29 Kasım 2024 Cuma

TÜRKİYE'DE BATILILAŞMA

 TÜRKİYE'DE BATILILAŞMANIN NERESİNDEYİZ ? 

                                                                                    *Rifat Günday


TÜRKİYE’DE BATILILAŞMANIN NERESİNDEYİZ ?

Türkiye’de batılılaşma gündeme gelince aklımıza  ilk olarak Tanzimat Fermanıyla ilan edilen  Tanzimat dönemi(1839-1908) yenilikleri  geliyor. Devlet-i Aliyye’nin  böyle radikal bir değişim/yenileşme ihtiyacının gerekçesi o dönem batı dünyasındaki sanayileşme ve teknolojide ilerlemeler oluşturmaktadır. Oysa ki aynı dönemde Şark dünyasının büyük bir bölümü sömürgedir ,Osmanlı’da ise nüfus artışı durmuş ekonomik zorluklar ve yokluklar ön plandadır. Bu yüzden Batıdaki bu ilerlemenin kaynağının. batıda meydana gelen değişim ve yenileşmenin Osmanlıda da bu gelişmelere yenileşme yoluyla ulaşabileceği düşüncesiydi. Bu şartlar altında Tanzimat ilan ediliyor(3 Kasım 1839-Gülhane Parkı) ve Tanzimatla  çok büyük değişiklikler geliyor ; Müsadere (Devletin mala el koyması)sistemine son verilmesi ,örfi Hukuka son verilmesi(yargısız infaz),Eğitimde ve idari sitemde   nizamnamelerin başlatılması sayılabilir.  Devrin edebiyatçı ve aydınları  da bu kapsamda Avrupa’yı ve o dönem dünyada neler  olduğunu halka anlatmaya çalışmışlardır.

Bizim hemen aklımıza gelen batılılaşmadaki  Tanzimat vurgusundan önce elbette ki Türkiye’de  yenileşme ihtiyacı ortaya çıkmıştı.Osmanlı Devleti Girit kuşatmasında(1645-1669) Avrupa’yı hayran bıraktıracak şekilde çok yüksek askeri teknolojiler kullanarak Girit’in meşhur yıldız kalelerini fethedebilmeyi başarmışken ; 2.Viyana bozgunu sonrası devam eden Kutsal Roma – Lehistan -Venedik - Rus savaşlarında  (1683-1699) çok ağır kayıplar vermiş ve ilk defa toprak kaybetmiştir.Öyle ki bu süreçle başlayan gerileme   ancak Lozan antlaşmasıyla (24.7.1923) son verilebilmiştir.Kutsal ittifak savaşlarında bilhassa Avusturya ordusunun  yeni muharebe düzeninde  çakmaklı ve seri atışlı tüfekleri kullanması Osmanlı ordusunun mağlubiyetinde etkili olmuştu.İşte Viyana bozgunu sonrası  yaşanan mağlubiyetlerden  sonra Devletimizin ileri gelenleri batıdaki askeri gelişmelere ayak uydurmak zorunluluğuyla askeri alanda yenilik ve değişimler başlatmıştır.Yani bizde ilk yenileşme askeri amaçlarla ve teknik anlamda  hayata geçirilmiştir.(Subay okulu -Sürat Topçuları  -Yeni piyade sınıfları ..) Ancak askeri alanda ve sadece teknik amaçlı yapılan bu yeniliklere Yeniçeri ve Ulema tarafından karşı çıkıldığından (Bilhassa  3.Selim’in Nizam-ı Cedit ordusu) ayaklanma neticesinde Sultan 3.Selim tahttan indirilmiş  ve Nizam-ı Cedit Ocağı da kapatılmak zorunda kalınmıştır.(1807) 

Yerine gelen Sultan 2.Mahmut(1808-1839) ise çareyi Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmakla buldu.Tekrar tanzimat sonrasına dönersek ; yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi batılılaşmanın/yenileşmenin/islahatların ana amacı batıdaki bilim ve teknolojiyi Türkiye’ye getirmek olarak belirlense de bir müddet sonra  bilimle birlikte batı kültürü içimize girmeye başladı.Özellikle Tanzimat dönemi denince de Fransız ekolü mürebbiyeler bir döneme damga vurmuştur.Şimdi amacımız Medeniyet idi ama bu sefer batı kültürüyle karşılaşmış olduk.Batı kültürüyle birlikte bu sefer de Tanzimat karşıtı akımlar ortaya çıkacaktı:Yeni Osmanlıcılık, Pan İslamizm ve Panturkizm gibi.Bu dönemde bir de halk arasında geleneksel kültür araçlarına ;Ala-Turka , Avrupai kültür araçlarına da Ala-Franga tabir edilen ayrımlar görülmeye başlandı ki halen bu terimler zaman zaman kullanılmaktadır.



Batılılaşmayla birlikte toplumumuza Medeniyet ve Kültür kavramları da girmiş ve tartışmaları da bereberinde getirmiştir. O halde Medeniyet ve kültür ilişkisini açıklamaya çalışalım. Kültür, dilimize iki kaynaktan gelmiştir: Fransızca'dan ve İngilizce’den(Amerikan ). Fransızca kültürün Türkçe karşılığı İrfân, İngilizce  kültürün karşılığı, Medeniyettir .Eğitimci/sosyolog Nurettin Topçu’ya göre, “”kültürle medeniyeti birbirine karıştırdığımız için Batı taklitçiliğine başladık. Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden ibârettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür.””Şu halde batı kültürü ile bizim kültürümüzü de karşılaştırırsak : Avrupa Medeniyeti Roma  . Latin  ve Endülüs medeniyetinin karışımıdır. Bu karma medeniyet  kültürü  ile Hıristiyanlık felsefesi işlenerek, Reform ve Rönesans gibi büyük uyanışlardan geçerek Aydınlanma çağını yaratarak  bu günkü Batı uygarlığı doğmuştur Batı medeniyetinin esas unsurları; Bilim, onun hayata uygulanmasından ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir

Türk milletinin tarihini  derinden etkileyen olaylar :Yıkımlar ve  Büyük Göçler  ile Medeniyet değişiklikleridir. Türkler iki defa medeniyet değiştirmişlerdir. 9./10. Yüzyıllarda  kendi istekleriyle Müslüman olmuşlar ve İslâm medeniyetine damgasını vurarak zamanın en ileri ve yerleşik devletlerini kurmuşlardır. 18. Yüzyıldan  itibaren  de  yine kendi istekleriyle Batı Medeniyetine katılma çabası göstermişlerdir

“”Osman Turan'a göre Türklerin İslam medeniyetine girişleri ile Avrupa medeniyetine giriş teşebbüsleri arasında farklılıklar vardır. İslâm medeniyetine girerken din değiştirmişler fakat Batı medeniyetine girerken din değiştirmemişlerdir. Her ikisinde de ortak nokta millî kültürden kismen de olsa uzaklaşmamızdır. İslâm medeniyetine Arap ve Farslar da girdiği halde, onlar milli kültürlerini korumuşlar, fakat biz terketmişiz. Batı medeniyetine girerken yine Japonlar ve Ruslar milli kültürlerini korurken biz bırakmışız.””Burada hemen belirtelim Türkistan’ın batısı ile Türkiye’nin doğusunu birleştirmeyi başaran Büyük Selçuklunun resmi dilinin Farsça olması sadece dilimizi değil İslamî terimlerin de Arapça yerine Farsça tanımlanmasına yol açmıştır.(Söz gelimi Namaz . Oruç ,Peygamber  kelimeleri Farsçadır).Ancak ilk Müslüman Türk Devleti Karahanlıların resmi dilinin Türkçe olması ,Türkçenin ilerlemesine yani Milli Kültürümüze çok katkısı olmuştur.(Dîvȃnu Lugȃti't-Türk, Kutadgu Bilig ve Atebetü'l-Hakȃyık adlı Türkçe eserler) Türkiye’de Türkçeye dönüş ise Türkiye Selçuklularının yıkılması ile yerine kurulan beylikler döneminde Türk kültürü ve Türkçe daha çok gelişmiştir.(Söz gelimi Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe fermanı) Toparlarsam  İslamiyet’in kabulünden önceki Türk toplumlarının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarının şekillenmesinde de din ve inanışın önemli bir rolü olmakla birlikte  ana etken Türk Töresiydi.  Türkler,İslamiyet’i kabul ettikten sonra İslam uygarlığının etkisi altına girmiş ve zaman içerisinde onun gelişmesinde önemli roller üstlenmişlerdir.Fakat İslamiyetle birlikte İslam’a ait addedilen  bazı Bedevi adetleri de Türkiyede yerleşmiştir.Hemen belirtelim o sıralar Türk halkının çoğunluğu obalar halinde yaşadığından islâm’la birlikte Töre ve İslamiyet birlikte yürümüş , boylar vasıtasıyla günümüze kadar gelmiştir ,ancak yerleşik düzen şehirlerde böyle olmamış , töre kısmen terkedilmiştir.

Sosyolojinin babası diye hitap edilen Tunuslu İbni Haldun ünlü eseri Mukaddime’de toplumları; “”Bedevî (göçebe) ve hadarî (yerleşik) olmak üzere ikiye ayırmakta ve bedevî toplumların zamanla çeşitli ekonomik faaliyetler sonucu hadarîliğe(yerleşikliğe) geçiş yaptığını ve medenileşmeye başladığını söylemektedir.””Ancak tersi durumlarda tarih boyunca gerçekleşmiş : söz gelimi Sümer medeniyetini göçebe Akad’lar  bitirmiş ,Avrupadaki Roma medeniyetini de Barbar kavimlerin göçle yaptığı baskı sona erdirerek Avrupayı  karanlık Orta çağa itmiştir.Bizim kültürümüzde kullanılan Hürriyet kavramı da batıdan farklı anlamdadır.İslam Medeniyet tarihinde Türk  filozofu Fârâbî’ye göre”” kişinin, iyi olanı seçip yapabilmek için hem sağlıklı düşünme yeteneğine hem de irade gücüne sahip olması gerekir. Fârâbî’ye göre buna sahip insanlar “hür”dür. Aksi takdirde insan, köle tabiatlılardan olur.””Farabi'nin tanımda belirttiği üzere “hür” olmayan kimseler bazı ibadetlerinden muaf sayılmaları bundandır.

18.yüzyılda Türkiye’de kendi isteğimizle başlatılan batılılaşma çabaları çeşitli evreler halinde günümüze kadar uzanan ve her evresinde farklılık göstermekle birlikte Modernleşme; Batılı toplumsal yapılar doğrultusunda, birbirine bağlı olan pek çok alanda, çeşitli ve çok yönlü değişim ve yenilik hareketlerinden oluşmuştur.

Türkiye'de gündemde olan bir çok kavrama  yaklaşım gösteren Alev Alatlı, fikirleriyle, kavrayışıyla bu toprakların  ve Türk toplumunun  hassasiyetlerini kalemiyle  anlatmaya çalışan  entelektüellerinden biriydi. Alatlı tarih ve toplumlarda  hukukun yalnızca kağıt üzerindeki kurallar bütünü olmadığını, insanın ruhunu ve toplumu şekillendiren daha derin bir ahlak anlayışının gerekli olduğunu savunurdu. 
Alatlı :  Tarihi iyi bilmeden bugünü anlayamayacağımızı, taklit eden değil üreten bir millet olmamız gerektiğini, fikri hür bireyler yetiştirmenin bu ülkenin en büyük ihtiyacı olduğunu sık sık hatırlatıyordu.Son olarak Medeniyet tanımında artık Batı medeniyetinin   yönünü kaybetmiş gibi durduğu bir zamanda Türkiye'nin dünyanın iyiliği için yaşaması ve yaşatılması gerektiğini savunması Millî bir kültür algısı olarak kabul görmüştür.

Modernleşme kavramı tarihsel süreçte : medenileşme, asrileşme,muasırlaşma, Batılılaşma, Batıcılaşma, çağdaşlaşma gibi farklı isimler almış olmasına karşın tüm kavramların  hedefi aynı yönü, yani batıyı işaret etmiştir. Bu değişiklikler hem devlet hem de toplum yapımızı derinden etkilemiştir.Fakat Türk Tarihindeki bu ikinci medeniyet değişikliğinde , birincisinden farklı olarak din değişikliği olmamakla birlikte hakim batı kültürünün mayasında var olan hristyanlık öğretileri dolaylı yoldan bilhassa yabancı okullarda okuyan Türk çocuklarını olumsuz etkilemiş , adeta topluma yabancı bir kuşak ortaya çıkmıştır.Söz gelimi 1876 yılı baz alındığında Türkiye’deki orta/lise/Yüksek  düzey  yabancı ve azınlık okul sayısı 600 yakın iken , aynı dönemde ; Harbiye ,Mülkiye  gibi kurum idadileri  hariç sivil lise sayısı sadece 5 'tir.Bu yüzden batılılaşmanın 2.evresi sayılan 2.Abdülhamid döneminde idadi sayısı 109’ a çıkarılacaktır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Yasası ile yabancı ve azınlık okulların sayısı 23’e düşmüştür.Cumhuriyetle birlikte Batılılaşma hedefinde değişikliğe gidilmekle birlikte ana amaç Batı Medeniyeti olarak belirlenmiştir. Cumhuriyetimizn kurucusu Gazi Mustafa Kemal  Atatürk  “”Türkiye’yi  muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma hedefi “” belirlerken şu şarta bağlamıştır ki : “Türkiye Cumhuriyetinin Temeli Kültürdür”” Burada kastedilen Millî Kültürdür. Millî Kültürümüz : Türk toplumunun eski kültürünü yeni değerlerle kuvvetlendirmiş ve yeni bir hamle ile Türk tarihinden gelen  milli özellikler, İslamiyet‟in getirdiği dünya görüşü ve töre düzeniyle  birleşerek Karahanlı(Devlet-i Türkistan)  ,  Büyük Selçuklu , Türkiye  Selçuklu , Osmanlı  ve Türkiye Cumhuriyeti Devletlerini kurarak milli kültür ve medeniyetimizi   oluşturmuştur. Bir devletin sosyal yapısının temelinde o milletin ruhu vardır. Altı yüz yıllık Osmanlı  üç kıtada hükmeden en büyük Türk Devletinin  , topraklarının ve vergi gelirlerinin  yaklaşık  %90 ‘nı  .nüfusunun 3/2 sini . kaybetmesine rağmen yeniden diriliş göstererek hem bağımsızlığını kazanmış hem de Cumhuriyet atılımlarını gerçekleştirmiştir.

Türkiye Cumhuriyetinin  çağdaşlaşma olarak ifade edilen Modernleşme çabaları   Türkiye’de de sosyal, siyasal ve ekonomik yapının aynı amaçlar çerçevesinde biçimlendirilmesinin adı olmuştur. Modernleşme ile birlikte ortak bir dil(Türkçe) , tarih, kültür(Milli), değerler(Manevi)  oluşturulmaya çalışılmıştır. Tüm vatandaşların  millet ve vatandaşlık bağları ile bir araya getirilmesi planlanmıştır. Bu bağlamda halk, toplumsal sorunlarda ulusal bilinç çerçevesinde haberdar olacak, sorumluluk yüklenecek batı toplumlarında olduğu gibi Devlete vatandaşlık bağıyla bağlanacaktır.Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kurucu cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk bunu “”Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlikten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir..”” Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir..."


Geldiğimiz bu noktada Medeniyet evrensellik olarak kabul edilirken Kültür millî olarak kabul görülmektedir.Din sosyolijisi bağlamında çalışan ve eserler veren Alev Alatlı’da dünyada yeni bir aydınlanma çağının(2.Aydınlanma) gelmekte olduğunu görmüş toplumsal ve bölgesel sorunların ancak Türkiye merkezli çözülebileceğinden hareketle , Türkiye’nin Modernleşmesini ancak kendi kültürümüzle gerçekleşebileceğini “ savunmuştur.

                                                                                                        *Rifat Günday
                                                                                                         Baş öğrt.Tarih(E) 


Kaynaklar : 
1- Mehmet Beşirli- Osmanlı'da Modernleşme ve Aydınlar
2-Hasan Önder-Türkiye'de Batılılaşma ve Değerlerin araçlaşması
3-Aydın Sayılı -Atatürk ve Millî Kültürürmüz