31 Mart 2016 Perşembe

ESKİŞEHİR KARACAHİSAR KALESİNİN TARİHİ ÖNEMİ

Tarihimiz ve Olaylar - 1 :ESKİŞEHİR KARACAHİSAR KALESİNİN TARİHİ ÖNEMİ
Karacahisar kalesi yerleşimi Eskişehir’in geçmişten günümüze üç ana yerleşiminden ikincisidir. (İlk yerleşim; ovanın kuzeyinde bugünkü Şarhöyük tepesinin etrafındaki Dorilaion, Üçüncü yerleşim ovanın güneyindeki bugünkü Odunpazarı bölgesidir. Karacahisar kalesi Eskişehir’in artan stratejik önemine binaen sürekli bir Bizans- Türk mücadelesi alanı olmuştur. Sultanönü – Eskişehir ‘in önemi ; özellikle Selçuklu ve Osmanlı Kuruluş döneminde önemi daha da artmış ancak Rumeli fetihleriyle giderek önemini kaybetmiş ve Fatih döneminde de Karacahisar tamamen terk edilmiştir.
Karacahisar Kalesi mevkii
Karacahisar kalesi Osmanlı’nın kuruluş dönemini anlatan metinlerde sıkça adı geçmektedir. Bu bakımdan 12. yüzyıldan itibaren de “Sultanönü “adıyla bütünleştiğini söyleyebiliriz. Eskişehir ovasında yer alan bu üç ana yerleşim yerinin (Dorilaion ,Karacahisar ve Odunpazarı) varlığı, bu coğrafyanın son derece önemli olduğunu önemli yolların kavşağında, kuzeyinde (Sundiken dağları) ve güneyinde (Türkmen dağları) ormanlarıyla çevrili,iki sıradağın ortasında Sakarya, Porsuk, Sarı su ve Seydi suyu ile sulanan bu coğrafyanın yerleşime, tarım ve hayvancılığa elverişli olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki Eskişehir yukarıda bahsedilen üç ana yerleşim merkezinin haricinde ,tarih öncesi yerleşimlerde bulunmaktadır. Bunlar antik dönemden itibaren Porsuk,Sakarya ,Sarısu ve Seydi sularının etrafındaki verimli ovalarda kümelenmiş ; Ballıhisar (Pessinus),Yazılıkaya (Frigya- Midas şehri ), Karahöyük(Midaeum ), Demirci Höyük(Bozüyük – Zemzemiye ), Kuş Höyük - Güvercin Höyük(Mahmudiye de Hitit yerleşimi),Kanlıtaş Höyük(İnönü-Kuzfındık Köyü),Keçiçayırı(Bardakçı Köyü), Can Hasan, Aşıklı Höyük ve Musular, Orman fidanlığı yerleşimi, Küllüoba höyüğü (Seyitgazı) gibi sayısız yerleşimler bulunmakta olup bunların çoğu bakır çağı (Kalkolitik ) ve Tunç çağına tekabül etmektedir.

Eskişehir Dorilaion (İlk ana yerleşim) Şehrimizin kuzeyinde ,Şarhöyük etrafında M.Ö. 14.Yüzyılda Friglerin önemli bir yerleşimi olarak kullanılmış ve daha sonra Romalılar da kullanmıştır. Ancak yapılan kazılarda burada bulunan buluntulardan M.Ö. 3.000 yıllarına kadar tarihinin eskiye gittiği anlaşılmaktadır. Son katman Genç Roma dönemini işaret etmektedir.Antik şehir Bizans döneminde terkedilerek Karacahisar’a taşınmıştır. (Bu antik kalıntılardan dolayı şehir “Eskişehir” olarak adlandırılmıştır.

Eskişehir Karacahisar
(İkinci ana yerleşim)
Eskişehir’in 7 Km güney batısında Kütahya yolu, Porsuk vadisine ve Güneye hakim bir tepede kurulmuştur.Kuruluş zamanı ve Bizans ‘taki adı bilinmemektedir. Selçuklulardan itibaren Türkler “Karacahisar” adını kullanmışlardır. (Bölgedeki volkanik kalıntılardan kalan siyah ve koyu kırmızı taşlardan yapıldığından “Karaca” ismi verildiği düşünülüyor). 1071 Malazgirt zaferinden sonra Adalar Denizine yönelen Türk akınları sonucunda , Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik merkezli Anadolu Selçuklu Devletini kurdu.(1075).Eskişehir 1075 den önce fethedilmiştir bulunmaktadır.(1074).Selçuklu Türklerinin Bizans’ı zorlamasıyla Tarihin en acımasız saldırısı olan Haçlı seferleri başlamış, sayısı bir milyona yaklaşan haçlı ordusu İznik’i kuşattı. (Babası Süleyman şah ile Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la arasında meydana gelen savaştan sonra ,Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah Selçuklu Hanedanı arasında cereyan eden olayları kontrolüne almak amacıyla Batı Bölge Komutanı –Melik-Ül Ümera Emir Porsuk’ u Anadolu’ya göndermiş,ancak Porsuk Bey Başarı elde edemeyip Süleyman şahın çocuklarını Büyük Selçuklu merkezine götürmüş,Anadolu bir süre naip’le idare olunmuştur.Emir Porsuk gibi bir büyük Komutanın Anadolu’ya gelişinin şerefine ,Porsuk nehrine ismi verilmiştir.) Esaretten yeni kurtulan Sultan 1.Kılıçarslan da payitahtını teslim almak üzere İznik’e gelmiş bulunuyordu.Böyle bir kalabalık orduyla savaşamıyacağını anlayınca şehri kaderiyle başbaşa bırakıp Eskişehir’e çekildi ve vur-kaç savaşına hazırlık yaptı.Ordusunu Danişment Gazi ve Emir Hasan’ın kuvvetleriyle takviye ederek Kütahya vadisinde yüksek bir tepeye otağını kurarak Haçlıları beklemeye başladı.Anadolu Selçuklu Türklerinin başkenti(İznik) düşmesine rağmen Türkler paniklememişti. Nedeni ise eski bir bozkır geleneğine dayanıyordu.”Kağan(Sultan) nerdeyse başkent ordadır” anlayışıyla Sultan Kılıç Arslan’ın otağının bulunduğu yere başkent olarak görüldüğünden buraya “Sultan Höyüğü” adı ile anılmaya başlandı.Her ne kadar otağ tepe bu güne kadar tespit edilemese de Eskişehir bu tarihten sonra “SULTANÖNÜ-SULTAN EYÜĞÜ-SULTAN HÖYÜĞÜ” adını alarak herkes tarafından kullanılmaya başlanmıştır.Sultan 1.Kılıçarslan’ın bütün çabalarına rağmen Türkler bu savaşı kaybettiler.Sultan dağılan kuvvetlerini toplayarak haçlı ordusunun yolundan çekildi.(Eskişehir savaşı-1097) 1.haçlı seferi sonucunda Bizans topraklarını Türklerden geri aldı,bu arada Karacahisar kalesi de yeniden Bizans’a geçmiş oldu.Bu olaydan bir süre sonra 2.Haçlı seferi de yine Anadolu Türkiye’sinden yapılmış ancak bu defa Sultan Mesut Haçlı ordusunu Eskişehir yakınlarında yenilgiye uğratmıştır.(1147) . Sultan 2.Kılıçarslan döneminde ,ise ; Bizans’la kısa süren bir dostluk yaşanmış ve İmparator Manuel Kommen’le saldırmazlık paktı imzalanmış,Türk Bizans sınırı tanımlanarak ,hudutlardaki Bizans müstahkem mevkilerinin takviyesi durdurulmuş,buna karşılık Selçuklular da Türkmen akınlarının Bizans’a yapılmasını önleyeceklerdi(1162).Ancak paktın aksine hareket eden İmparator Manuel Kommen Karacahisar-Seyitgazi ve oradan Denizli’ye uzanan Hudut boylarına yeniden kaleler ve burçlar yaptırarak yeni bir savaşa neden olmuştur.Bizans Türklere karşı ikinci büyük seferini hazırlayarak Türk topraklarına saldırmıştır. Sultan 2.Kılıçarslan Bizans ordusunu bugünkü Denizli -Honaz Kumdanlı vadisinde karşılamış ve Bizans ağır bir yenilgiye uğramıştır.(Miryakefelon-1176/Eylül) Bu sefer İmparator hudutlarına çekilerek Orta Anadolu’yu terk etmiş ve önceki antlaşmaya sadık kalarak başta Karacihisar olmak üzere huduttaki savunma mevzilerini yıktırmıştır.Bu arada Eskişehir bölgesine yığılan Türkmen boylarını yerleştirmek için Sultan 2.Kılıçarslan yeni iskanlara başvurdu.O günkü Selçuklu iskan politikasına göre obalar şeklinde göçle gelen Türkmen topluluklarını şehirlere yerleştirilmiyor,şehirler çevresinde kırsalda iskan ediliyordu.Bu şekilde şehirlerin ticaret düzeninin alt-üst edilmesine fırsat verilmiyordu.Şehirlere ancak esnaflık yapabilecek toplulukların iskan edilmesine özen gösteriliyordu.

Eskişehir-Odunpazarı (Üçüncü Ana Yerleşim) Eskişehir bölgesine göç eden Türkmenlerin sayısının hızla artması ve Karacahisar’ın da yeniden Bizans bölgesinde (“Kafir hududu”) kalmasından dolayı Sultan 2. Kılıçarslan yeni bir yerleşim yeri aramasına neden oldu.Bu günkü Odunpazarı semtinde ; Kaplıcalara 1 km, Dorilaion’a 5 km ve Karacahisar’a 12 km mesafede Türkmen dağlarının kuzey eteklerinde kuruldu.Şehir sonraki yıllarda etrafında küçük bir sur ile çevrildiği ve kaplıca semtinin de pazar yeri olarak geliştiği anlaşılmaktadır. (Matrakçı Nasuh,Sultanönü sancağı minyatürü-1536) “Eski ahaliden bu konuyla ilgili anlatılan hikayeye göre : şehrin muhtelif semtlerine ciğer atılmış,en son Odunpazarı semtindeki ciğer bozulmuş-kokmuş olduğundan iklimi iyi diye bu günkü mevkiin biraz daha tepeye yakın kısmında yerleşim kurulmuştur.” Buradan şehrin 1097'den sonra ,1176 dan önce kurulmuş olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.Yine tarihi notlardan anlaşıldığı kadarıyla Kaplıca bölgesi Türklerde kaldığından yapılan anlaşmalara binaen Karacahisar ve çevresinde bulunan Bizans ahaliside ortaklaşa yararlanmışlardır.16.yüzyılda burada 7 mahalle(mescit)lik bir yerleşimden söz edilmektedir.Dah sonraki yıllarda Sultanönünde hem hane sayısı hem de ticarethane sayısında çok büyük artış olmuştur.Bunun sebebi Ordu sefer yolunun Sultanönü’ne kaydırılmış olmasından dolayıdır.
Karacahisar; Hem Selçuklu ve takip eden Osmanlı’nın Beylik ve Devlet Kuruluş döneminde adında sıkça söz edilmiş ve önemi Sultanönü tarihi ile iç içe gelişmiştir.Miryakefelon savaşından sonra Batıdan gelen Haçlı akınları da sona erdiğinden Sultanönü hem Selçuklu hem de Bizans için bir uç yönetimi halini almıştır. Bu dönemde Bizans Karacahisar tekfurluğu da artan Türkmen göçleriyle uğraştığından daha önemli hale gelmiştir.Selçuklu Türkiye’si haçlı belasını tam atlatmışken, bu sefer de doğudan Moğol tehlikesi baş göstermiştir.Ancak Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat (1221-1237) yaklaşan Moğol tehlikesine karşı ciddi önlemler almış ; Yassıçemen (1230-Selçuklu ile Harzemşahlar savaşı)savaşından sonra Kütahya’dan Ağrı’ya kadar Türk hakimiyetini sağlamış ve doğudaki sınır kalelerini de yaklaşan Moğol saldırılarına karşı güçlendirilmiştir. Ancak bu değerli Türk sultanının zamansız ölümü (Malatya’da verdiği bir ziyafette zehirlendi-1237),Anadolu’nun karışıklık,isyanlar(Babai isyanı),bürokratların aşırı hırsları(Vezir Sadettin Köpek’in zararlı faaliyetleri) içinde bulunması Moğol saldırılarını kolaylaştırmış,nihayet 1243 de Kösedağ’da Selçuklu ordusunun mağlubiyeti ile Anadolu Moğolların himayesine girmiştir.Anadoluda’ki Moğol-İlhanlı baskısına son vermek isteyen Selçuklu Veziri Munittin Pervane Memluk (Ed- Devlet-i Türkiye-Türkiye Devleti)Hükümdarı Sultan Baybars’ı(Malik -al zahir Baybars) Anadolu’ya davet etti.Anadolu’ya gelen Baybars Elbistan’da bir İlhanlı-Moğol ordusunu yok etti(Elbistan savaşı-1277).Baybars Mısır’ a döndükten sonra Moğollar Anadolu’ya baskıyı daha da artırdılar.Erzurum,Sivas ,Malatya ve Kayseri gibi şehirleri ikinci kez yakıp tahrip ettiler.Selçuklu tahtın da da nüfüzlarını artırarak doğrudan Anadolu’yu kendilerine bağladılar.Bu sıkıntılı durumda Anadolu Beylikleri ile yeni bir siyasi hakimiyet alanı oluşmasına yol açtı.

Beylikler Dönemi ve Kayılar, Moğolların Anadolu’ya sürekli akınlar yaparak vergiye bağlamaları neticesinde ;Moğol baskısından uzaklaşmak isteyen Türkmen obaları Anadolu’nun batısına yığılmışlardı.Anadolu’nun kuzey batısını teşkil eden Sultanönü çevresi,Kütahya çevresine birbuçuk milyonu aşan bir Türkmen nüfusu birikmişti.Anadolu’nun batısı birer uç olup bunlarda uç beylerbeyliğine bağlanmıştı.Sultanönü’nün daha batısında Türkmenler savaşarak daha ileri uçlar da kurmuşlardı.Sahipata,Hamit,Eşrefoğlu,Germiyan daha sonra da Aydın,Saruhan,Menteşe ve Osmanoğulları zafer kazanan Gazi beylikler idi.
Ertuğrul Gazi'nin Kayıları Söğüt'e getirip yerleştirmesi : 
Karacahisar’ı daha doğrusu Sultanönü ve çevresini önemli hale getiren önemli olaylardan biri de şüphesiz Kayı boyu’nun Ertuğrul Gazi liderliğinde Batı Anadolu’ya gelip uç’ a yerleşmeleridir.(Bu yerleşme Sultan 1.Alaattin Keykubat veya 3.Giyasettin Keyhüsrev zamanında gerçekleşmiş olmalıdır.1230-1280/Burada en önemli olaylar kuşkusuz 1261 ve 1277 yıllarında tekrar eden Moğollara karşı geniş çaplı Türkmen hareketleri olmuş ancak sonrasında yine Moğol saldırı ve baskı yıllarıdır.Bu Bağımsızlıkçı Türkmen hareketleri ve ardından gelen Moğol baskıları Osmanlı Beyliğinin kuruluş sürecini başlatmıştır. )Kayılar Orta –Asya geleneklerine bağlı olup özellikle( Yeseviye tarikatından) savaşçı Alplerle (Alp-Alperen : Alpler Kağan ya da beylere bağlı yidealleriyle savaşan bir teşkilattır. İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasından sonra İslam dininin cihat ve gaza anlayışı ile alp tipi birleşerek alp-eren veya alp-gaziler ortaya çıkmıştır. Gazilik kavramı Osmanlıların ilk zamanlarında daha çok kullanılmıştırOsman Gazi’nin savaşlarında özellikle Karachisar’ın fethinde Osman Gazi’nin Alpleri – “Turgud Alp ,Aykut Alp,Saltuk Alp,Konur Alp,Hasan Alp,Gazi Mihal,Abdurrahman Gazi,Akça Koca, Kara Mürsel” ona yoldaş olmuşlardır .Osmanlı Devleti’nin genişlemesindeki en büyük etki bu gazilik ruhu olmuştur. Önceleri Gaziyan ve sonraları Yeniçeri Ocağı da gazilik geleneğinin devamı sayılan bir askerî teşkilattır.) birlikte savaşçı kadınlar (Bacıyan-ı Rum) söğüt(Kışlak) ve Domaniç(yaylak)savunmacı bir anlayışla yaşantı sürüyorken,bu dönemde Kayı bölgesine diğer Türkmen boyları da(Dodurga , Alkaevli ...) gelip yerleşmeye başladılar.Ertuğrulgazi bu dönemde.anlaşma şartlarını yerine getirmeyen Karacahisar tekfuruna karşı harekete geçmiş hatta bu kuşatmaya Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaattin de yardıma gelmiştir.(Burada sözü edilen 1.Alaattin Keybutat’ a atıfta bulunulsa da Sultan 3.Alaattin olmalıdır.)Neticede Ertuğrul Gazi Karacahisar kalesini fethetmiştir.(Muhtemelen 1277 öncesi olmalıdır).Bu yüzden Osmanlı Kaynakları Osmanlı Devletinin çekirdeğinin : Sultanönü,İnönü ,İtburnu(Uludere) ,Söğüt ve Domaniç taraflarında oluştuğu belirtilmektedir.1277 (Sultan Baybars’ın Anadolu ya yardıma gelişi) den sonra Anadolu Selçuklu Devletinin gücünü kaybetmesi sonucunda ,Bizans tekfurları yeniden güçlenmişler ve Karacahisar kalesi de yeniden Bizans’ın eline geçmiştir.Bu zor dönemi Ertuğrul Gazi Bizans tekfurlarıyla yapılan anlaşmalara bağlı olarak oba hayatını devam ettirebilmiş ancak hareketsiz bir dönem geçirmiştir.Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’te vefatından sonra boy’un başına oğlu Osman Bey geçmiştir.(1281).Bu olaydan bir süre öce Eskişehir İt burnu köyünde(Uludere) yerleşik Ahilik teşkilatının Şeyhi olan Şeyh Edebali’nin kızı Malhatun ile evlenmiştir. (Ahilik: Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sistemdir.Ahi Evran'a Ahi Baba da denir) ( Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlatan ve sonradan yazılma eserlerde; Osman Gazi henüz bey olmadan (babası Ertuğrul Gazi hayattayken) ,komşuları sayılan ve bugünkü Eskişehir’in Uludere ilçesinde ( itburnu) bulunan Anadolu Ahilik teşkilatının lideri Şeyh Edebali’nin evine ziyarete gider. Gece o evde konaklayan Osman Bey rüyasında; Şeyh Edbali’nin göğsünden doğarak göğe yükselen ayın, ışıklar saçarak Osman Bey’in göğsüne girdiğini görür. Ayın girdiği yerde bir çınar ağacı meydana gelir ve süratle büyüyerek dalları göğe doğru yükselen bir “Ulu Çınar” olur. Sabahleyin bu mistik rüyayı Şeyh Edebali’ye anlatır. Şeyh de Osman Bey’e büyük bir Devlet kuracağını ve soyundan gelenlerin cihana hükmedeceğini söyler-yorumlar)

Karacahisar’ın 4.kez Türkler tarafından Fethi-Beylikten devlete doğru, Kayı boyunun başına geçen Osman Bey(1281-1299) faaliyetlerini İnönü,Söğüt ,Domaniç,İtburnu (Uludure)ile Eskişehir ve Bilecik çevresi içinde yürütüyordu.Bu arada kendine hareket merkezi olarak İnönü’yü kullanıyordu.Osman Bey bu arada İnegöl tekfurlarıyla mücadele ediyordu(1286,1287).Hatta bu savaşlardan birinde Osman Gazi’nin kardeşi Sarı Batu(=Savcı Bey) şehit oldu(1287-Domaniç savaşı).Osman Gazi’nin hareketliliği diğer tekfurları rahatsız etmişti. Osman Bey’i bölgeden atma planı yapmışlardı.Durumu Osman Gazi’nin dostu Harmankaya tekfuru Köse Mihal(Sonradan Müslüman olmuş ve Gazi Mihal adını almış,Mihaloğlu akıncılarının kurucusudur.) haber verince Osman Bey tekfurları baskına gitti . Sultan 3.Alaattin’in de desteğini alan Osman Bey Karacahisar kalesini kuşattı.Osman Bey’in kuvvetleri hafif süvari niteliğinde olduğundan kale’nin alınması çok zor oldu. Osman Bey Kuşatmayı Seyitgazi istikametinden yani doğudan yaptı Alplerin çok büyük gayretleriyle Karacahisar’ın fethi gerçekleşti.(1288). Buranın alınması Osmanlı tarihi için bir dönüm noktasıdır. Osmanlılar (Kayı boyu)artık daimi ,büyük ve stratejik bir yer kazanmıştır. Fetihden sonra etraftaki akıncı beyleri,Türkmen beyleri de gelip Osman Gazi’nin etrafında yer almışlardır. KaracahisarKalesi stratejik konumu nedeniyle de çok önemli olup. Eskişehir ovasını, porsuk vadisini ve Eskişehir’e gelen yolları gözetim altında tutabilmektedir. Burası aynı zamanda Marmara ve Ege bölgesinden gelen yolların kavşak noktasında bulunuyordu. Karaca hisarın fethi devletleşmeye giden yolda ilk adım gerçekleşmiştir.Daha önce karaca hisar kalesi iki kez Selçuklu Kuvvetlerince, 3.kez babası Ertğrul gazi tarafından ve 4. ve son kez Osman Bey tarafından fethedilmiş oldu.Bu fetih hareketi sonucunda Osman gazi, aşiret beyliğinden uç beyliğine terfi ettirildi. Bu hadiseyi Aşık Paşazade şöyle anlatır: “Osman Gazi, Karacahisar’ı fethettikten sonra esir ettiği tekfurunu kardeşinin oğlu Ak Temür’le Sultan Alaeddin’e gönderdi. Bu arada Sultana ganimet malından da gönderdi. Sultan Alaeddin bundan çok memnun kaldı. Osman Gaziye Sancak ile atlar, silahlar ve Kös(Büyük davul) gönderdi. Ak Temür’ün sancağı getirmesinden itibaren nevbet vurulmaya başlandı. Nevbetin ayakta bekleyen nöbetçilerin eşliğinde vurulması adet oldu.(Bu durum mehter’in geleneğinde devam edecektir)Artık bu tarihten itibaren uç beyi-sancak beyi görevine yükseltilmiştir.Bu fetihle Osman Gazi Tüm Eskişehir’e sahip oldu.Çevre ahaliyi yağma ve baskınlara karşı koruma tedbirleri aldı(Özellikle Çavdarhisar’da bulunan Çavdar akınlarından).Karacahisar pazarını kurdu ve geliştirdi.Kroniklere göre Karacahisar içinde ahşaptan bir cami yaptırdı(Bazı kaynaklar şapel’in camiye çevrilmiş olduğunu yazmaktadır).Buranın sancak beyliğini ; oğlu Orhan Bey’e,askeri yönetimini kardeşi Gündüz Bey’e, kadılığını da Dursun Fakih’e verdi.Buradaki faaliyetler buranın bir sancaktan çok merkez(Başkent) gibi teşkilatlandığını göstermektedir.Osman Bey sırasıyla ,Bilecik,İnegöl,Yarhisar ve Yenişehir’i de fethederek Bursa ve İznik ‘i  hedefine almıştır.
Osman Bey (Sultan 1.Osman-Temsili)
Karacahisar’da Osmanlı Devleti’nin ilanı :  Karacahisar’a yerleşen çok sayıdaki ahalinin Cuma namazı isteğiyle bir Cuma camisiyle beraber hutbe ‘nin kimin adına okunacağı tartışması ortaya çıktı.O zamana kadar Eskişehir de bir tane Cuma camisi vardı .Ancak karacahisar ahalisi kalede de Cuma namazı kılmak istiyorlardı.Konuyu Dursun Fakih’e açınca oda Şeyh Edebali’yi işaret edince, oda konuyu Osman Gazi’ye ulaştırdılar.Osman Gazi “ ne yapmak gerekir ?” diye sordu.?Dursun Fakih Cuma namazı için Selçuklu sultanından izin alınmak gerekir sözlerine Osman Gâzi şöyle cevap vermiştir: “Ben kimsenin taht-ı hükümetinde değilim. Kendi başıma sultanım. Bu diyarı kendi kılıcımla aldım. Kul nöker(Hizmetkar) olmadım, ne efendim var ne sultanım! Benim icazet verdiğim yetmez mi? Benim iznim kifayet etmez mi? Sultan-ı zaman dediğiniz Melik-i Yunan ise benim mülkümde anın(onun) ne tasarrufu var. Nesebde (Soy’ca) ondan eksik değilim, benim aslım geniştir. Gök Alp’i bilmeyen bilmez, bilen Selçuk’a nisbet kılmaz.” Osman Gâzi’nin Karacahisar’da cemaatle Cuma namazı kılmağa izin verip adına hutbe okutmasını, serbest hareket etmeye başlaması devletin bağımsızlığının simgesidir. (27 Ocak 1299) Böylelikle bundan böyle Osman Gazi artık Karacahisar’da saltanat makamına oturmuş ve Bey’ken Sultan olmuştur.(Ancak ünlü tarihçi Prof.Dr.Halil İnalcık ,Osmanlı devletinin bağımsızlık ilanının,Osman Gazi’nin Bizans kuvvetlerine Koyunhisar zaferini kazandıktan sonra yine Karacahisarda 1302 yılında ilan edilmiş olduğunu savunmaktadır.)

Sultanönü Sancağı , uç bölgesinde yer alması, önemli yolların kavşağında bulunmasından dolayı Selçuklu,Beylikler ve Osmanlı’nın Kuruluş dönemindeki stratejik konumu; Fetihlerin Rumeliye dayanmasından sonra biraz önemini kaybederek ,zamanla nüfüsünu kaybetmiştir.Karacahisar kalesi Fatih Dönemine kadar kullanılmış olduğu son yapılan kazılardan anlaşılmıştır.Karacahisarda Yükselme dönemine kadar gayrimüslimlerin yaşadığı anlaşılmaktadır.Fatih döneminde çıkarılan bir kanunname ile Karacahisar ahalisi taşınmıştır.Ahali yine Sultanönü sancağına bağlı ,Karacahisar’ın hemen altında kurulmuş olan Karacaşehir’e, Odunpazarında bulunan mahallelere,İnönü ve Osmaneli(Lefke) kazalarına yerleştirilmişlerdir.Osmanlı Devletinin kurulduğu ve ilan edildiği Sultanönü Sancağının Karacahisar kalesinin etkileri çok büyük olmuştur.Ne yazık ki bu kadar öneme haiz bu Osmanlı Kalesi’ne-Merkezine-Sancağı’na gereken ilgiyi ve vurgulamayı başta Tarihçilerimiz ve Kültür Bakanlığımız esirgemektedirler.

Osmanlı Fetihlerinin batıya yayılmasıyla Sultanönü merkez ve askeri stratejik önemini kaybetmiştir.Sonraki yıllarda özellikle Karacahisar bir eğitim ve kültür merkezi haline gelmiş,alim ve fakihler yetiştirilmiştir. Orhan Bey zamanında İznik fethedilmiş (1331) ve burada ilk Osmanlı Üniversitesi açılmıştır. Eskişehir'de oturan müderris ve fakihlerin bazılarının sonra İznik'e gittikleri anlaşılmaktadır.Daha önce de belirttiğim gibi Sultanönü’nün nispeten savaşlardan uzak sakin bir yaşantısıyla Karacahisar’da Fatih döneminden sonra kaderine terk edilmiştir.Bölgeye gelen seyyahlar da Karacahisar’dan yıkıntı olarak bahsetmişler ve kale ilgili herhangi bir anlatımda bulunmamışlardır.
Karacahisar kazıları ve mevcut durum, Osmanlı Devletinin 700.kuruluş yılı kutlamalarında,Prof.Dr.Halil İnalcık’ın girişimleriyle,1999 yılında A.Ü.Edebiyat Fakültesi öğretim üyeleriyle birlikte yüzey araştırmalarına başlanmıştır. Prof. Dr. Ebru Parman tarafından başlatılan ilk kazı çalışmaları daha sonra Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erol Altınsapan tarafından yapılan kazıların ilk bölümü tamamlanmıştır. Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü başkanı tarafından yapılan araştırmada, Osmanlı’nın yaptığı ilk fetih olan Karacahisar Kalesi’nin fethinde kullandığı okları buldu.Osmanlı Beyliği’nin ilk fethini gerçekleştirdiği ve hutbe okuttuğu Karacahisar Kalesi’ndeki kazıda bulunan ok uçlarının, Kale’nin 1288’de Bizanslılardan fethedilirken kullanıldığı belirlendi. Kazı sonuçlarını değerlendiren Altınsapan :”Kazı Çalışmalarına, bilimsel yayın için ara verdiklerini aktaran “Karacahisar Kalesi’nin ancak 6’da birini kazabildik. Kazının sonuçlarını bilim dünyasına tanıtmak istiyoruz. Bu bağlamda iki bilimsel yayın çıkarttık. Biri genel kazıyla ilgiliydi. Kazı yaptığımız alandan 90 ok ucu çıktı. Şimdiki yayınımızda da kazıdaki ok uçlarını değerlendik. ‘Eskişehir Karacahisar Kalesi Kazısında Bulunan ve Form Veren Ok Uçları Üzerine Tipoloji Denemesi’ adlı çalışmayı gerçekleştirdik. Çalışmada öğrencilerimiz Ali Gerengi, Meydan Palalı ve Ahmet Şakar yer aldı. Uluslararası hakemli bir dergide yayınını yaptık. Ok uçlarını kalenin farklı alanlarına dağılmış şekilde bulduklarını anlatan Altınsapan, bunun önemli bir bulgu olduğuna dikkati çekerek, “Ok uçlarının, Osman Bey’in Kale’yi fethi sırasında kullanıldığını tespit ettik. Uçların bu kadar geniş araziye dağılmış olması bunu kanıtlıyor. Farklı şekillerden oluşuyorlar. Fetih sırasında 5 ayrı tip ok ucu kullanılmış. Bunların, uzun mesafeli, bir kısmı zırh delici gibi farklı tipleri var. Kazı çalışmalarımızda 26 tane işlik ortaya çıktı. Yaklaşık 60 dönümlük arazide 700 metrekare kazdık. Bu yapmış olduğumuz çalışma içerisinde ağırlıklı olarak, kale suruna dayalı işlikler, bir gözetleme kulesi, bir yöneticiye ait olduğunu düşündüğümüz konut. Bunun dışında daha önceki sene kazdığımız iç kalede zaviye kazısı tamamlandı. Bu yıl 138 tane sikke  ve toplam 90 tane ok ucu ortaya çıktı”

Karacahisar kalesinin Kalıntılardan tespit edildiğine göre kale, 200 x 300 metre genişliğinde ve 60 dönümlük bir alanı kaplamaktadır.Defalarca yıkılıp sonra yapılmış olan kalenin (İç Kale-Garnizon kale) etrafını 2 ila 4 m. arasında değişen bir sur ile tahkim edilmiş bulunmaktadır. Sur bedeni belli aralıklarla yerleştirilmiş yarım daire şeklinde kulelerle desteklenmiştir. Kalenin kuzey, batı ve güneyinde bulunan surlar, tırmanılması güç yamaçların bittiği hat üzerinde inşa edilmiştir.Kale’nin ana girişi doğu yönünde olup;43x8x7.5 ebatlarında kalenin en geniş ve yüksek bölümü olup aynı zamanda savunmada en zayıf bölümüdür.(Osman Gazi Kuşatmayı ve fethi bu bölümden gerçekleştirmiştir. Karacahisar kalesinde yapılan yüzey araştırması sırasında, kroniklerde Karacahisar halkının başvurusu üzerine hutbenin okunduğu bildirilen kaledeki yer henüz tespit edilememiştir. Osman Bey ,Alplerinin fedakarlığında Karacahisar Kalesini çok zor bir kuşatma ve hücumdan sonra fethetmiştir.. Karacahisar kalesinin alınması Bizans tekfurunu yenmekle birlikte tekfurların sinsi planını bozmuş, Osman Bey kaleyi alarak uçta Bizans'a karşı gücünü kanıtlamış oluyordu. Karacahisar tekfurunun yenilmesi ve hayatını kaybetmesi onun etrafında toplanmış olan tekfurların da kaybetmesi anlamına gelmiştir.Osman Bey bundan sonra Bursa ve İznik gibi daha büyük hedeflere odaklanmıştır.Karacahisar’ın fethinden sonra statüsü ,Sultanönü sancağına bağlı bir nahiye konumuna gelmekle beraber ,nahiyeye bağlı çok sayıda köy bulunuyordu.(Kireç,Hacılar,Bozluk,Kalburcu,Çavluca,Kavacık,Kayı, Koz İli,Büyük Ilıca ,Yukarı Söğüt Eyüğü,Seki viran,Küplü,Kızıl Dere,Musa Özü,Alpagut ..gibi köylerin adları bu gün hala kullanılmaktadır)(16.yüzyılda Sultanönü Sancağı ; Bilecik(Merkezi ve  Osmaneli-Lefke),Eskişehir,Karacahisar,İnönü(Bozüyük de dahil) , Seyitgazi(Emirdağ dahil) ve Günyüzü nahiyelerinden ibaretti.
Karacahisar kalesi uzun sessiz bir dönemden sonra ,İstanbul –Ankara Demiryolu inşaatı yapılırken dikkati çekmiştir.Demiryolu inşaatı anlaşması gereği bölgede Almanlar izin alarak araştırma yapsalarda ,sonuçlarının yayınlanıp yayınlanmadığı bilinmemektedir.Ancak o tarihte karaca hisar yıkıntı halinde ancak alt kısmında Karacaköy(Bu günkü Karacaşehir) bulunmaktaydı.Osmanlının Kuruluş yerine ayrı bir önem veren Sultan Abdülhamit(1876-1908) Söğüt’te ki imar faaliyetlerinin yanı sıra Osmanlı’nın Kuruluş yıldönümlerini kutlama etkinliklerini başlatmış.Buna paralel olarak da Hutbe okunması ritüeli bu günkü Karacaşehir caminde periyodik olarak yapılmıştır.Bu günde 1999 dan itibaren söz konusu törenler , Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri adıyla Söğüt ve Karacaşehirde yapılmaktadır.(Eylül ayının ikinci haftasında bu sene 735.yıldönümü törenleri 2016 eylülünde yapılacak) Karacahisar kazıları heyecanla devam edecektir. Kazılar Anadolu Üniversitesi önderliğinde yapılırken, bu defa kazılara Kültür Bakanlığı ile Eskişehir Türk Dünyası Vakfı destek vermektedir.
KARACAHİSAR KALESİNİN AYAĞA KALDIRILMASI ;
Karacahisar Kalesi önemli yolların kavşağında ,son derece önemli bir konumu nedeniyle bir çok kere eldeğiştirmiş ve Bizans döneminde yapılmış bir kaledir.Kale’nin geçmişi Selçuklu ,Beylikler ve Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarının merkezinde bulunması nedeniyle ;Türkiye Tarihi açısından son derece önemlidir.Karacahisar Türkler tarafından en son ve 4.kez Osman Gazi tarafından fethedilmiştir.Kale fethedilirken herhangi bir yıkım ve yakma olmamasına rağmen önceden kalan yıkık kısımları Osman Bey tarafından yeniden yaptırılmıştır.(1288).

Osman Bey babası Ertuğrul Gazi Öldüğünde ; Ağabeyleri Gündüz Alp ve Sarı Yatu’dan sonra Ertuğrul gazinin 3. Oğluydu.(Ağabeyleri :  Bey'lik haklarını Osman Bey'e vermişler, Amcası ; Dündar da "Bey" olmak istediyse de Ertuğrul Bey'in silah arkadaşları ve Kayı ileri gelenleri buna müsaade etmediler. ).Osman Bey’in genç yaşta (23 yaşında) Kayı boyuna lider seçilmesi,kuşkusuz onun çok becerikli ve yetenekli olması etkili olmuştur.Burada Tarihi ilgilendiren iki önemli olay vardır.Birincisi Osman Gazi’nin cesur,adaletli ve istişare(Danışma) ye önem veren yapısının yanında Gaza ve fetihlere çok önem vermesiyle büyük bir Lider oluşu ve büyük Devletin kurucusu-Mimarı olan Osman Gazinin Bizans Tekfurlarının ittifakını yerle bir edercesine “Karacahisar” kalesini fethederek kendisine Bursa akınları için merkez yapmasıdır. Osmanlı Beyliğinde Devletleşme ye giden ilk adım kuşkusuz Karacahisar‘ın alınmasıdır. Karacahisarın fethinden önce Bilecik tekfuruyla yapılan savaş; gazilerin birlik altında toplanmasına yol açmış ve Osmangazi meşhur sözünü bu savaşta kullanmıştır.(“Oyun içinde Oyun “ –Bir kutlama için Bileciğe davet edilen Osman Gazi ‘nin kendisine karşı tekfurlarca pusu kurulduğunu öğrenip,Bileciği feth etiikten sonra söylemiştir.) Karacahisar ‘ın alınması Osmanlı tarihi(Türkiye tarihi) için bir dönüm noktası olmuştur. Osmanlılar artık daimi ve son derece stratejik bir yerleşim yeri kazanarak buradan itibaren büyümeye ve cihan Devleti olma yolunda ilerlemeye başlayacaktır.Zaten Karacahisar’ın teşkilatlanmsı buna işaret etmektedir.Kuruluş döneminin ortalarından itibaren Karacahisar savunma stratejisisnin yerini Kültür Merkezliğine bırakmıştır.Karachisar bundan sonra Alim ve Fakihlerin eğitim merkezi haline gelmiştir.Karachisar’ a ilk önemli ilgi Osmanlı Devletinin 700.yıl kutlamaları çerçevesinde yani 1999 yılında başlamıştır.(Yüzey araştırması ve sonra kazılar).Bu gün yapılan kazılardan elde dilen önemli bulgular ışığında kazıların tamamen sonuçlanmasını beklemekteyiz.Eskişehir 2013 Türk Dünyası Başkenti Ajansının etkinliklerinden Hamburg Heyeti’nin Karacahisar gezisinde buranın Osmanlı Devletinin kurulduğu yer olduğunu söyledim.Heyetteki Lise yöneticileri de “ Madem burası sizin için çok önemli ,askeri birliklerce de koruyorsunuz , neden burayı restore edip çocuklarınıza göstermiyorsunuz.(Kaleye çıkarken askeri birliğe bilgi veriyorduk ama askeri birliğin kendi nizamiyeseydi,kaleyi korumak gibi bir görevi yoktu.) Ziyaretçiye uygun bir cevap verememiştim ama çok da haklıydı.Evet niçin görsel bir imkanı gelecek nesillerimizin ilgisine sunmamıştık.Açıkçası çok geç kalınmıştı.Gerçi kazılar sonucuna göre Kalenin Doğu ve Ana giriş cephesinin relöve’sinin çıkarıldığını görmüştüm ama Karacahisar’ın 1299 yılını esas alınarak etnoğrafik bir açık hava görseli şeklinde sunulması çok daha büyük uğraş ve çabayı gerektiriyordu.Gerçi bu noktada bizim Milli Müzecilik anlayışımızın olmayışı da sorgulanmalıdır.Avrupa’nın başkentleri Milli Müzeleri aracığıyla tarihlerini görsel ve gerçek nesnelerle öğretirken biz bu işleri neden yapamamışız.?(Bu Milli Müze kavramı ayrı bir konu olmakla birlikte bizde Milli Müze işlevini kısmen de olsa az-çok yerine getiren : Harbiye askeri Müzesi,Topkapı müzesi ,Anıtkabir müzesi ile Türk-İslam Eserleri müzeleridir). Maalesef Şehirlerimizde bir arkeoloji müzesi tutkusu vardır.Neden Bizim –Kronolojik ve Medeniyet unsurlarıyla Türkiye Tarihi ve Türk Devletleri Tarihi müzelerimiz yoktur) Karacahisar ayağa kaldırılacaksa 1299 yılı başlangıç olarak ele alınmalı ve 1453 yılına kadar ki süreçteki Osmanlı Kültür ve Medeniyeti sergilenmeli.Kale’nin dışında da Büyük bir otağ kurularak Hutbe okunma töreni her yıl canlandırılmalıdır.Şimdi ben böyle dedikçe içimizdeki Roma (Çok tanrılı ve ilk hiristyanlık dönemleri) ve Bizans (Ortadoks Hiristyan) severler devreye girerek engellemeye çabalarlar. Şimdiden Tarihe not düşüyorum Burası ayağa kaldırılacaksa Osmanlı ‘nın kuruluşunun simgesi olmalıdır.Türkiye’de zaten yeterince Roma-Bizans simgesi bulunmakta olup,yeni simgelere ihtiyacımız yoktur. (Roma-Bizans konular ı Üniversitelerin Tarih –Sanat Tarihi kürsülerinde işlenmekte hatta fazladan seçmeli ders konuları bulunmaktadır.)Türkiye Tarihinden önceki eserler hemen her şehrimizde bulunan Arkeoloji müzelerinin baş köşesinde yer almaktadır..Bu konularda aşağılanma duygusunu üstümüzden atalım.Bu zamana kadar Batılılar eski dönem Medeniyetinin çok önemli olduğunu-hatta Şark Medeniyetini de görmezden gelerek ,eğer korunmazsa Barbar olacağımızı telkin ederek . bizleri olumsuz motive ettiler ve kendi medeniyetimizden daha çok Türkiye Tarihi öncesi döneme hayranlık duymamızı ve onları çok üstün görmemizi maalesef sağlamışlardır. Böylelikle 1000 yıllık geçmişi olan Türkiye Tarihinin Medeniyet eserlerini hep birlikte mahvettik ki çocuklarımıza sergileyecek mimari eserler,kültür ve Medeniyet unsurlarını azalmıştır bırakabildik.Hatta diyebiliriz ki Türk Medeniyet Eserlerinin çoğu (Elimizde kalanlardan fazlası) Batı da ki müzeleri süslemektedir.Ancak bizim konumuzda ele aldığımız kavramdaki öznellik ; 1) Karacahisar Kale’sinin stratejik konumu,2) Osmanlı Devletinin kuruluşu ve Devlet’in Karaca Hisar’da ilan edilmiş olmasıdır.Buradaki esas durum,Osmanlı’nın kuruluş döneminin etnoğrafik ,kronolojik ve askeri teknolojisinin Milli bir müze olarak sergilenmesi ve böylelikle gelecek nesillere aktarılmasıdır.
Temsili Karacahisar Kuşatması
Karacahisar kalesinin mimari açıdan Relove ve restorasyon daha doğrusu yeniden ihya projeleri olabildiğince gerçeğe yakın uygulanabilmesidir.

Kalenin Mimari olarak yapılması; Kazı alanında temeller belli ,burada yapılacak işlem Kalenin inşası için yeterince taş bulunmakta,zaten bu taşlar Kızılinler köyünden getirildiğinden takviyesi ile inşası mümkündür.Kalenin ana giriş doğusunda iki yüksek kule,ve surlar boyunca sistematik olarak sıralanmış diğer kuleler kazı alanındaki temellerden açıkça anlaşıldığından,aynen inşa edilmesi gereklidir.Batı bölümdeki büyük yuvarlak kule doğudaki kuleler gibidir.Girişten itibaren kale alanında ,sur duvarlarına paralel kare planlı odalar mevcuttur.Buradan anlaşılması gereken bu odaların kapıları ve pencereleri kale alanına bakıyor olup,üstü teras şeklinde örtülmüş ve kademeleştirilmiş olarak sur mazgallarının boyuna 1.5 metre altına kadar yüksektir.Sur savunması bu yüksek terastan yapılmaktaydı.Kale cıvarında su kaynağı bulunmadığından kale alanı içinde 4 -5 metre derinlikteki büyükçe yer sarnıç olarak kullanılmış olmalıdır.Ancak anlatımlarda söz konusu edilen camii ‘nin yeri henüz bulunamadığından uygun bir yere inşası yapılmalı.O dönemin şartlarına göre düz damlı,taş ve ahşap karışımı bir yapı türü kullanmak mümkündür.Diğer bölümler ise Kalelerde bulunması gereken,Dizdar konutu,Zindan,depolar ve ambarlar ile hayvan ağılları (At için tavlalar) ve bazı küçük zanaatkar (Nalbant,Demirci,marangoz v.s.) işyerleri olarak tasarlanabilir.Dönemin koşullarına uygun inşadan sonra binaların işlevlerine uygun o döneme ait araç,gereç ve aletler bulunup,bulunamıyorsa replika olarak yapılıp sergilenmelidir.

Askeri teknolojiye gelince ; o dönemde henüz ateşli silahlar yoktu.Bu nedenle hem kale savunmasında,hem de kuşatmasında yaygın olarak “mancınık” kullanılmaktaydı.Burada sergilenecek mancınık Türk tipi olmalıdır.Bu konuda örnek alınacak mancınık örneği Azerbaycan Da iç kale de sergilenmektedir.Bu konuda kardeş ülkemizden yardım alarak temin edilecek mancınık kalenin teras kısmına yerleştirmelidir.Burçlara özellikle zırh delici ok atan “Çekre yayı” Kurma düzeneğiyle birlikte tasarlanmalı.Burada bir parantez açarak; Kalenin Fatih Dönemine kadar kullanıldığı göz önüne alarak,gücün simgesi olan ve 1.Kosova savaşından itibaren Osmanlı Ordusunda kullanılan “Top” kalenin batı tarafına sembolik olarak yerleştirilebilir.
A.Ü. Edebiyat Fakültesinin çizimini yaptığı Karacahisar 
                                       Bakü kent duvarı “İçeri Şehir” ‘de ahşap Türk mancınık

Devre göre Alp kiyafetleriyle silahlı mankenler de burç ve surlarda yerini almalıdır.(Mızrak-Kılıç Kalkan,Gürz v.s. donanımlı).Tabii ki giriş bölümünde Kayı sembollü Osmanlı Bayrağı ve Tuğ dalgalandırılmalı.

Kalenin doğu giriş yönünde kıl çadırdan yapılmış büyük otağ, Mehterhan yer almış vaziyette ve haftada bir gün tercihan cuma günleri canlandırma olarak sunulabilecek halde planlanmalıdır.

Devlet ve Millet hayatımızın çok önemli bir noktası olan Karacahisar’ın fethiyle ,Osmanlı devletinin temelleri atılmış ,Osman Gazi buradan batıya ilerleyerek sınırlarını genişletmiş ve ,üç kıtaya yayılacak sağlamlıkta bir örgüt meydana getirmiştir.Bize düşen de Dünyada 8.medeniyet olarak kabul gören bu büyük medeniyeti somut bir şekilde anlatabilmektir.

Kaynaklar :
1- 16.Yüzyılda Eskişehir ve Sultanönü Sancağı ,Prof.Dr.Halime DOĞRU
2- Kuruluş Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak, Prof.Dr.Halil İNALCIK
3- Osmanlı Tarihi,İsmail Hakkı Uzunçarşılı
4- Selçuklular zamanında Türkiye,Osman TURAN
5- Osmangazi İlkler ve Karacahisar ,C.Karasu-T.M.sakarya,O.Berber
6- Türk Dünyası Vakfı Kültür Envanteri,Eskişehir Valiliği
7- Karacahisar Kazıları değerlendirmesi,Prof.Dr.Erol Altınsapan

3 Mart 2016 Perşembe

GELECEK NESİLLERİMİZ “ULU ÇINAR”LARIN ALTINDA BÜYÜSÜN...


GELECEK NESİLLERİMİZ “ULU ÇINAR”LARIN ALTINDA BÜYÜSÜN...
Bizim çınarlarımız kaynağını tarihten almakta ve unutulmamaktadır. Çınarlar, kökleri kuvvetli ve dalları gökyüzünü kucaklayan bir ağaç olarak Türk Medeniyetinin simgesi olmuştur. Bu anlamda, Osmanlı döneminde yapılan cami, türbe, medrese, kervensaray, imaret, saray ve meydanların her köşesinde çınarları görmekteyiz. Özellikle Osmanlının kuruluş döneminde (1299–1453) yapılan eserlerin çevresi incelendiğinde, her yerde çınar ve servi ağaçlarını görmekteyiz. Osmanlıda çınar ağaçları, devletin sonsuzluğa ulaşan bir simgesi olarak algılanmıştır. (Devlet-i Ebed müddet ilkesi).Dolayısıyla çınarlar Osmanlı tarihine tanıklık eder, adeta geçmişin olaylarını hatırlatır ve ecdadımızın yaptığı işlerle gurur duymamızı sağlar.
 Osmanlı medeniyetinin insana saygılı, şehirlere estetik değerler katan ”mekânda birlik” ekolünün vazgeçilmez unsuru, çevre ağaçlandırılmasıdır. Çevre ağaçlandırmaları öncelikle çınarlarla sağlanmış olup türbe ve cami bahçeleri de ilaveten servi ile süslenmiştir. O dönemden günümüze kalabilen anıtsal çınarlar bulunmaktadır. Halkımız öteden beri bu çınarların korunmasına özen göstermiş ve halk arasında her bir çınarın hikâyesi anlatılmıştır. İlerleyen süreçte başkentin değişmesine paralel yeni başkentte de aynı imar faaliyetleri süratle yürütülmüştür. Bursa’dan(1326) sonra Edirne’de (1361) ve nihayet İstanbul’da (Asitane-Dersaadet–1453) bu imar faaliyetlerine çok önem verilmiştir. Ayrıca, ilk başkent Bilecik (Ertuğrul),eski Selçuklu başkenti İznik, Eskişehir (Sultanönü) ve daha sonra fethedilen Rumeli sancaklarına da hem medeniyetimiz taşınmış hem de benzer imar faaliyetleri kapsamında ağaçlandırmalar gerçekleştirilmiştir. Maalesef, bu eşsiz imar faaliyetlerinin ürünü eserlerin bir kısmı savaşlar, yangınlar ve depremler sonucu kaybedilmiş, kalanların bir kısmı da kentleşme çalışmalarında, yeni yol açılması için veya “tamiri mümkün olmadığından” modern bina yapılsın gerekçesiyle bilinçsizce yok edilmiştir. Bu konuda en çarpıcı örnek İstanbul’da, Vatan, Millet caddelerinin açılmasında yaşanmıştır. Bazen büyük yangın ve savaşların sonunda bazen de hasarlı binaların satılmasıyla hazineye gelir kaydedilmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V), zaman içerisinde önemini maalesef yitirmiş ve hatta unutulmuş, bizim "ekolojik sünnet" diye nitelendirdiği­miz çevrecilik anlayışıyla “Elinizde bir ağaç filizi varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile eğer onu dikecek kadar zamanınız varsa mutlaka dikin."demiştir. Atatürk, Yalova’daki konutuna ağaç dalları zarar vermesin diye bahçedeki çınarın kesilmesine müdahale etmiş; ağaç yerine yalı, raylarla ağaçtan uzaklaştırılmıştır. Bu konuda yine Osmanlı’yı örnek alan İngiltere’de yol bir ağaca veya anıtsal yapıya isabet ettiğinde, onların uyguladıkları sistem; “Bir asfalt yolun önüne ağaç dikilirse, yol bükülür.(Falih Rıfkı Atay-Taymis kıyıları)” sözünü temel almaktadır.

Osmanlıyla çınar arasındaki bu kuvvetli ilişkiye önem verilmesinin bir nedeni de Osman Bey’in gördüğü rüyaya maledilmektedir. Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlatan ve sonradan yazılma eserlerde; Osman Gazi henüz bey olmadan (babası Ertuğrul Gazi hayattayken) ,komşuları sayılan ve bugünkü Eskişehir’in Uludere ilçesinde ( itburnu) bulunan Anadolu Ahilik teşkilatının lideri Şeyh Edebali’nin evine ziyarete gider. Gece o evde konaklayan Osman Bey rüyasında; Şeyh Edbali’nin göğsünden doğarak göğe yükselen ayın, ışıklar saçarak Osman Bey’in göğsüne girdiğini görür. Ayın girdiği yerde bir çınar ağacı meydana gelir ve süratle büyüyerek dalları göğe doğru yükselen bir “Ulu Çınar” olur. Sabahleyin bu mistik rüyayı Şeyh Edebali’ye anlatır. Şeyh de Osman Bey’e büyük bir Devlet kuracağını ve soyundan gelenlerin cihana hükmedeceğini söyler.(yorumlar).Osmanlıların çınarla bütünleşmesi doğal olarak önce Bursa’da uygulanmıştır. Kronikleri süsleyen Osman Bey’in rüyasıyla bütün Osmanlı padişahları simgesel olarak çınar dikmişler ve Bursa’yı hiç bir zaman ihmal etmemişlerdir. Osmanlılar Selçuklu sanat ve mimarisiyle Anadolu Beyliklerinin mimarisine kendi yorum ve tasarımlarını da eklemişler ve yeni bir mimariye ulaşmışlardır. Bu tarz 17.yüzyıla kadar bütün şehirlerde uygulanmıştır.

Günümüzde tarihi çınarlara gereken önem veriliyorsa da zaman zaman basında tarihi çınar kesilmesiyle ilgili haberler maalesef duyulmaktadır. Yüzyıllardır akan zaman içinde; savaş, yangın, kıyım ve doğal afetlere rağmen çınarların ayakta kalmalarının önemli bir sebebi de hikâyeleriyle adeta kutsanması ve tarihi olaylara tanıklık etmesidir.

Eskişehir Çınarları; Eskişehir Odunpazarı İlçesinde Deliklitaş Mahallesi ,Hamamyolu Caddesi üzerinde bulunan 206 yaşında olan Çınar ağacı, 26 metrelik boyuyla tarihe tanıklık yapmış ve diri bir şekildedir (Tescilli).Yine aynı mevkiin 2 Eylül caddesi kısmında 140 yaşında çınar vardır.(Tescilsiz)
EAL Çınarı; Tepebaşı İlçesi, Ulu Önder mahallesinde Eskişehir Anadolu Lisesi bahçesinde bulunan çınar da okulla yaşıttır.Yaklaşık 60 yaşında olan ağaca eski mezunlar “çınaraltı “ ismini vermişlerdir



                               
Bilecik Çınarları; Söğüt ilçesinde ki Osmanlı Beyliğinin merkezinde, 1414-1420 yıllarında yapılan Çelebi Sultan Mehmet (1.Mehmet) camii çınarı, camiyle yaşıt Osmanlıdan günümüze gelebilmiş ulu çınardır.İnhisar çınarı ; İnhisar ilçesinde çifte çınardır.

Kütahya Çınarları :Simav ilçesi Beyce köyü'ndeki 435 yıllık çınar bulunmaktadır.Tescil edilmiş bulunan ve 1581 yılında dikilmiş olduğu tesbit edilen çınarın boyu 40 metre ,çevresi 10 metreyi bulmaktadır.
Bursa çınarları; sadece Bursa’da 400 civarında anıt ağaç bulunurken, Türkiye genelinde 1000 den fazla anıt ağaç bulunmaktadır.
İnkaya çınarı; Bursa ‘nın Çekirge semtinde ve Uludağ yolunda bulunan, adını tarihi çınardan alan” Oyukçınar” mahallesinde Osmanlı’nın kuruluş dönemiyle yaşıt 600 yaşında, boyu 35 metre ve 9 metre çevre genişliğine sahip ünlü bir çınarımızdır. (İki yıl önce Lodos bazı dallarını kırmıştır)

                   
Gazi Orhan Camisi Çınarı (Eskici baba) ; Bursa merkezinde “Koza Han’a” bitişik tarihi Gazi Orhan Bey Camii (T Planlı olup Gazi Orhan tarafından 1339 yılında yaptırılmıştır.) kapısında bulunan çınarın Gazi Orhan Bey tarafından dikildiğine inanılmaktadır; çınar 550 yaşındadır.
Kavaklı Camisi çınarı, Baba Sultan çınarı ;(her ikisi de geyikli baba tarafından dikilmiştir) Bu iki çınarın hikâyesi kuruluş dönemine ve Bursa’nın fethine gider. Bursa’nın fethi esnasında (1326) ileri gelenler, Orhan Bey’i tebrik etmek için Bursa’ya gelirler. Ancak Bursa’nın fethine gönüllü olarak katılan büyük Abdal Geyikli Baba’nın , (fetihte geyikleri at gibi kullanmıştır.) tebrike gelmemesi Orhan Bey’i ziyadesiyle üzmüştür. Bir müddet sonra “Geyikli Baba” sırtına kavak ağaçlarını (Çınar) alarak sarayın karşısına gelir. Burada şimdiki Kavaklı camisinin bulunduğu meydana bu ağaçları diker. Çınar -o zamanki adıyla kavlak- uzun ömürlü olduğundan sürekliliği temsil etmektedir.”Geyikli Baba” da Orhan Bey’in Devletinin çınar gibi uzun ömürlü ve cihanşümül devlet olması için dua eder.(Bugün bu çınarlardan sadece küçük bir gövde ve birkaç dal kalmıştır) Baba Sultan, Kestel ilçesinde ve Geyikli Baba’nın kendi köyüne de (Baba Sultan Köyü) aynı kavlaklardan diker. Çınar 700 yaşındadır; 11,5 metre çevresi ve 24 metrelik boyuyla çok sağlam görünümdedir.(Bu çınarın altında her yıl "Baba Sultan” pilavı dağıtılmaktadır.)
Pirinç Hanı Çınarı ; Bursa merkezde tarihi Ulu Camii’den aşağıya doğru inilen yolun sonunda bulunan İvaz Paşa camii’nin karşısında ,Zafer çarşısının yanındadır.Pirinç hanı, Sultan 2. Bayezid tarafından yaptırılmıştır (1508).Bu yüzden Pirinç Han kapısı önünde bulunan çınar 16.yy’da dikilmiştir.Çınar bazı badireler atlatmıştır. Çevresi 7 metre genişliktedir ve orijinal dalları yok olmuştur.
Koğuk Çınarı (Ulufeli Çınar) ; Bursa merkezinde, Osmangazi Yalova yolu ile eski çevre yolu kavşağına yakın bir konumdaki Koğuk Çınar Mahallesinde olup 16 metre genişliğe sahiptir. Yıldırım Bayezid döneminde yaşlı bir kadın tarafından dikilmiştir. Bu yüzden kadına sultan tarafından ulufe bağlanmıştır. Sonraları Yeniçerilere ulufeler burada dağıtılmış.(Bursa’nın başkentlik dönemine mahsus.)
Halkalı Çınarı ; Bursa Merkezinde Yıldırım İlçesi Yavuz Sultan Selim Mahallesinde kendi adıyla anılan semtte ve Osmanlı Kuruluş dönemiyle yaşıttır. Harap olmadan önce gövde çevresi 16 metreydi. Gövde içi boşalarak bir kovuk şeklini almış, daha sonra çıkan bir piknik yangınında bir bölümü harap olmuştur.
İznik Davut-u Kayseri(Topkapı) türbesi çınarı :İznik'de Osmanlı'nın İlk medresesi : Süleyman Paşa Medresesinin ilk hocası Müderris Davud_ı Kayser'den almıştır.İznik'in Surları kapsına yakın  olduğundan Topkapı Çınarı da denmektedir.Çınar'ın Eşrefoğlu Rumi ile ilgili de bir menkibesi bulunmaktadır.1250 yılıık çınarı tarihlemesi 762 yılına çıkmakta olup dip gövde genişliği 7,5* 5 metredir.
Bursa ‘da ayrıca ; Altıparmak, Yaycılar pınarı çınarı, Dua çınarı, Müşkire çınarı ve Muradiye çınarı vardı. Bursa’da Osmanlıdan daha eski Dudaklı ve Ağlayan çınarları da halen ayaktadır.Bursa’nın İznik İlçesinde ; Kaymak Köşkü ve  Hespekli  çınarı  sayılabilir.
Sakarya Çınarları : Osmanlı ordugah güzergahında bulunan Sakarya’nın hemen her ilçesinde Osmanlı nişanesi ulu çınarlardan bir iz bulunmaktadır.Gelenek daha sonraları da devam ederek asrı doldurmuş hatırı sayılır miktarda çınarlar mevcut.
Geyve ilçesinde şelaleriyle ünlü sarp vadisinde  ve gövdenin bir kısmı yere paralele gelişen 800 yıllık çınar.Gövdesinde oyuklar oluşmuş ancak gövdesinde yürünebiliyor olduğundan benzeri bulunmuyor.
Yine Geyve ilçesi Kozan köyünde 600 yıllık bir çınar bulunuyor.Fırtınadan dalları hasar gördüğünden biraz usulsuz budanarak, ağacın geleceği tehlikeye atılmış.,
Taraklı tarihi çınarı : Taraklı ,Osmanlı Akıncılarınca fethedilince fethin nişanesi olarak dikilmiş.1293-1294 yıllarında dikildiği ve 722 senelik çınarın gövde de bir kısım hasar görmüş olup tescil edilmiştir.

Edirne Çınarları: Bursa’dan sonraki başkent Edirne’nin 30 a yakın ulu çınarı bulunmaktadır. Bunlar ; 2.Bayezit külliyesi ; 2.bayezid tarafından 1488-1492 yıllarında yaptırılan Darüşşifa ve bimarhanenin bulunduğu küliyede (Bu gün Sağlık müzesi olarak hizmet vermektedir) çifte minarelerine ulaşan ulu çınarları külliye ile yaşıt olduğu düşünülmektedir. Selimiye camii, Sarayiçi, Ayşekadın camii ve Cihannüma kasrı çınarları bulunmaktadır.Bunlardan Büyük Mimarımız Sinan’ın baş yapıtı olan Selimiye camii (1569-1575) avlusunda bulunan üç anıt çınarlar 200 yaşında olup türleri Londra ve Doğu çınarıdır.Edirne çınarlarının bir hüzünüde Balkan savaşlarında yaşanmış.26.Mart.1913 de teslim olan Edirne Kalesinin savunan erat ve bir kısım Edirne halkı (Gayri müslimler haricinde) sarayiçi bahçesine aç-susuz kapatılınca ,maalesef buradaki ağaçların (Çoğunlukla çınar) kabuklarını yemek zorunda kalmışlardır.Sayıları 300.000 i aşan Balkan şehitlerimizin ruhları şad olsun.
İstanbul Çınarları ; Osmanlı’nın son başkenti İstanbul’da Hemen hemen tüm padişahların çınarları vardır.İstanbulda 400’ün üzerinde Ulu çınar bulunmaktadır.Bursa ,Edirne ve nihayetinde İstanbul’da şehzadeler çınaraltında büyümüşler,sultanlıklarında ise mola verip dinlenmişlerdir.

Sultanahmet’deki Şecer-i Vak vak Çınarı ; İsmini 17.yüzyılda meydana gelen “Vaka-i Vakvakiye” olayından almıştır.Sultan Ahmet meydanında(At Meydanı) bulunan bu çınarlara Yeniçerilerin ayaklanması sonucunda katledilenler asıldılar.Bu olayı mitolojide yer alan meyvesi insan başı olan vakvak ağacına benzetilerek denildiğinden ve daha sonra benzer bir olay daha yaşandığından “Kanlı Çınar“ ismi de verilmektedir. “Vaka-i Vakvakiye” ye gelince ; Sultan 1.İbrahim’i tahttan indirmek maksadıyla harekete geçen Bir grup Yeniçeri önce Sadrazam Ahmet Paşa’nın konağını basarak devrin ünlü celladı ; Kara Ali’ye teslim ettiler(1648). Ahmet Paşa kementle boğulduktan sonra başı kanlı çınar’ a bırakıldı.Bu olayın benzeri yine Girit seferinden dönen Yeniçerilerin aylıkları alamadıklarını ileri sürerek ayaklanmışlar ve sorumlu tuttuklarının başlarını kanlı çınar’a asmışlardır(1655)

Gülhane’deki Taşlıçınar ; Fatih İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’ya giderken beyaz atının ayağından fırlayan taş buradaki ağaca saplanmıştı.Daha sonraları buraya yeniden çınar dikilmiş ve 300 yaşındadır.

Eyüp Sultan Çınarı ; Fatih Sultan Mehmet İstanbul kuşatmasında(1453), aklına İslam ordularının İstanbul kuşatmalarında şehit düşen 29 sahabeden (Hz. Peygamberi(SAV) gören ve onunla birlikte hareket eden anlamında) en bilineni ve Hz.Peygamberimizin Sancaktarlığını yapan Eyüp Sultan (Ebu Eyyüp Halid b.Zeyd el-Ensari)’ın kabrinin bulunmasını Hocası Ak Şemsettin’den ister. Eyüp Sultan 668-669 İstanbul kuşatmalarında şehit düşer. Ancak kabri (Doğal olarak Sur dışındaydı) İstanbul’un Latinler tarafından İşgal yıllarında (1204) tahrip edilerek kaybolmuştu. Ak Şemsettin rüyasında kabrin yerini görmüş ve ertesi gün hemen kabrin baş tarafına bir çift çınar diktirmiştir. Hocasının sezgilerini denemek isteyen sultan, çınarları söktürerek yerlerini değiştirmiş ve sökülen yere de kendi yüzüğünü bırakmıştır. Ertesi gün Fatih Devlet erkanıyla kabir mevkiine giderek hocasından kabrin yerini sorar. Ak Şemsettin doğrudan sökülen çınarların yerine gider. Fatih’in “Emin misin hocam ?” yeni sorusunu ; Ak Şemsettin ;” Elbette eminim işte şurada toprak içinde bir yüzük ve iki kulaç derinlikte de bir mezar taşı görüyorum” diye cevaplayınca ; Fatih çınarların eski yerine dikilmesini emreder. Ancak Ak Şemsettin müdahale ederek "bırakın orada kalsınlar Eyüp Sultan hazretleri orada gasledilmişti, orası kutsal bir mahaldir" der. İstanbul’un fethinden sonra buraya büyük bir külliye inşa edilmiştir. Bundan sonra Padişahlar kılıç kuşanma merasimlerini burada yapmışlar ve sünnet törenlerinden önce de ziyaret geleneği başlamıştır. Eyüp Sultan Camii’nin dış avlusunda bulunan çınarın çapı 2 metre 87 santim, boyu 20 metre ve yaşı ise 600 yıla yakın olup Fatih zamanında dikilmiştir.

Şehzadebaşı Çınarı ; Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmet adına 1544-1548 tarihleri arasında Mimar Sinan tarfından yapılan Şehzade Camii ve külliyesi (Sinan’ın çıraklık eseri)içindedir. Külliye ile yaşıt, çevresi 5 metre, çapı 1,60 metre ve boyu 10 metre’dir.

Katil Çınar(Çengelköy) ; Anadolu yakası Çengelköyde, Çengelköy karakolu’nun arkasında ve şu anda çay bahçesinde bulunmaktadır. Yaklaşık 500 yaşında ve boyu 15 metredir.Çınardan fırtına ile kopan büyük bir dal bahçede oturan bir kişinin ölümüne neden olduğundan bu ismi almıştır.

Valide-i Atik Çınarı: Üsküdar’ ilçesinde Valide-Sultan koru’su içinde bulunan bu çınar, padişah II. Selim’in eşi , III. Murad’ın annesi olan Nurbanu Valide Sultan tarafından 1570-1579 yılları arasında yaptırılan külliye ile yaşıt olan çınarlar valide sultan tarafından diktirilmiştir.

Aşıklar Çınarı: Üsküdar ilçesi Bulgurlu da Üç pınarlar mevkiinde ; 200 yaşında, 10 metre boyunda ve 2 metre çapındadır.Türk Sanat Müziğinin meşhur şarkısı “ o ağacın altı .. “ burada bestelenmiş(1970) ve gölgesinde mevsimler boyu oturulan, sevgililerin buluşma yeri olaraktan bu isim verilmiştir.

Beykoz Çınarları: (Fatih çınarları-zafer çınarları):Bu çınarlar Fatih zamanında dikilmiştir.Fatih bu yörede avlanırken Tokat’ın fethedildiğinin(İlk fethi Yıldırım Beyazit zamanında yapılmıştı) haberini alır.Burada bir av köşkü yaptırır (Yüzyıl başında yok olmuştur)ve etrafına zaferin anısına Çınar ağaçları diktirir.

Midillili Ali Reis Çınarı: Beykoz ilçesi Anadolu Kavağı merkezindeki Midillili Ali Reis Camii Avlusu’nun dışında bulunanmaktadır.2 metre çapına sahip bu Çınar caminin yapıldığı 1580’li yıllarda Padişah IV. Murat zamanında dikilmiştir.

Kabataş-Beşiktaş-Ortaköy yolu çınarları ; Bugünkü Dolmabahçe,Kabataş,Çırağan caddeleri ile Ortaköy ve Bebek parkına kadar uzanan sahil yolunda 700’e yakın çınar ağacı bulunmaktadır. Eskiden bu çınarlar ta Sarıyer’e kadar devam ediyormuş.BU çınarları yaşları 100 yıllıktır.

Kabakoz Çınarı: Şile ilçesi Kabakoz köyünde 1999 yılındaki depremde yıkılan ve bugün mevcut olamayan eski cami avlusundaki (halen köy meydanı) su kaynağı yanındadır. Çınar 600 yaşında,12 metre boyunda olup,çevre genişliği 10 metredir.Köy tarihinde çok önemlidir. İstanbul’un işgal yıllarının acılarına tanıklık etmiştir. İstanbul'un işgali sırasında, 1920 yılında, İtilaf ordularınca köy ‘ü basan işgal askerleri köy sakinlerini bu ağacın dallarına bağladıkları ve kendilerinden para ve altın topladıkları sözlü tarihten anlaşılmaktadır.
İstanbul’ da örnek olarak anlattığımız çınarlardan başka ; Sarıyer Orman Fakültesi çınarı,Sarıyer-Emirgan çınarları, Büyükdere çınarı(Sultan 2.Mahmut bu çınarların altında Yeniçerilerin oyunlarını seyretmiştir), Beyazıt Çınarı(Cellat çınarı)( Sahaflar çarşısının girişindedir.İdamların infazı burada yapıldığından), Kırımlı Çınarları(Çatalca –Subaşı köyü-900-1000 yaşında) Koca Mustafa Paşa Camii çınarı(1300 yaşında),Yeniçeri çınarı(Topkapı sarayı avlusunda Yeniçerilerin törenlerde bulunduğu yerde olduğundan bu ismi almıştır)), Gülhane (Taşlı) çınarı,Büyükada çınarları,Kınalı ada çınarı,Burgaz ada çınarı,Fenerbahçe parkı çınarı,Çekmeköy çınarları,Kadıköy çınarları,Kartal çınarları,Maltepe çınarları,Pendik çınarları,Şile çınarları,Tuzla çınarları,Üsküdar çınarları bir grup oluşturmaktadır.
Yalova Çınarları :Yürüyen Köşk Çınarı ; Ataürk,Yalova’daki Atatürk çiftliğine 1929 yılında ,bahçesinde mevcut bulunan büyük çınarın yanına bir köşk yaptırır. Yalova’ya 1936 yılındaki gelişinde Millet Çiftliği’ndeki köşkün pencerelerini zarar vereceği için yanındaki çınarın dalının kesileceğini görünce derhal müdahale eder. Ağacın bir tek dalının bile kesilmesine tahammül etmeyen Atatürk köşkün ağaç yanından taşınmasını emreder. Bu vazife İstanbul Belediyesi Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi’ne verilir.Temeller açılarak ray döşenerek köşk doğuya doğru 4 metre kaydırılır.Daha sonra Atatürk’ün vasiyetine göre Millet’ e bağışlanan Köşk halen müze olarak kullanılmaktadır. Yürüyen Köşk Atatürk bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’ arazisi içindedir. Bu Enstitü Atatürk’ün 1920'li yıllarda hayata geçirdiği Türk Tarımın ileri tekniklerle donatılması gibi ileri teknolojik çalışmalar öncülük etmiştir.
Yalova-Termal Yolu üzerindeki Çınar Ağaçları 1930 yılında dikilmiş ve tescillidir.Yalova–kurtköy Kapalı çınar mesire yeri anıt çınarıdır.Çınar ,700-800 yaşında ,çevresi 22 metre genişliğindedir.

Diğer çınarlarımız : 
Kırklareli -Vize Çakıllı çınarı (Osmanlı Seferlerinde ilk durak yerindedir), Karadeniz Ereğli Fetih çınarları (Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla İstanbul’un fethinden sonra dikilmiştir. 550 yaşlarında ve 8 adet kalmıştır.), İzmit -Darıca çınarı(900-1000 yılıık), Isparta -Yalvaç Çınarı(Çevresi 19 metre, 1100 yaşlarındadır), Muğla –Marmaris bayırköy çınarı (2000 yıllık), İzmir-Salihli Bozdağ Subatan Yaylasında bulunan Doğu Çınarı, İzmir -Beyköy, Beydağındaki Mengerli Çınarı,İzmir –Bayındır Kızıloba çınarı (Aslan Kavak olarak da anılan, 22 metre çevre genişliğinde), Antalya –Kemer Gedalma çınarı (2500 yıllık), Hatay-Samandağ Hıdırbey çınarı (Musa ağacı olarak da bilinen 800-1000 yaşında ve çevre genişliği 20 metredir.) Bartın Hasan kadı çınarı(400 yaşında iki adet). Burdur Ağlasun çınarı(11 metre yüksekliğinde,10 asırlık), Belenözü çınarları (430-450 yaşında,28 metre boyundadır), Denizli Elmalı Köyü çınarı (2 adet olup en büyüğü 640 yıllık olup genişliği 8.40 metredir.) Kastamonu-Bozkurt Beldeğirmeni köyü çınarı (800 yaşında,50 metre boyunda ve 9 metre çevre genişliğindedir.Balıkesir –Edremit  Güre mahalle çınarı.800-900 yaşlarnda,11,5 metre kalınlığında ve 45 metre boyundadır.Çanakkale  Merkeze bağlı Elmacık Köyündeki tarihi çınarların yaşları yüzün üzerinde 15 çınar ağacı bulunmaktadır.
Türkiye‘de bulunan Ulu çınarları anlatmaya çalıştım.Bu gün çeşitli kurumlar bu konuda bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama henüz yeterli seviyeye ulaştığını söyleyemeyiz. Konu yerel yöneticilere bırakıldığında her şehir farklı uygulamalar yapabilecektir. Oysa ki Ulu Çınarların genç nesillere tanıtılması ve ağaç sevgisinin aşılanması çok önemli bir gelecek tutkusu olarak ele alınmalıdır. Yani Milli bir proje haline getirilmeli ve uygulanmalıdır. Bugüne kadar yakılan, kesilen veya doğal koşullardan dolayı harap olan edilen binlerce çınar ağacının anısına ve şanlı tarihimizin anısına gelecek nesiller için bunu yapmak zorundayız. Bugün halen Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine tanıklık etmiş çınarlarımız bizlere emanet edilmiştir. Hep birlikte sahip çıkalım, geçmişte nasıl şehzadelerimiz çınaraltında büyüdüyse ,gelecek nesillerimizide sağlıklı ve huzur veren “Ulu Çınarlar” altında büyütelim.

Torunlarımızı Ulu çınarlar altında nasıl büyüteceğiz ? Yukarıda bahsettiğimiz üzere her dönem tarihe tanıklık eden ve tanıklığa devam etmekte olan Ulu çınarlarımız için önemli çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Ulu Çınar Envanteri ; Bu konuda en kapsamlı envanter çalışması İstanbul’un tüm ulu ağaçlarını kapsayacak şekilde yapılmıştır.Benzer çalışma, yukarıda örneklemeye çalışıldığı üzere tüm şehirlerimiz taranarak süratle tamamlanmalıdır. Tescil işlemleri yapılarak anıt olanlar ve anıt adayları yerel yönetimlere zimmetlenmelidir. İstanbul boğazının her iki yakasında bulunan tarihi koruluklarda çok sayıda Ulu Çınar,anıt ağaçlar ve tropikal bitkiler bulunmaktadır. Bunları gelecek nesiller görebilecek mi? Yoksa New York daki gibi heyula gökdelenler mi görecekler? Buna göre şimdiden önlemler ve koruma çalışmalarına başlanmalıdır.

Ulu Çınarların geleceğe aktarılması ; Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı "TARİHİ ÇINARLARIMIZ GELECEĞE AKTARILIYOR" projesi kapsamında Osmanlı Döneminden kalan ve kentin sembolü olan 8 çınarın tohumları(Çelikleme yöntemiyle) Bursa’nın her yerine dikilerek çoğaltılacak.Bir diğer projede Kahramanmaraş veAB katkılı projesi ile “Tarihi Eserlerine Sahip Çık, Geleceğe Miras Kalsın” projesiyle hem Suluyayladaki Ulu çınar hemde Mencik kalesi korunacaktır.
Ulu Çınarların Bakımı ; Maalesef ulu çınarlarımızın büyük bir kısmı beton alanlar ile yapılar ve yollar arasına sıkışmış durumdadır.Kırılan dalları ve boş kovukları onarılarak ,etrafındaki beton alanlar temizlenerek ve büyük dalları direklerle desteklenerek hayat süresi uzatılmalıdır.

Yaşadığımız dönemde dikilen Ulu Çınarların geleceğe aktarılması ; Yaşadığımız dönemde dikilecek Ulu Çınarlar da geleceğe aktarılırsa tarihe tanıklık edeceklerdir.Bu yüzden Ulu Çınarların ve diğer anıtsal ağaçların çevre zararlarından etkilenmeyecekleri özel mekanlar şimdiden tespit edilerek planlama yapılmalıdır.Bunun için beton kaldırımlara binaların aralarına kesinlikle dikim yapılmamalı.Ecdadın yaptığı gibi geniş parklara ,meydanlara dikilerek kutsal vatan toprağına yani doğaya emanet edilmelidir.Özellikle koruma amaçlı gibi görünen etrafına beton dökülmesi gibi faaliyetler çınarlara zarar verecektir.Yaya kaldırımlara da dikilmesi durumunda bu sefer kökle kaldırıma zarar vermesi söz konusu olacaktır.

Ulu Çınarların tantımı ; Ulu çınarlarımız ve diğer anıt ağaçlarımız tanıtımına önce Okullardan başlayalım.Gelecek nesile ulu çınarları dolaysıyla ağaç ve tarih sevgisini kazandıralım.Gezi programlarına farkındalık amaçlı mutlaka Ulu Çınar’ları görülmesini ekleyelim.Yerel olarak Bu çınarlar için projeler geliştirelim.İkinci olarak turizm amaçlı yurtdışı tanıtım kampanyalarına tarihle bütünleşmiş “Ulu Çınar”larımıza yer verelim.

Şehirlerimizde tarihi mekanları ve “Ulu Çınar” ların doğal yapıyla örtüşen , sağlıklı ve bilinçlii nesillerimizi,geçmişte ecdadın yaptığı gibi “Ulu Çınar”ların altında büyütebilmeyi ümit ediyoruz.