ton tutan bu malzeme önce Anamur’a, oradan kayıklarla Mersin’e taşıtılarak Akşehir’e getirilir. Hat, 15 Haziran, 1922′de İsmet Paşa ve Behiç Bey’in katıldıkları küçük bir törenle açılır.

Ankara’dan gelecek olan nakliyatın Polatlı’ya kadar demir yoluyla, Polatlı’dan yada Biçer köyünden itibaren diğer vasıtalarla, Piribeyli’den itibaren ise Akşehir’in Azarıköy -şimdiki adı Gözpınarı köyü- İstasyonu’na kadar dekovil ile taşınması sağlanır. Azarıköyden itibaren de normal hatlı demiryolu ile Afyon’un doğusuna , oradan da yine geleneksel vasıtalarla(Nekkare- araba -Deve katarı v.s) mevzideki birliklerin lojistik menzillerine ulaştırıldı. Piribeyli, Batı cephesinin karargâhı olan Akşehir Karargâhı’na yakınlığı ve stratejik konumu sebebiyle önemli bir rol oynadı. İnebolu - Akşehir arası lojistik ikmal hattında Polatlı –Sivrihisar Yunak –Piribeyli-Çeltik–Tuzlukçu köyleri halkı mühimmat taşıma görevini üstlendi, kağnı arabaları ile levazım malzemeleri taşındı. Yıl boyunca silah altında tutulan 100.000’den fazla kuvvetimizin lojistik ihtiyaçları karşılandı.

Sivrihisar-Emirdağ-Bolvadin-Çay-Akşehir’den oluşan yeni cephe hattı ki Afyon’un güneybatısına kadar sokuluyordu. Batı Cephesi Komutanı Mirliva İsmet Paşa (İnönü) bu hayati öneme haiz dekovil demir yolu hattını : “Garp Cephesini geriden besleyen o tek küçücük şahdamarında, o tek medeniyet yolu “ olarak bahsetmektedir.

Anadolu-Bağdat ve Uşak Demiryolları Komutanı Erkânıharp Miralay Behiç (ERKİN) Bey, Batı Cephesi Erkânıharbiye Reisi Erkânıharp Miralay Asım (GÜNDÜZ) Bey, Müdafaa-i Milliye Vekili Mirliva Kazım (ÖZALP), Batı Cephesi Komutanı Mirliva İsmet (İNÖNÜ) Paşa, 5’inci Süvari Kolordusu Komutanı Mirliva Fahrettin (ALTAY) Paşa, Konya Valisi Abdülhalik (RENDA) Bey

Büyük Taarruz’dan (26 Ağustos -30 Ağustos 1922) sonra Piribeyli-Azarıköy dekovil hattının rayları, sökülerek Uşak yönüne ilerleyecek birliklerimize yine lojistik sağlamak üzere Yunanlılar tarafından tahrip edilmiş olan Çay-Afyon ve Afyon-Uşak demiryolu hatlarına yama olarak kullanılmıştır.
Not : Yunak havalisinde görev yaparken Yunalıların bölgeye taarruzda bulunduğunu zaten duymuştum.Piribeylide ise “Dekovillik” diye tanımlanan bir yer adı bulunmaktadır.

*Rifat GÜNDAY, Eğitimci, Araştırmacı ve Tarih Öğretmeni.

Makale Yayın Linki : 

https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/kategoriler/tarihten/6939-sakarya-ve-buyuk-taaruzda-yunak-havalisi
KAYNAKLAR:
1-TÜRK İSTİKLAL HARBİ II. CİLT 5. KISIM 2. KİTAP-Genel Kurmay Başkanlığı
2-KURTULUŞ SAVAŞINDA DEMIRYOLCULUK -VI ZIYA GÜREL
3-Sakarya Muharebesi –Alptekin Müderrisoğlu
4-Sakarya Muharebeleri –Dr.Selim Erdoğan

25 Şubat 2022 Cuma

II.KILIÇ ARSLAN

Tarihimiz ve Olaylar-12 : .2. KILIÇARSLAN' IN D.ROMA VE HAÇLILARLA MÜCADELESİ
                                            (Sultan-ı Muazzam ve Miryokefalon Zaferi)

II.KILIÇARSLAN(1156-1192)
(Sultan-ı Muazzam ve Miryokefalon Zaferi) 
II. Kılıçarslan (1113 Aksaray- 1192 Aksaray) Dedesi I. Kılıçarslan, babası I. Mesud'dur. Melik iken 1444 yılında babasıyla birlikte Elbistan seferine katılarak ,şehrin fethinde bulundu. Elbistan'ın fethi üzerine de buraya melik olarak atanmıştı(1144)
Melik Kılıçarslan , 2 Haçlı Seferi'ne(1147) karşı babasıyla birlikte savaştı. Babası ,Sultan I. Mesud Kilikya Seferi'nden döndükten sonra hastalandı ve Sultan Mesud I. öleceğini anlayınca Elbistan Meliki olan oğlu Kılıçarslan’ı (2.Kılıçarslan) Konya’ya çağırıp tahta oturtup , başına tacını koyup ona biat ettikten sonra vefat etmiştir. (1155)
Ancak Türkiye Selçuklu Devleti , Türk töresi gereği üç oğlu (II. Kılıç Arslan, Dolat/Devlet ve Şâhinşah arasında paylaştırılmış , ayrıca hanedanın damadı olan Danişmentli Yağıbasan’a da Sivas Melikliği verilmişti.Bu durum Sultanın ölümüyle oğulları ve damatları arasında taht kavgalarını başlatmıştı.
Sultanlığı (1155-1192)
Sultan II. Kılıçarslan’ın ilk yılları taht mücadeleleriyle geçti. Ayaklanan kardeşlerinden ortanca kardeşi Dolat'ı(=Devlet) yakalatıp öldürttü.
2.Kılıçarslan’ın küçük kardeşi Şâhinşah Ankara veya Çankırı cıvarlarına kaçtı. Hanedanın damadı Yağıbasan ise yeğeni Kayseri hâkimi Zünnûn(Anadolu Selçuklu hanedanının diğer damadı) , Şâhinşah ve diğer Dânişmendli beyleriyle 2.Kılıcarslan’a karşı ittifak oluşturdular. Sonradan Bizans İmparatoru Manuel de bu ittifakı destekledi 2. Kılıcarslan Ekim -1155 ‘te Aksaray yakınlarında Yağıbasan ve Dânişmendliler’i bozguna uğrattı. Yağıbasan Sivas’ı Kılıçarslan’a terk ederek Çankırı’ya kaçtı( ve orada da 1164 de öldü)

2. Kılıcarslan’ın Dânişmendliler’le(İttifak birliğiyle) mücadelesi  
Musul Atabeyi Nûreddin Mahmud Zengî, Kasım -1155 de Anadolu Selçuklu hâkimiyetindeki Antep(Ayıntab) ile Ra‘bân’ı ele geçirdi.Yine bu fırsattan bir başka istifade eden de Kilikya’nın hâkimi Ermeni II. Thoros’un kardeşi Stefan 1156 Maraş’ı yağmalayarak tahrip etti. Bunun üzerine 2.Kılıçarslan 1156 yılında Maraş'a yürüyerek kenti yeniden ele geçirdi. Bu gelişme karşısında Stefan, Maraş-Elbistan arasındaki Pertus kalesi’ni Selçuklular’a bırakıp af dileyerek barış istedi. 2.Kılıçarslan daha sonra topraklarına saldıran Musul atabeyi Nurettin Mahmud Zengi'nin üzerine yürüdü . Antep’i zaptedip Ra‘ban üzerine yürümüşti ki , Kudüs kralı ile Antakya Prinkepsi , Nûreddin’in topraklarına saldırdı. Haçlılara karşı savunmaya geçen Nûreddin işgal ettiği yerleri 2.Kılıcarslan’a geri verip Halep’e çekildi (1157). 2.Kılıçarslan N.M. Zengi'nin hastalanmasının ardından Tokat, Niksar ve Sivas'ı ele geçirdi. Mengücekoğulları'nı da egemenliği altına alarak Fırat Nehri'nden Sakarya Nehri'ne kadar uzanan topraklarda yeniden Anadolu Selçuklu hakimiyetini temin etti.

Anadolu Selçukluların toparlandığını gören Doğu Roma İmparatoru M. Komnenos Anadolu’ya sefere çıktı. 2.Kılıcarslan’ın ele geçirdiği yerleri geri aldı ve 1158 yazında Kilikya’ya karşı bir seferinin hazırlıklarını tamamlayarak aynı yılın sonbaharında Kilikya’yı yeniden hâkimiyetine aldı. Manuel K. tekrar Anadolu seferine çıkarak Nisan- 1159’da Antakya’ya girerek gücünü hem Ermenilere hem de Latinler’e göstermiş oldu. Manuel İstanbul’a dönüş sırasında ana ordusundan ayrılan birliklerine Karaman(Lârende) ve Kütahya’da Türkmenler saldırarak kayıplar verdirince bunun intikamını almaya karar verdi. İmparator, ertesi yıl 2.Kılıcarslan’a karşı ortak bir cephe oluşturduktan sonra sefere çıkarak Eskişehir’e(Dorylaion/Sultanönü) saldırıp insan ve hayvanları esir alarak götürdü.

2.Kılıçarslan bunun üzerine batıdan gelecek tehditleri azaltmak üzere 1162'de İstanbul'a giderek İmparator I. Manuel Komnenos ile görüştü.Burada ilginç bir olay meydana gelmiş : Sultan İstanbul’a girmeden önceki gece büyük bir deprem meydana gelmiş , ayrıca Sultan İstanbuldayken(Nova Roma/Konstantinapolis) İmparator Manuel ‘le birlikte İstanbul’da bir at yarışı izlediği sırada yarış meydanında bulunan sütuna çıkan Türklerden biri stadyum üzerinde uçacağını haykırarak -uçmak için-kendini bir kuleden aşağı ,rüzgara bıraktıysa da düşerek ölmüştür. Sultan Kılıçarslan, hem bu cesur Türk’ün ölümünden hem de Doğu Roma ’nın huzurunda yapılan bu uçuş denemesinin başarısızlığa ulaşmasından dolayı büyük bir üzüntü duydu. (Türk Tarihinin ilk uçuş denemesinin Osmanlı Padişahı IV. Murad zamanında (1623-1640) Hezârfen Ahmed Çelebi tarafından gerçekleştirildiği ve başarıya ulaştığı ancak 1162 denemesinin ise başarısızlığa ulaşmış olması yinede ilk deneme oluşu bakımından önemlidir.)

Sultan 2.Kılıçarslan İstanbul ziyaretinde Doğu Roma ile bir antlaşma yaparak karşılıklı yardımlaşma yapılmasını kararlaştırdılar. Sultan Bizans imparatorundan 1162’de yapılan antlaşma uyarınca Doğu Roma’ya geri vermeyi vaad ettiği şehirleri teslim almak üzere bir D.Roma kuvvetinin gönderilmesini istedi. Ancak sultanın uyguladığı başarılı taktik sayesinde İmparatorun birliği Anadolu’dan eli boş döndü. 2.Kılıçarslan 1163 yılında Danişmendliler (Melik Yağıbasan üzerine)üzerine yürüdü. 1165'te Elbistan, Darende ve Tohma Suyu kıyılarını, 1169'da da Kayseri ile Zamantı yöresini ele geçirdi. Daha sonra kardeşi Şahinşah'ın üzerine yürüdü. Ankara ve Çankırı'yı fethetti.1171 yılında Malatya'yı kuşattıysa da bir süre sonra geri çekilmek zorunda kaldı.

Bu sırada imparator da Selçuklulara karşı bir sefer hazırlığı için Eskişehir’e geldi ve yıkılmış olan Eskişehir (Dorylaion/Durusilya/Sultanönü) Kalesi’ni(=Şarhüyük Kalesi) tekrar inşa ettirdi(1175). Daha sonra Menderes ovasına inerek Homa (Sublaion) Kalesi’ni yeniden yaptırıp buraya bir garnizon yerleştirdi İmparatorun Türkmenler’e karşı çifte savunma hattı oluşturması da pek işe yaramadı ve Türkmen saldırıları devam etti.

N. M.Zengi’nin yanında yetişen ve Mısır’ı fetheden Selahaddin Eyyübî de ilgisini Kudüs’e yöneltince Sultan 2.Kılıçarslan Anadoludaki beylerin destekçisi de kendiliğinden ortadan kalkınca Kayseri meliki olan kayınbiraderi Danışmendli Zunnun ve şehzadesi Şahinşah'ın birleşik ordusunu yendi ve onlar da D.Romaya sığınmak zorunda kaldılar. Ankara, Darende ve Kayseri'yi onlardan(Danişmentliler) aldı. 1175'te kayınbiraderi Danışmendli Yağıbasan'ın oğullarını Selçuklu uç beyleri tayin ederek Danişmendlilerin egemenliğine son verdi. Musul atabeyleri Zengiler'den de bazı topraklar ele geçirdi ve Ermeni Derebeyi Toros’u da etkisiz hale getirdi, Danişmendlilerin elindeki tüm kentleri alarak Danişmentli beyliğine de son verdi.(1178) Danişmendli Zunnun ile şehzadesi Şahinşah da Bizans'a sığınmış haldeyken 2. Kılıçarslan'ın ülkesini sürekli genişletme ve Anadolu’daki hakimiyetini geliştirme çabalarına son vermek isteyen D.Roma İmparatoru Manuel Komnenos hazırladığı büyük bir orduyla Anadolu Selçuklu Devleti'ne karşı harekete geçerek Anadolu seferi hazırladı. (1176)

Doğu Roma ile savaş ,Miryokefalon (Myriokephalon)- Düz Bel ) Muharebesi
1176 yazında Doğu Roma İmparatorluğu , içinde çok sayıda Frank, Alman ,İngiliz, Macar , Sırp , ,Gürcü ile Peçenek ve Kuman paralı askeri bulunan iki ordu ile 2. Kılıçarslan üzerine yürüyüşe geçtiler. Birinci ordu Kuzeyden yürüyen ve İmparator'un amca oğlu General Andronikos Vatatzes komutasındaki ordu Kastamonu  ve Amasya üzerinden Eylül 1176'da Niksar'a gelip bu kaleyi kuşattı. Fakat bu yörede bulunan Selçuklu ordusu ile sur önlerinde yapılan "Niksar Muharebesi"'nde D. Roma’nın 1.Ordu Kolu çok büyük bir yenilgiye uğradı, savaşta ölenler arasında ordu komutanı Vatatzes da bulunuyordu. Gazi Selçuklular Niksar muharebesinde ölen D.Roma ordusunun 1.kol komutanı Vatatzes'in başını Konya'ya 2. Kılıçarslan huzuruna gönderdiler.
D.Roma’nın 2.Ordusu ise bizzat Manuel K.Komutasında ; Anadolu Coğrafyasına hakim klavuzlar , paralı askerler , ağır birlikler ve ağır muharebe teçhizatlarıyla birlikte ( “Grejuva-Rum ateşi” ve taş gülleler atan mancınıklar, uzun menzilli mızrak atan ağır okları , Katran – Keçe - savaş mühimmatı taşıyan araba, gıda ile su taşıyan arabaların toplamı üç binden fazla arabadan oluşan konvoy) birlikte Balıkesir, Alaşehir, Denizli (Laodikeia), Honaz, Çivril üzerinden(D.Roma ordusu ordu- lojistik ihtiyaçları için kendi arazisi üzerinden yolu uzatmak pahasına bu uzun güzergahı kullanıyordu) ve Kufi çayı vadisinden Miryokefalon Kalesi’ne doğru ilerlemekteydi,hedefi Baş şehir Konya idi. (Miryokefalon savaş yeri belirleme çalıştayında çıkan genel kanaate göre D.Roma ordusu Kufi çayı vadisinde muharebeye girmiştir) Anadolu Selçuklu kuvvetleri, D.Roma ordusu daha Konya’ya ulaşmadan buldukları her fırsatta çok büyük gruplar hâlinde yolları tutuyor ve ilerlemekte olan İmparatorun kuvvetlerine baskınlar düzenliyor , “Vur-Kaç” taktiği uygulayarak yıpratıyorlardı. Çıkan hastalıklar nedeniyle de pek çok D.Roma askeri ölmüştü.Nihayet Işık gölünden sonra Çivril yakınındaki Miryokefalon bölgesindeki dar ve sarp bir vadiye/ Kufi çayı vadisine giren D.Roma ordusu, yamaçlarda mevzilenmiş Türklerin ani saldırısı ile karşılaştı. Türk birlikleri geçidin çıkışını da kapattığından dolayı çıkış yolu bulamayan D.Roma ordusu paniğe kapıldı. Savaşa katılan Manuel K, muhafız kuvvetlerinin olağanüstü çabaları ve desteği sayesinde geriye doğru kaçarak ancak hayatını kurtarabildi.
Kufi çayı vadisinde devam eden saldırılar/muharebeler sonucunda D.Roma ordusu,Türkler tarafından imha edilmiştir. 17 Eylül 1176 tarihi Miryokefalon (Düz bel ) Zaferi olarak tarih sayfalarında Malazgirt zaferini(1071) pekiştiren kıymetli bir zafer olarak yerini almıştır. Ağır kayıplar vererek neredeyse ordusunun tamamını kaybeden İmparator M.Komnenos Sultana barış teklifinde bulundu. Sultan Eskişehir'deki(Dorylaion/Sultanönü ) istihkamların yıkılması şartıyla ve 100.000 altın karşılığında bu öneriyi kabul etti.(Bu istihkamlar Eskişehir’in batısında yeralan Kütahya yolunda bulunan D.Roma’nın savunma istihkamları olup ,Şarhöyük Kalesini kapsamıyordu) Bu zaferin ardından 2. Kılıçarslan, Kütahya ve Eskişehir'i yeniden ele geçirmiştir.

Miryokefalon Zaferi , özellikle Anadolu’nun Türkleşip İslâmlaşması açısından çok önemli bir dönüm noktası teşkil eder. Malazgirt yenilgisinden beri Anadolu’yu geri alabileceklerini ümit eden Doğu Roma’nın bu ümitleri Miryokefalon’da uğradıkları hezimetle tamamen yok olmuştur. Anadolu Selçukluları bir yandan Anadolu’yu imar ederken bir yandan da bu tarihten itibaren D.Romaya yönelik Türk akınlarına devam edilmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu elindeki toprakları koruyabilmek için savunmaya çekilmiştir. Ege sahil şeridi dışında Anadolu’da hâkimiyet Türkler’in eline geçmiştir. Bu zaferle Haçlı istilalarının doğurduğu olumsuz sonuçlar da ortadan kaldırılmıştır. Sultan 2. Kılıcarslan, başta halife olmak üzere komşu hükümdarlara zafernâmeler göndermiş, Miryokefalon zaferi İslâm ülkelerinde bayram sevinciyle kutlanmıştır.

Anadolu Selçuklularla antlaşmanın ardından İstanbul’a hareket eden Manuel K, Homa/Gümüşsu (Sublaion)’u tahrip ettiği halde Eskişehir /Sultanönü(Dorylaion)’u yıktırmadı. Sultan 2. Kılıcarslan da Menderes bölgesine 24.000 kişilik askerî birlik sevkederek onun bu davranışına karşılık verdi . Kılıçarslan, sadece D.Roma’nın değil bütün Doğu’nun kaderini belirleyen bu zaferiyle batı sınırlarını güvenceye almış, Doğu Roma İmparatorluğu ise bir daha eski gücüne kavuşamamıştır.
Batı sınırlarını güvence altına aldıktan sonra 2.Kılıçarslan doğuya yöneldi. 1178'de Malatya'yı fethetti. Bir ara Selahaddin Eyyubi ile çekişmeye girdiyse de geri çekilip 1180'de Malatya'ya geri döndü. İlerlemiş yaşına rağmen Batı Anadolu'da yeni fetihler yaptı.
Daha sonra ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı. Kılıçarslan ömrünün son günlerini huzur içinde geçirmeyi umuyordu. Fakat oğullarının daha kendisi sağken saltanat kavgasına girmeleri buna mani oldu. Büyük oğlu Kutbeddin Melikşah babasına karşı savaş açarak kendisini zorla veliaht yaptırdı ve 1189 yılında Konya'da tahta oturdu.
3.Haçlı Seferine karşı mücadelesi
Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Kudüs’ü fethetmesi (1187) Avrupa’da büyük yankı uyandırması üzerine Papa VIII. Gregorius III. Haçlı Seferi için yeni bir çağrıda bulundu.3.Haçlı seferine İngiliz ,Fransız ve Alman kralları katılacaklarını ilan ettiler. İlk önce hazırlıklarını tamamlayan Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, Mart 1190’da Gelibolu’dan Anadolu’ya geçip güneye ilerleyerek Uluborlu civarında A.Selçuklu topraklarına girdi. Bu bölgenin hâkimi olan Melik Gıyâseddin Keyhusrev ağabeyleri Kutbeddin Melikşah ve Muhyiddin Mesud ile birlikte Haçlılar’a karşı kahramanca savaştı. Ancak Haçlı ordusu karşısında endişeye kapılan Kılıcarslan savaşa girmektense küçük birliklerle onlara baskın düzenlemeyi tercih etti.(Yeniden Anadolu şehirlerinin tahrip edilmemesi için şehirler boşaltılıyor ve yiyecek bırakılmıyordu) Friedrich Barbarossa, 17 Mayıs 1190’da Kılıçarslan’ın oğlu Kutbeddin Melik Şah ve diğer Selçuklu melikleri tarafından sevk ve idare edilen Selçuklu ordusunu yenerek sultan tarafından boşaltılmış olan Baş şehir Konya’ya girdi. Daha sonra Haçlılar 2. Kılıçarslan'ın barış önerisini kabul ederek(Haçlıları bir an önce Anadolu’dan uzaklaştırmak amacıyla) Kudüs'e doğru yola çıktılar.(Alman imparatoru V. Friedrich Göksu ırmağı boyunca Akdenize doğru ilerlerken , Silifke ırmağında boğulmuş(10 Haziran 1190) , ordusunun büyük kısmı dağılmış , oğlu VI. Friedrich ancak 5.000 askerle Kudüs’e ulaşabilmiştir. (Artık Anadolu’dan geçmenin zorluklarını ve tehlikelerini gören 3.Haçlı ordusunun İngiliz ve Fransız kolları deniz yoluyla Filistin’e gitmişlerdir.)

2.Kılıçarslan. oğlu Kutbeddin Melikşah'ın yanında gözaltında tutuluyorken bir fırsatını bulup oğlu Nurettin'in yanına kaçtı.(1191) Daha sonra öteki oğullarını da dolaştı ancak hiçbirinden sevgi ve saygı göremedi. İlerlemiş yaşıyla oğullarından yüz bulamayan 2.Kılıçarslan en sonunda küçük oğlu I. Gıyaseddin Keyhüsrev onu hürmetle karşıladı. Bunun üzerine Kılıçarslan, küçük oğlu Gıyaseddin'i veliaht ilan etti. Birlikte Kutbeddin Melikşah'ın üzerine yürüdüler. K.Melikşah Aksaray'a kaçtı. 2. Kılıçarslan son bir kez daha tahta oturdu(1191). Ardından Kutbeddin Melikşah'ı izleyerek takiple Aksaray'a geldi. Burada hastalanan Kılıçarslan Konya'ya dönerken yolda 79 yaşında iken vefat etti.(26 Ağustos 1192) Naaşı Konya’ya götürülerek Alâettin tepesindeki Alâettin caminin avlusunda bulunan Sultanlar türbesine(Sultan 2.Kılıçarslan’ın yaptırdığı söylenmektedir) defnedildi
Dönemi
II. Kılıçarslan döneminde ilk olarak Danişment baskısını yok ederek devletin tam bağımsızlığını ve Anadolu Türk Birliğini büyük ölçüde tesis etmiştir.(Ege-Akdeniz-Marmara sahillerine hala D.Roma hakimdi.) Miryokefalon zaferiyle Doğu Roma İmparatorluğunu tehdit olmaktan çıkartmış, Batı hudutları yeniden Marmara bölgesine (Eskişehir-Kütahya-Sakarya ‘ya kadar) ulaşmıştır. Hükümdarlığı sırasında imar hareketine girişilmiş ve Türkistan'dan gelen binlerce Türkmen Anadolu'ya yerleştirilmiştir. Konya civârında Gündoğdu, Apa-Çimen ve Turgut adlı Türk köylerinin meydana çıkması onun dönemindeki iskân/yerleştirme siyasetinin sonuçlarıdır.


Döneminde Aksaray’ı adeta yeniden inşa ettirip (1170-71)Dârüzzafer/ Dârülcihad adını vererek askerî bir üs haline getiren 2.Kılıçarslan buraya camiler, zâviyeler, medreseler ve bir kervansaray yaptırarak Azerbaycan’dan getirdiği gazi ve âlimleri buraya yerleştirmiş, gazâ ruhunun bozulmaması için kötü ahlâklı insanların şehre girmesini yasaklamıştır. (Aksaray’daki Muzafferiye Medresesi de muhtemelen onun döneminde yapılmıştır) Onun döneminde Baş şehir Konya muhteşem bir şehir haline geldi. Babası Mesud tarafından inşasına başlanan ve Alâeddin Keykubad’ın banisi olarak bilinen cami ve saray 2.Kılıcarslan tarafından yaptırılmıştır.(Ancak Alâettin Cami kitabesinde belirtildiği üzere camii Alâattin Keykubat tamamlamıştır.) O dönemde Konya’da faal olan Alâettin tepesindeki Sultâniyye Medresesi ile Altun-aba Medresesi Kılıcarslan zamanında yapılmıştır. Aksaray’a bir konak mesafede Kılıçarslan Kervansarayı adıyla bilinen (Pervane ribâtı da denilmiş) Kervensarayı o inşa ettirmiş ve Uluslararası ticaretin gelişmesini sağlamıştır. 2.Kılıçarslan 36 yılı aşan saltanatı boyunca adaletiyle sadece Türklerin değil yönetimi altında yaşayan gayrimüslimlerin de güvenini kazanmış, Anadolu’da yeniden Türk vatanını kurmuştur. (Onun döneminde Anadolu’nun ismi Türkiye/Türkeli olarak hem doğuda hem batıda iyice pekişmiştir) Anadolu Selçukluları’nda bilinen ilk gümüş sikke (1175) ve ilk altın sikke de (1177) 2.Kılıcarslan zamanında basılmıştır 
 *Rifat Günday,Eğitimci,Araştırmacı ve Tarih Öğretmeni
  
MAKALE LİNKİ : https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/kategoriler/tarihten/7847-ii-kilicarslan-1156-1192-sultan-i-muazzam-ve-miryokefalon-zaferi
KAYNAKLAR :
1- İslâm Ansiklopedisi
2- Ali Sevim ,Erdoğan Merçil : Selçuklu Devletleri Tarihi ,TTK Yayınları
3- Osman Turan ,Selçuklular ve Türk-İslam Medeniyeti ,Ötüken Yayınları
4- Osman Turan , Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Yayınları İstanbul-2014.
5- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993
6- Rıfat Günday , Sultan I.Mesut ; https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/kategoriler/tarihten/6557-i-mesut-2-hacli-seferiyle-mucadelesi-ve-2-eskisehir-savasi-rifat-gunday 
7- Türk Tarih kurumu Miryokefalon Savaşı’nın Yeri Çalıştayı, Ankara- 8-9 Mayıs 2017                 

31 Aralık 2021 Cuma

I.MESUT


I.MESUT
Tarihimiz ve Olaylar-11 : 1. MESUD'UN HAÇLILARLA MÜCADELESİ VE 2.ESKİŞEHİR MUHAREBESİ
                                                                                                                    Rifat GÜNDAY*
Anadolu Selçuklu Devleti’nin 4.Sultanı 1.Mesut (1116-1155)’un babası Sultan I. Kılıçarslan, Çavlı komutasındaki Büyük Selçuklu Sultanı Tutuş kuvvetleriyle yaptığı savaşı kaybederek, atını sürdüğü Habur çayında boğulmuştur. (3 Haziran 1107) Bunun sonucunda Musul’a giren Emir Çavlı Musul’da hutbeyi yeniden Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar adına okutmuş ve 11 yaşında bulunan Kılıçarslan ‘ın vekili Melik Melikşah’ı (Şahinşah) da yanında B.Selçuklu başkenti İsfahan’a götürmüştür. Musul’da kalan Kılıçarslan ‘ın eşi Ayşe Hatun ise küçük oğlu Tuğrul’u Malatya’ya götürerek burada A.Selçuklu Sultanı ilan etmiştir. Tuğrul çok küçük olduğundan idare Ayşe Hatun ve İlarslan tarafından yürütülüyorken, şüpheli hareketlerinden dolayı Ayşe Hatun, İlarslan’ı tutuklatarak İsfahan’a Muhammed Tapar’a gönderdi. Bu dönem yine Anadolu Selçuklu Devleti’nin buhranlı dönemidir (1107-1110). Anadolu’daki bu buhranı sona erdirmek için M. Tapar rehin tuttuğu Kılıçarslan’ın büyük oğlu Şahinşah’ı serbest bıraktı.(1109) Bunun sonucunda T.Selçuklu tahtına geçmek üzere en büyük oğlu Melikşah (Şâhinşah), Konya’ya gelirken yanındaki üvey kardeşi Mesud’u ve diğer kardeşi Arab’ı zindan’a hapsetti. (1110)

Melikşah, Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos ile mücadele için çıktığı seferde yenilgiye uğrayınca, savaştan sonra Bizans’tan barış istedi.(1116) Afyonkarahisar yakınında Aleksios Komnenos ile barış antlaşması imzaladı ve Bizans imparatoru Selçuklu sultanına çok miktarda para verdi. İmparator, Mesud’un hapisten kurtularak tahta geçmek için (Danişmentli Emir Gazi’nin yardımlarıyla) ağabeyini ele geçirmek istediğini haber alınca Sultana ordugâhta kalmasını istese de Melikşah bunu dinlemedi ve Konya’ya hareket etti. Neticede Konya yolunda Mesut ‘un askerleriyle karşılaştı ve yakalanacağını anlayınca Akşehir yönünde kaçarak bir köye sığındı fakat Mesut burayı kuşatarak ağabeyinin gözlerine mil çektirdi(1116) ve sonrada öldürttü (1117) Böylelikle Melikşah’ın (Şahinşah) 6 yıllık hükümdarlığı sona ermiş oldu.
Bundan sonra Sultan Mesut diğer kardeşi Melik Arab ile de mücadele ederek Anadolu’dan uzaklaştıracak taht mücadelesini destekleyen kayınpederi Danişmentli Emir Gazi’ye bağlı kalacaktır.(1134)
Sultan 1. Mesut, Anadolu’da azalan Türk hakimiyetini yeniden tesis etmek için büyük mücadeleler içindeyken hemen yanı başında bulunan Musul Atabeyi İmadettin Zengi’nin Haçlı devletçiklerine taarruza geçmesi Avrupa’dan Kudüs’e yeni bir akının /seferin habercisi olacaktı.
1.Haçlı Seferleri sonucunda (1096- 1099/-1101) Kudüs Krallığına (feodal) bağlı olarak ; Antakya prinkepsliği, Urfa Kontluğu , Trablus Kontluğu kurulmuştu.
Musul Atabeyi İmadettin Zengi Urfa Kontluğu üzerine sefere çıkmış ve Urfa’yı fethederek -46 yıllık- haçlı hakimiyetine son vermiştir. (24 Aralık1144) İmadettin’in bu hareketiyle sıranın Antakya kontluğuna geldiğinin Avrupa’da anlaşılması üzerine Papa III. Eugenius, yayımladığı fermanla yeni bir Haçlı Seferi çağrısı yapmış ve daha önce olduğu gibi sefere katılacakların günahlarını affedeceğini duyurdu. (1 Aralık 1145)

İKİNCİ HAÇLI SEFERİ (1146-1148)
Urfa’nın Türkler tarafından fethiyle (1144) 1101 haçlı seferinden sonra hareketsiz duran Haçlıları yeniden hareketlendirmiştir. Başta Kudüs olmak üzere Avrupa’dan istenilen yardım talepleri ilk önce Fransa Kralı VII.Louis tarafından kabul edildi.
Noel’de bütün piskoposlarını ve asillerini yanına davet ederek Haçlı Seferine katılmalarını istedi, ancak beklediği desteği bulamadı. Kral Louis, haçlı seferine katılım için ancak Papa’nın görevlendirdiği Bernard’ın yardımları sonucunda kralın kardeşi, dayısı ile Flandre, Toulouse, Nevers,Champagne kontları, birçok şövalye ve piskopos sefere katılmayı kabul ettiler.(1145) Hazırlıkların tamamlanmasından sonra Haçlı ordusunun bir yıl sonra -Paskalya’da yola çıkmasına- karar verildi. (31 Mart 1146)

Alman Kralı III. Konrad ise sefere çıkmayı/katılmayı düşünmüyordu. 1146 yılı Noel’inde Speyer’de yapılan toplantıda Papa görevlisi Bernard’ın ısrarlı çağrısını kabul etmek zorunda kaldı. Kralın bu kararı almasını etkileyen olaylar: Almanya’da büyük bir kıtlık vardı bu yüzden özellikle Köln, Mainz, Worms, Speyer gibi şehirlerde yaşayan fakir halk yığınları zengin Yahudiler aleyhine bir hareket başlatmak üzereydiler. İşte bu tehlikeyi atlatmak isteyen Konrad; Kıtlıktan dolayı halkı sefere katılmayı ikna etmenin sorunlarından kurtulmak için bir çözüm olduğunu anlamakta gecikmedi. Noel’de Speyer’de yapılan toplantıda Bernard’ın ısrarlı çağrıları da bu yaşanan kıtlıklara bulunan çözüm önerisiyle birleşince sefere katılmayı kabul etmek zorunda kaldı. (1146 ) Konrad’ın ardından çok sayıda asil ve yeğeni Friedrich von Schwaben (müstakbel İmparator Friedrich Barbarossa) da haçlı seferine katılmayı kabul etti.

D.Roma  ve Anadolu ‘da durumlar
Avrupa 2.Haçlı Seferine hazırlanırken, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos (1143-1180), 1. Haçlı Seferlerinin yaralarını saran Selçuklu Türkler’i yeniden Roma  topraklarına akınlara başladığından bunlara engel olmak amacıyla Anadolu seferindeydi.Türk akınları özellikle Menderes Ovası’na Ege kıyılarına kadar uzanmaktaydı. Manuel Avrupa’da yeni bir Haçlı Seferi hazırlığını öğrenince bunun Bizans için yaratacağı tehlikeleri bilhassa 1.Haçlı Seferinin verdiği zararları dikkate alarak yani bu büyük haçlı ordularını engelleyemeyeceği kanaatiyle Türklerle dost olmaya karar vermiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Mesûd ile bu amaçla barış yaptı. ( Papalık bu antlaşma nedeniyle D.Romayı hristiyanlığa ihanetle suçlayacaktı)

Suriye’de ise İmâdeddin Zengi, Urfa’nın fethinden sonra vefat etmiş (1146) ülkesi iki oğlu arasında paylaşılarak : Musul’a Seyfeddin Gazi , Haleb’e ise Nureddin Mahmud Zengi hükümdar olmuşlardı. Babası gibi işgalci Haçlılarla mücadeleye devam eden Nureddin, ilk olarak haçlıların(Kudüs krallığı) Urfa’yı ele geçirme teşebbüslerini püskürterek itibarını artırmış, babasının fikrini amaçlayarak Antakya, Trablus ve Kudüs Haçlılarının doğusunda güçlü bir Türk-İslâm birliği kurmaya çalışıyordu;

Alman Kralı Konrad’ın Seferi ve 2. Eskişehir Muharebesi (1147)
Alman ve Fransız kralları, lojistik ihtiyaçları için ayrı ayrı sefere çıkmaya karar vermişlerdi. Sefere sonradan karar veren Alman Kralı Konrad 1147 yılının Mayıs ayında ordusuyla beraber ilk olarak(Fransa Kralından önce ) yola çıktı; Nürnberg’den Regensburg’a gelerek gemilerle Tuna’yı geçtikten sonra Viyana üzerinden Macaristan’a ilerledi. Himayelerinde olan Polonya ve Bohemya kralları da yanındaydı. Orduda piskoposlar ve asillerden başka yoksul halktan maceraperestlere kadar her sınıftan insan vardı. Çok büyük ve o kadar da disiplinsiz bir ordu Anadolu üzerinden Kudüs’e ilerleyecekti. Alman Haçlı ordusu Haziran Ayında Macaristan topraklarından Macar Kralı II. Geyza ‘nın desteği ile geçtiler. Bizans İmparatoru Manuel ise Haçlılardan Bizanslılara zarar vermeyeceklerine dair yemin aldıktan sonra Bizans topraklarından geçmelerine izin verdi. Ancak Macar ovalarından sonra Sofya’ya kadar olan dağlık bölgeyi Alman ordusu zorlukla geçebildi. Fakat haçlılar Filibe’de yağma ve çatışma çıkardılar. Neticede ölümler oldu ve Filibe (Plovdiv) haçlılar tarafından yakıldı. Bizans İmparatoru Haçlıların Trakya’daki yürüyüşlerini kontrol altına almak ve disiplinsiz davranışlarını önlemek için Türk asıllı kumandanı Porsuk’un kumandasında bir ordu gönderdi. Haçlıları yakın mesafeden takip eden bu ordu Edirne’de haçlı ordusuyla bir çatışmaya girmek zorunda kaldı; ancak Porsuk’un çabaları sayesinde iki taraf uzlaştı. Alman Haçlılarının yolculuğunda çıkan olaylar Bizans imparatorunu kızdırdı, Konrad’a elçi gönderip Çanakkale Boğazı’ndan gemilerle karşıya geçmelerini tavsiye etti. Fakat Konrad teklifi reddederek İstanbul ‘a doğru yürüyüşlerine yağma ve çapulculukla devam ettiler. Çatalca Ovası’na ulaştıklarında ise şiddetli yağmurla taşan Karasu nehri Haçlılara büyük bir zarar ve kayıp verdirdi. (7 Eylül 1147)
Alman Haçlı ordusu nihayet İstanbul önüne gelebildi. (10 Eylül 1147)Burada Almanların Fransız haçlılarıyla buluşmaları gerekirken, İstanbul önünde buluşmalarının D.Roma  için büyük bir tehlike yaratacağını düşünen İmparator Manuel Komnenos, Almanları bir an önce şehir önünden uzaklaştırmaya çalışarak Konrad ve ordusunu Bizans gemileriyle Anadolu yakasına geçirip Kadıköy’e yerleştirdi ve muhafız alayı kumandanı Stephanos’u klavuz verdi. Klavuz Almanları Bizans toprakları üzerinden ilerletmeyi önermişken, Alman kralı yapılan teklifleri reddederek İznik - Akşehir (Philomelion/Akşar) üzeriden güneye inen en kısa yoldan yani 1.Haçlı seferinin güzergahından, ilerlemeye karar verdi ve İzmit Körfezi boyunca yürüyüşe geçti.

Kral, İzmit’i geçip İznik (Nikea)’e varınca ordusunu ikiye ayırarak ordunun savaşçı olmayan unsurunu birçok asille beraber Otto von Freising’in idâresinde Denizli (Laodikeia) üzerinden Antalya’ya gönderdi.(Bu Haçlı grubu Ege sahil yoluyla Denizli’ye doğru ilerledi ve büyük bir kısmı Türkler tarafından yok edildi.) Konrad ise ordusunun savaşçı gruplarıyla (20-30 bin arasında kuvvetiyle ) beraber yol boyunca kendilerine gerekli olan –bir kaç günlük - yiyecek maddelerini de yanına alarak Bizans kumandanı Stephanos’un rehberliğinde İznik’ten Eskişehir (Sultanönü) yönünde harekete geçti. (15 Ekim 1147) Böylece Bizanslıların sağladığı iaşe ve erzakla Bizans topraklarından kolayca geçtiler. Ancak Türk topraklarına girince yiyecek sağlanamaz oldu ve kafiledeki Bizanslıları suçlamaya başladılar. Bunun üzerine bir süre sonra Bizans’lı rehberler birliklerini alarak Haçlı ordusundan ayrıldılar.


                                                2.Haçlı Seferi Anadolu Yolları Haritası
 2.Eskişehir Muharebesi
Alman’ların liderliğindeki Haçlı ordusu Eskişehir’e doğru ilerlerken çok büyük bir Türk ordusunun yakınlarda olduğu haberi de kesinlik kazanmıştı. Alman Haçlı Ordusunun Anadolu’ya geçtikten sonraki yürüyüşünü yakından tâkip eden Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesûd (1116-1155)’un, Haçlıların Anadolu içinden geçmesine engel olmak amacıyla toplamış olduğu büyük ordu ile taarruz-baskın için uygun yer ve zamanı beklemekteydi. Almanlar, Türk arazisine girer girmez açlık ve susuzlukla karşılaştıkları gibi, bölgeyi kolaçan eden Türk okçularının hücumlarına da maruz kalmaya başlamışlardı. Türkler ilk olarak küçük kuvvetlerle Haçlıların güçlerini anlamak ve durumlarını öğrenmek için artçı birliklerine hücum ederek onları büyük kayıplara uğrattılar. Bu hücumlarını defalarca tekrarlayan Türkler sürekli ordunun gerisinde kalan yaya askerlerine saldırmaya devam ettiler. Böylece bir yandan açlık diğer yandan da Türk saldırıları yüzünden kayıplara uğrayan Alman Haçlı ordusu, nihayet Eskişehir (Sultanönü/ Dorylaion ) yakınındaki Sarısu (Bathys) Irmağı’na ulaştı. (26 Ekim 1147 ) Aç ve bitkin haldeki ordu, ırmak kenarında aceleyle kamp kurdular. (Kamp alanının İnönü ile Çukurhisar arasında ve Sarısu kenarlarında bir noktada olduğu tahmin edilmektedir) Herkes rehâvet içinde dinlenmek üzereyken –savunma tedbiri almaya gerek duymadan-birdenbire bütün Türk ordusunun hücumuna uğradılar. Türkler’in bu ani taarruzu, zaten aç, susuz ve yorgun olan Almanlar arasında tam bir kargaşa yarattı. Hafif teçhizatlı ve süratli atlara sahip olan Türk süvarileri, saldırılarını büyük bir çeviklikle defalarca tekrarladılar. Almanlar güç ve silâh yönünden Türklerden çok daha üstün oldukları halde ağır zırhları ve kalkanlarıyla Türkler’e karşı savaşamıyor, ayrıca kendileri gibi atları da açlık, susuzluk ve yorgunluktan bitkin bir halde olduğu için süratli hareket edemiyorlardı. Türkler Haçlı ordusuyla bir meydan savaşına girmek yerine, arka arkaya düzenledikleri şiddetli taarruzlarla kalabalık Alman ordusunu kademeli olarak yok etmeye çalışmış, Haçlılar ise Türklerin bu saldırılarına karşılık verme fırsatı bulamamışlardı.

Alman Haçlı ordusunun umutlarına son veren ve daha çok bir imhayı andıran bu savaştan sonra çok büyük Alman Haçlı ordusundan ancak Yüzde on’u sağ kalarak imparatorla birlikte geri çekilebilmişti.Türkler, bu savaştan sonra zengin bir ganimet, sayısız silah ve at da elde etmişlerdi.Ağırlıklarını ve ordusunun büyük bir kısmını kaybeden Kral Konrad ise bir kaç asili ve sağ kalan askerleriyle beraber kaçarak İznik istikametinde geri yürüyüşe geçtiler.Alman Haçlı ordusu bu geri dönüş sırasında da Türk taarruzlarından kayba uğramış,Bu ricat sırasında Alman Kralı Konrad ‘da kendisine atılan okla yaralanmıştı. Konrad ve sağ kalan adamları sonunda İznik’e ulaşmayı başardı. (2-3Kasım 1147) Pek çok Haçlı yeminlerini yerine getirmekten vazgeçerek ülkelerine geri dönmek arzusuyla buradan İstanbul’a geri döndü.

Böylelikle 2.Eskişehir (Sultanönü/Dorylaion) Savaşında (26 Ekim 1147) 1.Haçlı ordusunun 1. Kolunu (Alman ağırlıklı ordu) Türkiye Selçuklu Sultanı 1.Mesut darmadağın ederek , babası 1.Kılıçarslan’ın yenilerek çekilmek zorunda kaldığı 1.Eskişehir Savaşının (30 Haziran 1097) rövanşı almış oldu.

                                                    2.Eskişehir Muharebesi (anonim-Temsili)
Fransa Kralı VII. Louis’in Anadolu’dan Geçişi ve Muharebeleri
Fransa Kralı VII. Louis ve ordusu Almanlardan sonra yola çıkan ve Macaristan üzerinden ilerleyerek Almanlar’dan bir ay sonra İstanbul önüne geldi (4 Ekim 1147) Fransa Kralı VII. Louis ve ordusu İzmit körfezini dolaşarak Kasım ayı başında İznik’e ulaşmış ve İznik Gölü yakınında ordugâhını kurmuştu. Burada Alman kralının Türklerle yaptığı savaşı kaybettiği kendisine bildirildi. Derhal yakınlarda bulunan Konrad’ın yanına gelen ve Alman kralı ile adamlarını perişan bir vaziyette bulan Louis onlara para ve malzeme yardımında bulundu. İki kral seferin bundan sonraki kısmı için ordularını birleştirmeye karar verdiler. Konrad, İznik’te erzak temin ederek ve yine önceden yürüyüşe geçerek Uluabad(Lupar) kalesinde iki kral tekrar buluşarak iki ordu birlikte seferlerine başladı. Bizans imparatoru Manuel’in tavsiyesine uyan krallar kısa güzergah olan Türk toprakları yerine yani İznik- Eskişehir-Konya –Kilikya yolunu bırakıp Uzun ve dolambaçlı yolları yani Balıkesir-Bergama, Efes-Denizli ve Antalya üzerinden Antakya’ya ulaşmayı hedeflemişlerdi.
Bu. güzergah hem yollarını uzattı hem de yiyecek- içecek teminlerini zorlaştırdı. Üstelik Sultan Mesut I tarafından sürekli takip ettiriliyorlardı.11 Kasım’dan sonra Edremit-Bergama –İzmir üzerinden bin bir güçlükle Efes’e ulaştılar. Efes’te, Alman İmparatoru Konrad hastalandı ve tedavi için İstanbul’a döndü.(İlkbahara kadar İstanbul’da kalan Konrad Mart -1148’de asilleriyle beraber bir Bizans filosuyla Filistin’e doğru denize açılacaktır)
Fransız ağırlıklı 2.Kol Haçlı ordusu , 1147 yılı Noeli arifesinde Efes yakınındaki Decervion Vadisi’nde ordugâh kurdukları zaman Türkler ortaya çıkarak bu andan itibaren Haçlı ordusunu taciz taaruzlarına başladılar. Haçlılar nihâyet dört gün sonra buradan ayrılıp Menderes Vadisi boyunca doğuya doğru ilerleyerek Denizli (Laodikeia)’ye ulaşmak üzere güney doğu istikametinde yürüyüşe geçtiler. Menderes Nehri’nin her iki tarafında da Türkler hücuma hazır vaziyette haçlı ordusunu bekliyorlardı. 1 Ocak 1148 tarihinde Menderes vadisinde bulunan Pisidia Antiokheia’sı yakınında nehri geçmeye çalışan Haçlılar ile Türkler arasında bir savaş meydana geldi. Bütün çabalarına rağmen Haçlıları engelleyememiş olan Türkler süratli atları sayesinde hızla, fakat kayıplar verdirerek dağlara doğru geri çekildiler.
Fransızlar Menderes kenarındaki savaştan üç gün sonra, 4 Ocak 1148’de Denizli’ye vardılar. Fakat şehir bomboştu ve yiyecek bulmak çok zordu; Denizli’de bir gün geçirdikten sonra bu yüzden şehirden ayrılarak Antalya yönüne Toros dağların üzerinden çetin bir yolculuğa başladılar.

Kazıkbeli Muharebesi
Kötü hava koşulları, açlık ve orduyu yol boyunca taciz eden Türk okçularının ani taarruzları zaten zor olan bu seyahati daha da zorlaştırıyordu. Fransız Haçlıları, çok yüksek, dik ve kayalık olan Honaz(Kadmos) Dağı’ndaki Kazıkbeli Geçiti’ni aşacaklardı. Geçit çok dar ve tehlikeli olduğundan, ordusunu ikiye ayırarak öncüleri geçidin çıkışına gönderdi kendiside arkadan geçidi geçecekti. Fakat öncü kol kralın emrini dinlemeyerek başka bir tepeye yönelerek kraldan uzaklaşmış oldu. Türkler ise Kralın bulunduğu ordu ağırlıklarıyla dolu 2. kola baskın vermeye yöneldiler. (7 Ocak 1148), Öncüleri takip etmekte olan ağırlıklarla yüklü ordu, bu uçurumlu yolda dura- kalka güçlükle yol alıyordu. Yük arabaları uçuruma yuvarlanıyorlardı. Arkadan gelmekte olan Kral Louis tepeye yaklaşınca ve savaş seslerini duyunca olanları farketti, fakat yapabileceği fazla bir şey yoktu. Tıpkı Konrad gibi Türklerin pususuna düşmüş ve artçı koluyla beraber kendini bir anda savaşın /pusunun içine düştü..Kral Louis Kazıkbeli savaşında maiyetini kaybetmiş, kendisi ise ağaç köklerine tutunarak canını Türk oklarından zor kurtarmıştı.
                                                    Kazıkbeli Muharebe Alanı
Hava karardığından Türkler taarruzu durdurunca, haçlılardan sağ kalabilenler ancak karanlığın çökmesi sayesinde kurtulabilmişlerdi. Ertesi gün (8 Ocak) Kral Louis, ordusuyla birlikte tekrar yola koyuldu. Antalya’ya on iki günlük zorlu bir yürüyüşle ulaşabildi (20 Ocak 1148) Antalya’da dinlenen Kral, Antakya’ya deniz yoluyla hareket ederken yayaları Flandre Kontu Thierry ile Bourbon Kontu Archimbaud’u da başlarında yetkili olarak geride bırakarak (Gemi yetersizliğinden) 19 Mart 1148’de Antakya’nın Samandağ (Süveydiye) limanında karaya çıktı.Kral Louis burada Antakya Prinkepsi Raymond’un bütün ısrarlarına rağmen, Haçlıların en tehlikeli düşmanı olan Nureddin Mahmud üzerine yani Haleb’e sefer yapmayı kabul etmeyerek -Haçlı yemini gereği- Kudüs’e gitti.
                                                        Şam Kuşatması (strinfixer.com)
2.Haçlı ordusunun Şam Kuşatması(24-29 Temmuz 1148)
Bütün Haçlı ordu kolları Filistin’e ulaştığında Kudüs kraliçesi Melisende ve oğlu Kral III.Baudouin’in ev sahipliğinde, 24 Haziran 1148’de Akkâ’da bir toplantı yapan liderler Şam (Dımaşk) üzerine sefere karar verdiler. Durumu öğrenen Şam Emiri Umur , Atabey Nureddin’den yardım istedi. Birleşik haçlılar Kral VII.Louis ve Almanya Kralı II: Konrad müşterek komutasında Şam’ı kuşattılar (24-29 Temmuz 1148) Nureddin de derhal Şam’a doğru yola çıktı ve Haçlılarla savaşa tutuşunca (27 Temmuz 1148) kuşatmasında başarı sağlayamayan krallar kuşatmayı kaldırarak geri çekildiler. (29 Temmuz 1148)

Şam kuşatmasından sonra Alman Kralı Konrad Kudüs’ten ayrılıp İstanbul’a gitti, ordan da 1149’da Almanya’ya döndü. Yenilgisini Bizans imparatoruna yükleyen Kral Louis ise 1149 yaz başına kadar Kudüs’te kaldıktan sonra Avrupa’ya döndü. Her İki kral Bizans’a karşı bir-intikam amaçlı- Haçlı Seferi yapmak konusunda anlaştılarsa da bu gerçekleşmeyecekti.

2.Haçlı Seferlerini atlatan Sultan 1.Mesud doğuya yönelerek Elbistan hâkimi olan oğlu Kılıçarslan (2.Kılıçarslan) da yanına alarak birlikte eski Urfa Kontu ve Tilbaşar (Oğuzeli) Lord’u II. Joscelin’in hükmettiği Maraş üzerine yürüyerek şehri zaptetti (1149). Sultan Mesud bundan sonra Tilbaşar’ı kuşattı ve Kont II. Joscelin Mesud’a tabi olarak barış yapıldı. Daha sonra Sultan Mesud da Keysûn (Adıyaman-Çakırlı) üzerine yürümüş, halk savaşmadan şehri ona teslim etmişti. Ardından çok müstahkem olan Besni(Behisni), Araban(Ra‘bân) Kalesi’ni ve Antep yakınlarında bulunan Merzban’ı kolayca ele geçirdi. 1. Mesud, damadı Halep hükümdarı Nûreddin Mahmud’un desteğiyle Tilbaşar’ı kuşattıysa da şehri alamadı. Sultan Mesud fethettiği yerlerin idaresini oğlu Kılıçarslan’a bırakarak Konya’ya döndü. (1151) yılında yeniden iki Türk Lider karşılıklı olarak sefere çıkarak, Nûreddin Mahmud Tilbaşar ’i eline geçirirken Sultan Mesud da Antep (Ayıntab)’i ülkesine kattı.Sivas, Niksar, Tokat ve Amasya Hükümdarı Yağıbasan yeğeni Malatya hakimi Zülkarneyn’e (Dânişmendli Aynüddevle 1152’de ölümüyle yerine geçen) Sultan Mesud’a baş eğmemesini söylemişti. Sultan Mesud bunun üzerine Yağıbasan’ın üzerine yürüdü. Selçuklu hükümdarına karşı koyamayacağını anlayan Yağıbasan itaat göstererek yeğenine yardım etmeyeceğine dair Mesud’a söz verdi. Mesud (24 Temmuz 1152) Malatya’yı kuşatmak için yola çıktı; şehrin çevresini yağmalayıp tahrip ettirdi. Zülkarneyn, annesiyle birlikte sultanın huzuruna çıkıp bağışlanmalarını rica edince sultan onları affetti. Zülkarneyn ‘de Sultan Mesud’u tabi olacaktı.

Bu arada Haçlı seferleri ve Selçuklu taht kavgalarıyla fırsattan istifade Kilikya’ya hâkim olan Ermeni Toros bölgedeki Bizans’a ait şehirleri tamamen ele geçirmişti. Bizans İmparatoru Manuel, Toros’un Kilikya’daki Bizans varlığına son vermesine kızarak Sultan Mesud’u Kilikya’ya yürümeye teşvik etmiş ve bunun için Selçuklu hükümdarına para göndermişti. Esasen Sultan Mesud da eski Türk hakimiyet sınırlarına ulaşmak istediğinden Toros’a karşılık vermek istiyordu. Sultan, 1153 yılı baharında Dânişmendli Yağıbasan’ı da yanına alarak Kilikya üzerine yürüdü. Ancak Ermeniler Toros geçitlerini savundukları için sultanın Kilikya’ya girmesi mümkün olmadı ve ülkesine dönmek zorunda kaldı. Sultanın dönüşünden az sonra Kilikya’ya girmiş olan bir Bizans ordusu da Tarsus kapılarında Ermeni kuvvetleri tarafından mağlûp edildi. Sultan Mesud ertesi yıl yeniden Kilikya’ya yürüdü ve bu defa güçlük çekmeden şehre girdi. Misis8ceyhan yakınlarında) ve Aynizerbâ’dan (Kozan yakınlarında antik Anazarba) sonra Tel Hamdûn’a (şimdiki Toprakkale) kadar ilerledi. Oradan Kılıcarslan’a bağlı emîrlerden Yâkub Bey’i 3000 kişilik bir kuvvetle Antakya yöresine akına gönderdi. Fakat Yâkub Bey ve askerleri, Haçlı Templier şövalyeleriyle Toros’un kardeşinin kumandasındaki Ermeni askerleri tarafından pusuya düşürüldü ve büyük bir kısmı şehit edildi.
Kilikya seferinden döndükten sonra hastalanan Sultan Mesud öleceğini anlayınca Elbistan Meliki olan oğlu Kılıçarslan’ı (2.Kılıçarslan) Konya’ya çağırıp tahta oturttu ve başına tacını koyup ona biat etti. Ardından da vefat etti (1155) Naaş’ı Konya-Alâeddin Camii avlusundaki türbeye defnedilmiştir.

*Rıfat GÜNDAY; Eğitimci,Araştırmacı ve Tarih Öğretmeni

MAKALE LİNKİ :
https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/kategoriler/tarihten/6557-i-mesut-2-hacli-seferiyle-mucadelesi-ve-2-eskisehir-savasi-rifat-gunday
1- İslâm Ansiklopedisi
2- Ali Sevim ,Erdoğan Merçil : Selçuklu Devletleri Tarihi ,TTK Yayınları
3- Osman Turan ,Selçuklular ve Türk-İslam Medeniyeti ,Ötüken Yayınları
4- Osman Turan , Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Yayınları İstanbul 2014.
5- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993