15 Ocak 2025 Çarşamba

NAZIM'IN MOSKOVA YILLARI

  Nazım Hikmet'in Moskova Yılları 

                                                           *Rifat Günday 


NAZIM’IN MOSKOVA YILLARI  

Nâzım Hikmet RAN (Selanik, 15 Ocak 1902 – Moskova, 3 Haziran 1963) Bahriyeli subay olarak Hamidiye Kruvazörü’nde göreve başladı (1919) ,ancak kısa bir süre sonra   sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkartıldı.  1921-Ocak ayında Millî Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçtiyse de cephe görevi verilmedi. Bolu’da öğretmenlik yaptıktan sonra 1921- Eylül’ünde   Batum üzerinden Moskova’ya gitti (1. Moskova hayatı). Moskova işçi üniversitesinde okudu . Rus Devriminin ilk yıllarına tanık oldu ve 1924’ de Türkiye’ye döndü, bir yıl sonra yeniden Moskova’ya gitti (2.Moskova hayatı), 1928’e kadar kaldı. 1928’de döndüğünde şiirleri yüzünden tutuklandı ve birçok davadan  beraat eden Nâzım Hikmet, 1933’den itibaren , 1938’e kadar “gizli örgüt kurmak”  ve 1938 ‘de “orduyu ve donanmayı isyana teşvik” suçlarından tutuklandı. Bu konuda   Atatürk’e meşhur dilekçesini yazdı.Toplamda  on yedi yılı hapishanelerde geçer.   Genel Af Yasası’ndan yararlanarak, 15 Temmuz 1950 ‘de tahliye edildi. Hakkında yasal olarak yükümlülüğü olmamasına rağmen   askerliğine karar alınmasını, hayatına karşı bir tehdit gördüğünden 17 Haziran 1951’de İstanbul Poyrazköy açıklarında kendisini bekleyen  Romanya bandıralı Plehanov  şilebiyle  Türkiye’den ayrıldı. Romanya üzerinden uçakla Moskova’ya gitti(3.Moskova hayatı)2 9 Haziran 1951’de Moskova  Vnukovski  havalanında  büyük bir törenle karşılandı.(Soğuk savaş yıllarında moda ; Sovyet Rusya kontrolündeki ülkelerden yakayı kurtarıp batılı ülkelere sığınmaktı.Oysa ki Nazım  serbest seçimlerin yapılabildiği kendi ülkesinden , hiç seçim yapılmayan ve daimi olarak Köminist Partisi tarafından yönetilen kapalı bir ülkeye iltica ediyordu)Nazım , 25 Temmuz 1951 tarihinde, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkartıldı. 1952 yılında Çin ziyaretinde kalp krizi geçirdi. Ölümüne kadar pek çok ülkeye seyahatler yaptı, konferanslar verdi, şiirlerini okudu. Vatansız kalan Nazım vatandaşlık başvurusu yaptığı   Polonya hükumeti tarafından 5 Ekim 1955’te “Borzecki” soyadıyla birlikte vatandaşlık verildi. 3 Haziran 1963 günü sabahı Moskova’daki evinde ikinci kalp kriziyle vefat etti.  Moskova’da Novodeviçi Mezarlığı’nda gömüldü. Nazım’a   Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun 5 Ocak 2009 tarihli kararıyla ancak 58 yıl sonra Türk vatandaşlığı geri verilmiştir.

Nazım Hikmet Sovyetler Birliği'nde (Hayatının 3. Moskova dönemi) yazlık olarak kendisine tahsis edilen Moskova’nın batısında kırsal bölgedeki Setun nehri kıyısında Peredelkino yazarlar kasabasında , kışlık olarak da Sokol bölgesinde Pesçenaya mahallesinde (Moskova doğusunda)2.Pesçenaya sokağındaki “kibrit kutuları gibi üst üste yapılmış denilen” Sovyet dönemi apartman dairesinde yaşıyormuş.Nazım’a ayrıca bir araba da tahsis edilmiş.Masrafları Rusya yazarlar birliğince karşılanıyor olmasıyla birlikte ,yani kısaca proleter dünyanın merkezinde lüks denilebilecek bir hayatı varmış.Nazım daha sonraları da yeni eşi Vera Tulyakova (Hikmet) ile hayatını Moskova'da sürdürdü. Türkiye dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan,Macaristan , Fransa ,Çekoslovakya , Küba , Azerbaycan ve Mısır gibi dünya ülkelerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşabilmiştir.

Bu arada Moskova halkı için daça’ların hayati önem taşıdığına bende tanık oldum. Hafta sonları herkes daça’lara akın ediyordu.Peredelkino’da o (Rusça : Переделкино) yazlık evi(Daça- bir tür ahşap ev) ki burada ünlü yazarlar ve şairler için bir kasaba kurulmuştu.(Gorki’nin önerisiyle Stalin döneminde kurulmuş)Daça modası Stalin döneminde köylerin boşaltılıp devlet çiftliklerine dönüştürülmesiyle topraksız kalan köylülerin geçmişlerine duyulan bir özlem olarak özellikle “Glasnost” döneminden sonra tüm doğu bloku ülkelerinde yaygınlaşmıştır.

Nazım’ın kendi adıyla bir kütüphanesi olduğunu duyunca görmek için planlama yaptım. Nazım Kütüphanesi kışlık evine çok yakın bir noktada bulunan 1.pesçenaya sokağındaki (Ulitsa Novopesçayana) 59 numaralı kütüphaneye son zamanlarında uğrarmış.Bu kütüphaneye Rinma Kazakova gibi ünlü Sovyet şair ve yazarlarda uğrarmış. Dönemin Moskovalı Nazımseverlerin girişimleriyle Nazımın ölümünden çok sonraları 1981 yılında “Nazım Hikmet Kütüphanesi” ismi verilmiş.Benim Moskovayı ziyaret günlerimde Moskova’da Nazım izlerini sürmeye çalıştığımda yaşadığı ev duruyormuş ancak oturanlar olduğundan ziyaretçi kabul etmiyorlarmış.Nazım Hikmet Kütüphanesi de yeni nesiller Nazımı pek tanımadıklarından daha tam düzenleme yapılmadığından orası da ziyarete kapalıymış.


Nazım Hikmet’in Moskova’da yazdığı şiirler aklıma geldi.Acaba bu şiirleri nerelerde yazmış olabilirdi.Kızılmeydan’dan geçerken buranın görkeminden “Lenin” şiirini burada yazmıştır diyebiliyordum. Sonra aklıma “..Karlı Kayın Ormanında Yürüyorken …” şiiri geldi.Moskova’da kaldığımız mekan Kremlin’le nerdeyse burun burunaydı. arada sadece Moskova nehri ile birkaç tarihi bina vardı ama evin penceresinden Kremlin’in meşhur kızılyıldızlı kulesi görünüyordu.Hemen nehrin karşısında da 1.Petro’nun gemi güverteli heykeli yer alıyordu.İşte bu mevkiye en yakın park Gorki park’tı.(Maksim Gorky) Moskova halkının en çok vakit geçirdiği,spor ve yürüyüş yaptıkları yaklaşık 150 hektarlık devasa parktı.(9 Mayıs Zafer Günü bayramlarının 3.kısmı bu parkta yapılırken izlemiştim.İlk töreni Park Papedi’deki sönmeyen ateşte , 2.sini ve asıl kutlamayı Kızıl Meydanda yapıyorlardı) Gorki parkta da çoğunluğu kayın türleri olmak üzere çok sayıda yapraklı ağaçlar vardı.Acaba bu şiiri burada yazmış olabilir miydi? Bu konuda tam bir bilgi edinemedim ancak dikkatimi çeken olay Gorki park ile Perendiko’ki daça mahallesi aynı istikamette yani batıda olduğudur.Fakat Gorki park metro halkalarının içinde (Moskova iç içe 4 halka şeklinde planlanmış olup halka tabiri metro’nun da yer altında daire şeklinde ve Moskova’yı sarması ve yer üstünde de geniş karayolu şeklinde olmasıydı)Peredriko ise halkaların çok dışındaydı.Ancak Gorki parkı görüp , Peredriko’yu göremediğimden ben bu şiirin yazılış yerini bu parka yakıştırmıştım.

Moskova’da çok yoğun bir Türk nüfusu var.Bunların bir kısmı Türkiye’den gelenler ki çoğunluğu Türk inşaat ve otomotiv beyaz eşya gibi firmalarda çalışıyor.Ancak esas çoğunluk eski Türk Cumhuriyetlerinden gelenler.Hatta Tacikler ve Pakistanlılar bile neredeyse hepsi Türkçe konuşabiliyor. Burada pazarlarda hakim gruplar genellikle Türk toplulukları .Ancak hemen belirtmeliyim Moskova’da ; Moğol, Hintli ,Afgan ve Pakistanlılar ise sevilmeyen gruplar. Yeri gelmişken belirteyim çok sayıda Uluslararası hiper-marketler var Moskova halkının en çok çalışmak istediği işler bu marketlerde çalışmakmış.En sevmedikleri işler ise inşaat ve dökümhane işleriymiş.

Moskova’da yine yine şair ve yazarların takıldığı bir Kafe varmış , adı “Kafe Margarita” diye bir yer. Çok küçük bir yer olduğundan rezervasyonla gittik Ünlü Rus yazar Mihail Bulgakov’un “Master and Margarita “kitabı anısına açılmış olan küçük bir müzikli restoran. Bulgakov’un eserlerini hatırlatıcı düzenlemeler ve tasarımlar yapılmış, duvarlar çeşitli kitaplarla kaplanmış bir mekan.Margarita Kafe’nin iç köşesinde bir Kemancı ve bir piyanist “Kalinka ” çalıyorlardı . Orada mihmandarlarımızın arkadaşları Türklerden en eskisi hemen “Glasnost”başlayınca ilk gelenlerden olduğundan Moskova’yı çok iyi biliyor.Dedi ki burası çok meşhur bir yer , bir çok ünlü yazar ve şairin uğrak yeri.Şimdi Avrupalı turistler buraya gelen sevdikleri yazarları anmak için geliyorlarmış.Nazım’da buraya gelmiş olabilir dedi.Konuyu biraz da diplomatik kaynaklardan araştırınca böyle bir kayıtları olmadığını söylediler. Acaba Nazım da gitmişmiydi..Ama Nazım’a dair bir şey burada duymadık. Anladığım kadarıyla Yeni Moskovalılar Nazım’ı pek tanımıyorlar. Zaten Moskova’ya giden Türkler’de en çok Nazım’ın mezarını ziyarete gidiyorlarmış.Bunca aramadan sonra Nazım’ın mezarını ziyaretten başka seçeneğim kalmamıştı.
Nazım’ın bu 3. Moskova günleri doğal olarak ilginçliklerle dolu geçmiş.Bir kere öneki ziyaretlerinden farklı olarak her şey Stalin oligarşisine endeksli.Oysa Nazım ne hayallerle gitmişti.Yani Nazım Moskova’da Kominizm’in teorideki durumuyla fiilen uygulandığı Moskova’daki farkını bizzat gözleriyle görmüş , üstelik “İvan İvanoviç varmıydı ? yokmuydu? Oyunu da yasaklanmıştı.Batılıların deyimiyle seçimle iktidarın değişebildiği özgür bir ülkeden (Türkiye’den) hiç seçim yapılmayan “demir yumrukla “ yönetilen bir ülkeye(S.S.C.B). gelmiş ama ilginç durum : Nâzım Hikmet’in Stalin yönetiminin Rusyaya getirdiği kaotik oligarşik yapıyı Yazarlar Birliği tarafından onuruna verilen bir yemekte ancak anlayabilecğiydi. Nazım Yemekte, “On günde on piyes gördüm. Daha doğrusu on gün boyunca değişik sahnelerde değişik adlarla oynanan oyunları izledim. Hepsinin sonlarında aynı basmakalıp sözlerle Yoldaş Stalin övülüyor” diyerek Nazım eleştirince Konstantin Simonov, “Biz Yoldaş Stalin’e dalkavukluk etmiyor, kendisini yürekten seviyoruz. sizin de böyle konuşmanıza izin veremeyiz.” Diyerek sertçe karşılık vermiştir. Daha ilginci ise ,eleştirmek istediği rejimin totaliter ve dünyanın en kanlı lideri Stalin’e övgü dolu şiir yazmak zorunda kalırken,Nazımla irtibat kurmak için 1952'de maça- Moskova'ya giden Fenerbahçe takımının kaptanı Fikret Kırcan'la haber gönderen Başbakan Adnan Menderes "Nazım'a söyleyin vatanına dönsün" diyen T.C Başbakanı Menderes’i ve ülkesini kötüleyen şiir yazmasıydı.

Tabii bir miktarda Batı ülkelerini ve Türkiye’yi kötüleyen Sovyet Propaganda filmlerinde Sovyet sistemini övmüştür.Ancak hakkını verelim Nazım Stalin’in yaratmış olduğu durumdan memnun olmadığı için Sovyet Propagandasının her dediğini yapmamış olduğunu söyleyebiliriz.Ancak bütün bunlar Nazım’ın Moskova’da ve gittiği her ülkede adım adım takip eden Sovyet Gizli servisi Beria ‘nın(KGB ‘nin öncüsü) verdiği korku onun psikolojisini çok etkilemiştir.Nazımın Moskova günlerini tam anlayabilmemiz tabi ki çok zor.Ancak o dönemin dünya koşullarınıda göz önüne almalıyız.Nazım Moskovaya geldiğinde Soğuk savaş yeni başlamıştı.Türkiye 2.dünya savaşına girmedi ama 1945’lerden itibaren Sovyet tehditini hissetmesiyle Nato’yu bir kurtuluş olarak görmüştü.Türkiye de Nato’yla birlikte Sovyet yayılmacılığının önüne geçmeye hevesliydi ve bu amaçla Kore’ye asker göndermiştik.Nazım’da ayni dönemde Prag gezisindeyken yanı başında Sovyet tankları Macaristanı işgal ediyor ve binlerce Macar yurtsever öldürülüyor.Mesele bununla ilgili Nazım’ın hiç şiirinin olmaması da Nazım’ın durumunu sanıyorum ortaya koyuyor.

 3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürüdüğü sırada, tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sovyet yazarlar birliği salonunda yapılan törene yerli ve yabancı yüzlerce sanatçı katıldı ve törenin görüntüleri siyah beyaz olarak kaydedildi. Ünlü Novadiviçi Mezarlığı 'nda (Rusça: Новодевичье кладбище) gömüldü

Ve Nazım’ın 3 dönem Moskova hayatının  son durağı yani mezarının ziyareti.Novadeviçi Moskova’nın Güney batısında yine Moskova nehrinin bir başka çığırında 3.ve 4.halkanın ortasında oldukça gitmesi zor bir yer olduğundan önceden planlama yaptık.Ziyaret günü Novadeviçi mezarlığına yaklaştığımızda çok şiddetli bir yağmura yakalandık.Ancak geri dönmeyi ve bir başka güne ertelemeyi istemedim.Araçta Bulabildiğim bir şemsiyeyle girişe geldik.Ancak görevliler Rusçadan başka bir dil bilmediklerinden Nazım’ı bilemediler yada ne demek istediğimizi anlamadılar.Yağmurun şiddetinden giriş kapısındaki Nazım yazısını da göremediğimden işaret edip soramadm.Şöyle etrafa bakınca bayağı önemli bir olduğu anlaşılıyordu ki UNESCO’nun dünya kültür koruma Mirası listesinde yeralıyordu.Bir tür Sovyetlerin devlet ve kültürünün mezarlığıydı.Giriş kısmında kendilerinin yakılmasını talep edenlerin küllerinin konduğu kapalı  raflar vardı.Neyseki çok geçmeden Türkçe konuşan elinde çiçekle birkaç kişi geldi.Belli ki Moskovayı bilen bir Türk , Türkiye’den gelenleri buraya getirmişti.Tabi onlarla birlikte yürüyerek ve bayan şemsiyesi  ile  yola koyulduk .Bizim gidiş istikametimizden önce karısı Vera Turyakova’nın granit taş tasviri sonra Nazım’ın tasvirini gördük.  Meşhur şiirlerinden biri olan Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam figürü siyah granitten yapılan mezar taşı üzerine tasvir edilmişti.


Nazım Hikmet 2020 yılında Moskova’da geniş katılımlı olarak anıldı.Aralarında Zülfü Livaneli ve Rutkay Aziz’in de yer aldığı kurucular tarafından Nazım Hikmet Vakfı kuruldu.Vakfın amacı Moskova’da Nazım Hikmet müzesi kurarak eserlerini ve hayatını sergilemek.Bu arada hemen belirteyim Moskova’da ben 100 cıvarında Rus Yazar ve şair adına düzenlenmiş ev/müzelere rastladım ve bir kısmını ziyaret ettim ki bunların çoğu Moskova’da yaşamış değillerdi.(Orijinal evi günümüze  gelebilen Tolstoy’un eviydi)

Nâzım Hikmet'in   hapis hayatının  sonunda Türkiye’den ayrılarak Sovyetler   Birliği'ne yerleşmişti. 1952’den yaşamını yitirdiği 1963’e kadar 11 yıl boyunca Sovyetler Birliğinde çalkantılı bir hayat yaşadı. 11 yıllık Moskova   hayatında memleket ve evlat özlemi içinde Sovyet dönemine tanık oldu ve bir kısmını şiirlerine yansıttı. Sonuç olarak  Türkçe şiirinin ustası olarak Nazım Hikmet  Moskova’da hatıralarıyla kaldı.      

                                                                                                           * Rifat Günday
                                                                                                            Baş öğrt.Tarih(E)  

Kaynaklar :

1-  Rifat Günday Moskova notları :    https://rifatgunday.blogspot.com/2017/06/moskovada-muzecilik-ve-turk-eserleri.html 

2-      https://t24.com.tr/haber/moskova-da-nazim-hikmet-kultur-ve-sanat-vakfi-kuruldu-buyuk-sair-yarin-online-programla-anilacak,881799

3-https://www.oggusto.com/sanat/sanatcinazim-hikmet-hayati-eserleri-ve/-bilinmeyenleri

                                     






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder