TÜRKİYE'DE BATILILAŞMANIN NERESİNDEYİZ ?
*Rifat Günday
Türkiye’de batılılaşma gündeme gelince aklımıza ilk olarak Tanzimat Fermanıyla ilan edilen Tanzimat dönemi(1839-1908) yenilikleri geliyor. Devlet-i Aliyye’nin böyle radikal bir değişim/yenileşme ihtiyacının gerekçesi o dönem batı dünyasındaki sanayileşme ve teknolojide ilerlemeler oluşturmaktadır. Oysa ki aynı dönemde Şark dünyasının büyük bir bölümü sömürgedir ,Osmanlı’da ise nüfus artışı durmuş ekonomik zorluklar ve yokluklar ön plandadır. Bu yüzden Batıdaki bu ilerlemenin kaynağının. batıda meydana gelen değişim ve yenileşmenin Osmanlıda da bu gelişmelere yenileşme yoluyla ulaşabileceği düşüncesiydi. Bu şartlar altında Tanzimat ilan ediliyor(3 Kasım 1839-Gülhane Parkı) ve Tanzimatla çok büyük değişiklikler geliyor ; Müsadere (Devletin mala el koyması)sistemine son verilmesi ,örfi Hukuka son verilmesi(yargısız infaz),Eğitimde ve idari sitemde nizamnamelerin başlatılması sayılabilir. Devrin edebiyatçı ve aydınları da bu kapsamda Avrupa’yı ve o dönem dünyada neler olduğunu halka anlatmaya çalışmışlardır.
Yerine gelen Sultan
2.Mahmut(1808-1839) ise çareyi Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmakla
buldu.Tekrar tanzimat sonrasına dönersek ; yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi
batılılaşmanın/yenileşmenin/islahatların ana amacı batıdaki bilim ve
teknolojiyi Türkiye’ye getirmek olarak belirlense de bir müddet sonra bilimle birlikte batı kültürü içimize girmeye
başladı.Özellikle Tanzimat dönemi denince de Fransız ekolü mürebbiyeler bir
döneme damga vurmuştur.Şimdi amacımız Medeniyet idi ama bu sefer batı
kültürüyle karşılaşmış olduk.Batı kültürüyle birlikte bu sefer de Tanzimat
karşıtı akımlar ortaya çıkacaktı:Yeni Osmanlıcılık, Pan İslamizm ve Panturkizm
gibi.Bu dönemde bir de halk arasında geleneksel kültür araçlarına ;Ala-Turka ,
Avrupai kültür araçlarına da Ala-Franga tabir edilen ayrımlar görülmeye
başlandı ki halen bu terimler zaman zaman kullanılmaktadır.
Batılılaşmayla birlikte toplumumuza
Medeniyet ve Kültür kavramları da girmiş ve tartışmaları da bereberinde
getirmiştir. O halde Medeniyet ve kültür ilişkisini açıklamaya çalışalım.
Kültür, dilimize iki kaynaktan gelmiştir: Fransızca'dan ve
İngilizce’den(Amerikan ). Fransızca kültürün Türkçe karşılığı İrfân, İngilizce kültürün karşılığı,
Medeniyettir .Eğitimci/sosyolog Nurettin Topçu’ya göre, “”kültürle
medeniyeti birbirine karıştırdığımız için Batı taklitçiliğine başladık.
Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden
ibârettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer
hükümlerinin bütünüdür.””Şu halde batı kültürü ile bizim kültürümüzü de
karşılaştırırsak : Avrupa Medeniyeti Roma
. Latin ve Endülüs medeniyetinin
karışımıdır. Bu karma medeniyet kültürü ile Hıristiyanlık felsefesi işlenerek, Reform
ve Rönesans gibi büyük uyanışlardan geçerek Aydınlanma çağını yaratarak bu günkü Batı uygarlığı doğmuştur Batı
medeniyetinin esas unsurları; Bilim, onun hayata uygulanmasından ibaret olan
teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir
Türk milletinin tarihini derinden etkileyen olaylar :Yıkımlar ve Büyük Göçler ile Medeniyet değişiklikleridir. Türkler iki defa medeniyet değiştirmişlerdir. 9./10. Yüzyıllarda kendi istekleriyle Müslüman olmuşlar ve İslâm medeniyetine damgasını vurarak zamanın en ileri ve yerleşik devletlerini kurmuşlardır. 18. Yüzyıldan itibaren de yine kendi istekleriyle Batı Medeniyetine katılma çabası göstermişlerdir
“”Osman Turan'a göre Türklerin
İslam medeniyetine girişleri ile Avrupa medeniyetine giriş teşebbüsleri
arasında farklılıklar vardır. İslâm medeniyetine girerken din değiştirmişler
fakat Batı medeniyetine girerken din değiştirmemişlerdir. Her ikisinde de ortak
nokta millî kültürden kismen de olsa uzaklaşmamızdır. İslâm medeniyetine Arap
ve Farslar da girdiği halde, onlar milli kültürlerini korumuşlar, fakat biz
terketmişiz. Batı medeniyetine girerken yine Japonlar ve Ruslar milli
kültürlerini korurken biz bırakmışız.””Burada hemen belirtelim Türkistan’ın
batısı ile Türkiye’nin doğusunu birleştirmeyi başaran Büyük Selçuklunun resmi
dilinin Farsça olması sadece dilimizi değil İslamî terimlerin de Arapça yerine
Farsça tanımlanmasına yol açmıştır.(Söz gelimi Namaz . Oruç ,Peygamber kelimeleri Farsçadır).Ancak ilk Müslüman Türk
Devleti Karahanlıların resmi dilinin Türkçe olması ,Türkçenin ilerlemesine yani
Milli Kültürümüze çok katkısı olmuştur.(Dîvȃnu Lugȃti't-Türk, Kutadgu Bilig ve
Atebetü'l-Hakȃyık adlı Türkçe eserler) Türkiye’de Türkçeye dönüş ise
Türkiye Selçuklularının yıkılması ile yerine kurulan beylikler döneminde Türk
kültürü ve Türkçe daha çok gelişmiştir.(Söz gelimi Karamanoğlu Mehmet Bey’in
Türkçe fermanı) Toparlarsam İslamiyet’in
kabulünden önceki Türk toplumlarının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel
yapılarının şekillenmesinde de din ve inanışın önemli bir rolü olmakla
birlikte ana etken Türk Töresiydi. Türkler,İslamiyet’i kabul ettikten sonra
İslam uygarlığının etkisi altına girmiş ve zaman içerisinde onun gelişmesinde
önemli roller üstlenmişlerdir.Fakat İslamiyetle birlikte İslam’a ait
addedilen bazı Bedevi adetleri de
Türkiyede yerleşmiştir.Hemen belirtelim o sıralar Türk halkının çoğunluğu
obalar halinde yaşadığından islâm’la birlikte Töre ve İslamiyet birlikte
yürümüş , boylar vasıtasıyla günümüze kadar gelmiştir ,ancak yerleşik düzen
şehirlerde böyle olmamış , töre kısmen terkedilmiştir.
Sosyolojinin babası diye hitap edilen
Tunuslu İbni Haldun ünlü eseri Mukaddime’de toplumları; “”Bedevî
(göçebe) ve hadarî (yerleşik) olmak üzere ikiye ayırmakta ve bedevî toplumların
zamanla çeşitli ekonomik faaliyetler sonucu hadarîliğe(yerleşikliğe) geçiş
yaptığını ve medenileşmeye başladığını söylemektedir.””Ancak tersi durumlarda
tarih boyunca gerçekleşmiş : söz gelimi Sümer medeniyetini göçebe Akad’lar bitirmiş ,Avrupadaki Roma medeniyetini de
Barbar kavimlerin göçle yaptığı baskı sona erdirerek Avrupayı karanlık Orta çağa itmiştir.Bizim
kültürümüzde kullanılan Hürriyet kavramı da batıdan farklı anlamdadır.İslam
Medeniyet tarihinde Türk filozofu Fârâbî’ye göre”” kişinin, iyi
olanı seçip yapabilmek için hem sağlıklı düşünme yeteneğine hem de irade gücüne
sahip olması gerekir. Fârâbî’ye göre buna sahip insanlar “hür”dür. Aksi
takdirde insan, köle tabiatlılardan olur.””Farabi'nin tanımda belirttiği üzere “hür”
olmayan kimseler bazı ibadetlerinden muaf sayılmaları bundandır.
18.yüzyılda Türkiye’de kendi
isteğimizle başlatılan batılılaşma çabaları çeşitli evreler halinde günümüze
kadar uzanan ve her evresinde farklılık göstermekle birlikte Modernleşme;
Batılı toplumsal yapılar doğrultusunda, birbirine bağlı olan pek çok alanda,
çeşitli ve çok yönlü değişim ve yenilik hareketlerinden oluşmuştur.
Alatlı : Tarihi iyi bilmeden bugünü anlayamayacağımızı, taklit eden değil üreten bir millet olmamız gerektiğini, fikri hür bireyler yetiştirmenin bu ülkenin en büyük ihtiyacı olduğunu sık sık hatırlatıyordu.Son olarak Medeniyet tanımında artık Batı medeniyetinin yönünü kaybetmiş gibi durduğu bir zamanda Türkiye'nin dünyanın iyiliği için yaşaması ve yaşatılması gerektiğini savunması Millî bir kültür algısı olarak kabul görmüştür.
Modernleşme kavramı tarihsel süreçte :
medenileşme, asrileşme,muasırlaşma, Batılılaşma, Batıcılaşma, çağdaşlaşma gibi
farklı isimler almış olmasına karşın tüm kavramların hedefi aynı yönü, yani batıyı işaret
etmiştir. Bu değişiklikler hem devlet hem de toplum yapımızı derinden
etkilemiştir.Fakat Türk Tarihindeki bu ikinci medeniyet değişikliğinde , birincisinden
farklı olarak din değişikliği olmamakla birlikte hakim batı kültürünün
mayasında var olan hristyanlık öğretileri dolaylı yoldan bilhassa yabancı okullarda
okuyan Türk çocuklarını olumsuz etkilemiş , adeta topluma yabancı bir kuşak
ortaya çıkmıştır.Söz gelimi 1876 yılı baz alındığında Türkiye’deki
orta/lise/Yüksek düzey yabancı ve azınlık okul sayısı 600 yakın iken
, aynı dönemde ; Harbiye ,Mülkiye gibi
kurum idadileri hariç sivil lise sayısı
sadece 5 'tir.Bu yüzden batılılaşmanın 2.evresi sayılan 2.Abdülhamid döneminde
idadi sayısı 109’ a çıkarılacaktır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra
çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Yasası ile yabancı ve azınlık okulların sayısı 23’e
düşmüştür.Cumhuriyetle birlikte Batılılaşma hedefinde değişikliğe gidilmekle
birlikte ana amaç Batı Medeniyeti olarak belirlenmiştir. Cumhuriyetimizn
kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk “”Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin
üzerine çıkarma hedefi “” belirlerken şu şarta bağlamıştır ki : “Türkiye
Cumhuriyetinin Temeli Kültürdür”” Burada kastedilen Millî Kültürdür. Millî
Kültürümüz : Türk toplumunun eski kültürünü yeni değerlerle kuvvetlendirmiş ve
yeni bir hamle ile Türk tarihinden gelen
milli özellikler, İslamiyet‟in getirdiği dünya görüşü ve töre düzeniyle birleşerek Karahanlı(Devlet-i Türkistan) ,
Büyük Selçuklu , Türkiye Selçuklu
, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti
Devletlerini kurarak milli kültür ve medeniyetimizi oluşturmuştur. Bir devletin sosyal yapısının
temelinde o milletin ruhu vardır. Altı yüz yıllık Osmanlı üç kıtada hükmeden en büyük Türk Devletinin , topraklarının ve vergi gelirlerinin yaklaşık
%90 ‘nı .nüfusunun 3/2 sini .
kaybetmesine rağmen yeniden diriliş göstererek hem bağımsızlığını kazanmış hem
de Cumhuriyet atılımlarını gerçekleştirmiştir.
Geldiğimiz bu noktada Medeniyet evrensellik olarak kabul edilirken Kültür millî olarak kabul görülmektedir.Din sosyolijisi bağlamında çalışan ve eserler veren Alev Alatlı’da dünyada yeni bir aydınlanma çağının(2.Aydınlanma) gelmekte olduğunu görmüş toplumsal ve bölgesel sorunların ancak Türkiye merkezli çözülebileceğinden hareketle , Türkiye’nin Modernleşmesini ancak kendi kültürümüzle gerçekleşebileceğini “ savunmuştur.